<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946</id><updated>2012-02-01T12:21:16.369-08:00</updated><category term='2008 Yılı'/><category term='belirtiyorum.com'/><category term='Zonguldak Menşeili'/><category term='2011 Yılı'/><category term='2010 Yılı'/><category term='İnternet Sitelerinden'/><category term='2003 Yılı'/><category term='Takımını Kur'/><category term='movie reviews'/><category term='yazdığım haberler'/><category term='2006 Yılı'/><category term='the oc fan kulüp'/><category term='Kompozisyon Ödülleri'/><category term='2009 Yılı'/><category term='dergilerde çıkan yazılarım'/><category term='Birgün Gazetesi'/><category term='2007 Yılı'/><category term='Kayıp Rıhtım'/><category term='zugga'/><title type='text'>Alper Kaya | Arşiv</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>331</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-3693283582823288523</id><published>2011-04-26T12:28:00.000-07:00</published><updated>2011-04-26T12:29:42.233-07:00</updated><title type='text'>Sakatlık Olmasaydı? 19 Nisan 2011 Spor Vitrini</title><content type='html'>&lt;span style="font-size: small;"&gt;İstanbul'da, İnönü Stadı'nda, Mustafa  Pektemek attığı golle takımını zorlu Beşiktaş deplasmanında 2-2 ile 1  puana kavuştururken Filip Holosko ise, attığı golle Karabük  deplasmanında takımını 1-0 öne geçiren gole imza atıyordu maç da 2-0  bitiyordu...  &lt;/span&gt; &lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;Bu iki isim, zorlu sakatlık süreçlerinden yüzyıllık bir patlama ile döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnceleyelim, Mustafa Pektemek 12 Şubat'ta gollerine başladı. 1-0'lık İBB  galibiyetinde özneydi. 26 Şubat'ta Ankaraderbisinde 4-2'lik galibiyette  de bir gol attı... 3 nisana kadar susan Pektemek, 3-0'lık Manisa  maçında son golü atan isimdi. Türkiye Kupası yarı finalinde İBB  karşısında attığı golse galibiyete yetmedi, tarihler 7 Nisan'ı işaret  ediyordu...&lt;br /&gt;3 günde bir gol serisini Kayseri karşısında da sürdüren Pektemek perdeyi  açan golü attı, skor ise 4-1'di. Son olarak da 15'inde İnönü  deplasmanında noktayı koyan golü attı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Holosko'ysa 19 martta 4-1'lik yenilgide İBB'nin Antep karşısındaki tek  golünü atarak başladığı serisine; 3 Nisan'da Buca galibiyetinde 2-1'e  getiren golü atarak devam etti. Tesadüftür ya, Türkiye Kupası yarı  finalinde İBB - Gençlerbirliği maçında Pektemek'e cevap veren isim  Holosko'ydu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Holosko gol atmasına karşın İBB Sivas'ı yenemezken skor 2-1, tarihler 10  Nisan’ı gösteriyordu. Sonunda ikinci galibiyeti Karabük deplasmanında  perdeyi açan golü atarak kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir düşünelim, Pektemek'le 4 galibiyet, iki beraberlikle takımını zorlu  bir süreçte sırtlarken Holosko da gole gitmekte zorlanan İBB için ilaç  gibi bir performans sergileyerek iki galibiyet ve bir beraberlikte pay  sahibi oldu... Sakatlıkları olmasaydı ve Pektemek sezon başından beri  Gençlerbirliği'nde as oynasaydı Gençlerbirliği; Holosko da ikinci  devrenin başından beri aktif oynayabilseydi İBB ne durumda olurdu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahası, bu perşembe -21.04.2011- bu ikili kozlarını son kez  paylaşacak... Birisi final oynayacak ve sakatlığının öcünü alacak. Ve  akıllarda bir soru takılıyor, Holosko Beşiktaş'tan kiralık gittiğine  göre finalde Beşiktaş'la eşleşme durumunda oyamama ihtimali olur mu?  Olursa Türk futbolunun büyük bir ayıbı olur peşinen bunu belirteyim. Ve  yarı finalde Ankara 19 Mayıs Stadyumu'nda bu ikili kozlarını paylaşırken  tribünde de iki taraftar grubu -Boz Baykuşlar ve Alkaralar- pankart  savaşı yapacaktır... Bu taraftar gruplarına dair görüşlerimizi de  gelecek yazılarda bol bol aktarırız. Perşembe Ankara'da, görüşmek üzere!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin de selamınızı söylerim Holosko'ya, Pektemek'e. Ama gol atmaktan beni dinlemeye vakit bulurlar mı; hiç bilmiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-3693283582823288523?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/3693283582823288523/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/04/sakatlk-olmasayd-19-nisan-2011-spor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/3693283582823288523'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/3693283582823288523'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/04/sakatlk-olmasayd-19-nisan-2011-spor.html' title='Sakatlık Olmasaydı? 19 Nisan 2011 Spor Vitrini'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-5751908099455955194</id><published>2011-04-26T12:26:00.000-07:00</published><updated>2011-04-26T12:27:35.568-07:00</updated><title type='text'>Genç 'Kurt' 22 Şubat 2011 Spor Vitrini</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;1987  doğumlu bir çocuk, bu yaşında seyyah damgası yemişse sorunu futbol  zihniyetimizde aramalıyız. İlhan'dan bahsediyorum, İlhan Parlak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençlerbirliği - Karabük maçında attığı iki kritik golle Karabükspor'u  ipten almış; dahası 90+1'de rakibin getirdiği 2-2'lik skoru 90+3'te  3-2'ye taşımıştır. İşin ilginci, o goller de dahil attığı 5 golün  tamamını Ankara takımlarına attı bu sezon: Türkiye Kupası'nda Beypazarı  Şekerspor'a iki gol, ligde Ankaragücü'ne bir, bu hafta da Gençler'e iki  gol attı. (ki Beypazarı'na attığı gollerden birisi seri penaltı  atışlarındaydı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gollerin içinde Ankaragücü'ne attığı röveşata golü eminim kendisi için de çok ayrı yer tutuyordur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama gol konusunda İlhan'ın bir yarası vardır elbet; 25 Mayıs 2007'de  Kayseri formasıyla Beşiktaş'a attığı golden sonra attığı ilk golünü 15  Mayıs 2010'da (evet tam üç yıl sonra) Ankaragücü formasıyla Sivasspor'a  atmıştır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlhan için yanlış tercihlerin futbolcusu desek yeridir, biraz da  şanssızlık tabii, yavaş yavaş parladığı Kayserispor'dan, tutunamayacağı  ayan beyan belli olan Fenerbahçe'ye transfer olup doğru düzgün  oynayamadan Ankaraspor'a geçtikten sonra da takımın ligden ihracıyla  belirsizlik dolu süreci "kardeş" Ankaragücü'yle noktalayan İlhan Parlak  bu çalkantılı dönemi tek gol atamadan tamamladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2002 - 2007 yılları arası Kayserispor'da oynamasına rağmen gol  yollarında 2005 yılında pafta aktif olmaya başlamıştır. Attığı 15 golün  sadece bir tanesini Fortis Türkiye Kupası'nda (Mardinspor maçında) atan  İlhan, bir maçta çok gol attığı bir futbol dönemi geçirmiştir. Öyle ki  Rize'ye iki, Samsun'a iki, Galatasaray'a üç, Gençlerbirliği'ne de iki  gol atmıştır o sezon.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonraki sezon milli formayla gol atma şerefine de erişmiş ve üç  maçta da gol atmıştır. Paf ligindeki iki golüne binaen, ligdeki ilk golü  olan 15. saniyede attığı gol de 2005-2006 sezonunda gelmiştir. O gol  haricinde bir gol daha atmıştır ama takdir etmeliyiz ki Gökhan Ünal gibi  bir isim varken gol atıyor olması bile kariyeri için önemli bir  gelişmedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zirve noktası ise 2006 yılındaki U-19 Avrupa Şampiyonası'nda milli formayla gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 golle Real Madrid'in de dikkatini çeken İlhan için bir klasik  gerçekleşmiştir; gene birinci dakikada bir gol atmıştır bu turnuvada...  Fenerbahçe'ye gol atarak başladığı sezonu Beşiktaş'a attığı altıncı  golüyle kapatır İlhan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10-3 biten Alanyaspor maçında attığı iki gol, Fenerbahçe kariyerinde  attığı tek gollerdir. Yukarıda da belirttiğimiz saha dışı faktörlerle  yılları çalınır İlhan'ın. Kaderi değişmez, Ankaragücü formasıyla da  sadece Sivasspor maçında attığı gol kalır yadigar ve Karabük'e transfer  olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi soyadıyla müstesna yıllarını istiyor İlhan, emeğin takımı  Karabük'ü parlatmak ve parlamak istiyor. Onu izleyin! Attığı golleri  kaderine karşı koz olarak kullanacak, siz de şahitlik edin. Olmaz mı?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-5751908099455955194?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/5751908099455955194/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/04/genc-kurt-22-subat-2011-spor-vitrini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/5751908099455955194'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/5751908099455955194'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/04/genc-kurt-22-subat-2011-spor-vitrini.html' title='Genç &apos;Kurt&apos; 22 Şubat 2011 Spor Vitrini'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-4186110431559145697</id><published>2011-04-26T12:25:00.001-07:00</published><updated>2011-04-26T12:25:36.899-07:00</updated><title type='text'>Kala'cak mı? - 15 Şubat 2011 Spor Vitrini</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Türkiye'nin  değişen transfer anlayışına hayranım. Belli dönemlerde belli  yabancılara akın oluyor mesela, bu sene Polonya'ya sefer düzenleyip de  esir getirmişiz gibi tüm takımlar Polonyalı aldı... "Yugo"larla başlayan  süreçte genel kanı birbiriyle aynı memleketten adamların Türkiye'de  zorlanmayacağı olmuştur ki, hep görürüz bu tarz transferleri. En barizi  ise, birkaç sene evvel Ituano'dan birlikte getirilen Jaba - Tita -  Wederson üçlüsü olmuştu. Zaten ilk iki sezon sonra üçü de farklı yerlere  dağılmış ve o ilk senelerindeki başarıları yakalayamamıştı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerlilerde ise genelde "o yaptı, tuttu, ben de yaparım bende de  tutar"cılık vardır. Bir Süper Lig takımı, alt liglerden iyi ve gelecek  vaad eden bir kanat oyuncusu almışsa takip edin, başka bir takım da  hemen hemen aynı özelliklerde oyuncu alır. Bir bakıma güzel bir şey bu  durum ama bazı durumlarda çocukların bir hevesle aldırtıp sonra bir  kenara attığı oyuncaklar gibi oluyor futbolcular... Nadiren de "isimsiz"  ama yetenekli olarak akıllarda yer ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna uygun bir transferi anlatacağım bu hafta, Hüseyin Kala'yı çoğu kişi  duymamıştır, ki normaldir de, 1987/ Antakya doğumlu Hüseyin Kala  Karayılan Belediyespor takımında profesyonel futbol hayatına başlıyor.  Sonra iki senelik bir Hatayspor tecrübesinden kelli Beypazarı  Şekerspor'a transfer oluyor. Tam dört sezon aralıksız Beypazarı  Şekerspor forması giyiyor ve Üçüncü Kademe'de pişiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sezonun başında ise, birden iki kademe birden atlayarak Süper Lig'e,  Kasımpaşaspor'a yükseliveriyor Hüseyin Kala. 2'si A2 liginden olmak  üzere de şimdiye dek 19 maçta forma giyen Hüseyin, iki gol atıyor bu  maçlarda. Bu hafta Kasımpaşa için iplerin ligden kopma noktasına  gelebileceği tehlikeli Karabükspor maçında 1-0 geri düşen Kasımpaşa önce  serbest vuruşla skoru eşitledi, sonra da Hüseyin Kala aldı sazı eline;  ilk yarının son dakikasında çok şık bir ara pas ile İbrahim'e gol  attırdı, maçın kırılma anı kesinlikle o pastı. Zira ikinci yarı daha  rahat ve özgüveni yerinde bir Kasımpaşa vardı Karabük karşısında. Bu  özgüvenin ödülünü de tam 90. dakikada bir kontratakta Ersen Martin'in  pasıyla buluşan Hüseyin aldı; skoru 3-1 getirdi ve maçın yıldızı da  oldu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önceki golünü (Kasımpaşa formasıyla ilk golü aynı zamanda) eleme  turunda Türkiye Kupası'ndaki rakiplerinden Menemen Belediyesi'ne atmıştı  Hüseyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beypazarı Şekerspor formasıyla dört sezonda 19 golü olan Hüseyin'in  kariyerinin zirve noktası geçtiğimiz sezondur, 11 golü olan Hüseyin bu  gollerin yanı sıra 6 sarı ve 3 kırmızı kart da görerek ilginç bir  istatistik sağlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasımpaşa'nın ligde kalıp kalamayacağından ziyada, Hüseyin'in  Kasımpaşa'da kalıp kalamayacağını düşünüyorum ben. Kalırsa Türk futbolu  onu kazanacak zira.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-4186110431559145697?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/4186110431559145697/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/04/kalacak-m-15-subat-2011-spor-vitrini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/4186110431559145697'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/4186110431559145697'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/04/kalacak-m-15-subat-2011-spor-vitrini.html' title='Kala&apos;cak mı? - 15 Şubat 2011 Spor Vitrini'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-6459472798235166984</id><published>2011-02-19T08:37:00.000-08:00</published><updated>2011-02-19T08:41:10.255-08:00</updated><title type='text'>HD Gazete #3 (Şubat 2011)</title><content type='html'>&lt;b&gt;50 Yıldır Aynı Terane&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye liglerindeki ilk golü Beykoz yemiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ofsayttan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye liglerindeki ilk penaltı golü de keza, Beykoz kalesinde patlamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katakulli bir pozisyonda çalındığı rivayet edilir penaltının.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;50 yılı aşkın süredir lig oynanıyor... Her şey değişiyor ama Beykoz'un yenilen hakkı hiç değişmiyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hala şampiyonluk adayı kulüpler Beykoz karşısında illa ki kollanıyor. Hala federasyon Beykoz'a üvey evlat muamelesi yapıyor... Bir düşünün, son beş maçta kaç puanı çalındı Beykoz'un?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Verilmeyen penaltılar... Çalınmayan faul düdükleri... Çalınan haksız fauller...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani, gol atsak golümüzü de vermezler de; gol atamıyor bizim çocuklar... Atsalar da bir şey değişmez diye sanırım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bu federasyonun, İstanbul düşmanlığını anlamadım... Çocuklar ellerinde olmayan sebeple Batman'a tercih ettikleri yolla gidemedi, yoruldu. İnatla "o gün" maça çıkarttırdılar. 5 yedirdiler, yollattılar. Şaka mı yapıyorsunuz siz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vicdanı olan, aklı olan; U19'da oynaması gerekirken mecburen as çıkan bu çocuklara bu işkenceyi reva görmez!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kural hatası yapan hakemlerinizi....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kural hatasıyla avantaj sağlayan kayırdığınız takımları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;90 dakika küfür kıyamet Beykoz'u "ağırlayan" rakiplerimizi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alın da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka lig kurun. Yeter ki haksız muameleyi bu taraftara da, topun peşindeki bu cesur yüreklere de reva görmeyin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçi, ne desek boş. Beykoz'u sevemediniz elli yıldır, şimdi mi seveceksiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Size inat, bu sene bu takım kümede kalacak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Taraftar - Futbolcu Orantısı&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbol taraftarsız da, futbolcusuz da olmaz. Bu kesin bir kural. Geçen hafta Yalovaspor'un maçındaydım, taraftar doksan dakika susmadı; ödülünü doksan artı beşte atılan golle aldı. Beykoz'da biraz geç oldu bu kaynaşma sanırım geç oldu ama güç olmadı. 9 gol yenilen deplasmanı da son dakikada kaybedilen iç saha maçlarını da çekti bu taraftar. Futbolcular da her şeyin farkında ve eminim ki bu takımı kırk yıldır oynuyormuşcasına sahiplenmişlerdir... Fikstür avantajı bizden yana ve geç olduğunu düşünmeden bu takımın yanında olacak olan taraftarla kümede kalmak hayal olmaktan çıkar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük bir not, performansına hayran olduğum taraftarlı Yalovaspor, semtimizin takımından tam 56 yıl sonra kurulmuş... Fazla söze ne hacet?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-6459472798235166984?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/6459472798235166984/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/hd-gazete-2-subat-2011_19.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/6459472798235166984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/6459472798235166984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/hd-gazete-2-subat-2011_19.html' title='HD Gazete #3 (Şubat 2011)'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-2226332552899086906</id><published>2011-02-12T12:00:00.001-08:00</published><updated>2011-02-12T12:00:31.204-08:00</updated><title type='text'>Bulut Şah | Kayıp Rıhtım Şubat'11 Seçkisi</title><content type='html'>&lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Küçüklüğüme dair çok fazla anım yoktur. Tek tük hatırladıklarım işte… Bunlar da düne kadar tamamen aklımda olmayan şeylerdi, dur dur şu kahvenin son yudumlarını da içeyim; her şeyi anlatacağım!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kahve kokusu hep güneşi anımsatıyor bana, sanırım bundandır yağmurlu günlerdeki kahve krizlerim… Yağmurun sesi ise…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: center;"&gt;* * *&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Küçük çocuk yattığı yerden doğruldu, saat çok geç olmalıydı; gözlerini ovuşturdu. Yağmurun sesi uyandırmış olmalıydı… Korkuyor muydu? Hayır, bu korkudan ziyade bir huzursuzluk hissiydi. Bir ses duyduğunu sandı, başını kaldırdı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ses kaybolmuştu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Yatağının içinde kendisini hiç bu kadar küçük hissetmemişti.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Yatak, iki yanında komodinler, en köşede küçük bir pencere, bir masa ve sandalye, onlarla aynı renkte bir minik gardrop ve odanın kapısı. Oda bunlardan ibaretti… Bir de, ses geldiği için fark ettiği kablo…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Duvara çivilenmiş, bir ucu pencereden dışarı (muhtemelen çatıdaki çanak antene) giden; diğer ucuysa kapının eşiğindeki ufacık bir delikten, ki babasının o deliği açışını hayret ve hayranlıkla izlemişti, geçip diğer odalara uzanan kablo…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Şimdi ufak da olsa hareketlenmeler ve bu hareketlenmeler dolayısıyla çıkardığı seslerle dikkat çekiyordu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Gözlerini bir daha ovuşturdu küçük çocuk, tam o sırada babası kapıyı usulca açıp içeri başını uzatmıştı; korkutucu bir durumdu doğrusu!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Oğlunun uyanık olduğunu görünce gözleri gülümsemekten çekilmiş bir şekilde yatağın başına kadar geldi. Ne zaman gülümsese çok sevimli oluyordu ve çocuk gülüyordu her seferinde ama bu kez öyle olmamıştı, bir süre sonra oğlunun hala gülmediğini ve dahası; dudaklarının titrediğini görünce donuklaştı. Başını hafifçe çevirdi, çocuk babasının nereye baktığını görememişti ama içinden bir ses kabloya baktığını söylüyordu… Tam ağzını açıp soracaktı ki, ani bir hareketle çocuğa döndü adamın kafası; bu da korkutucu bir şeydi ve çocuk yutkunarak başını yastığa gömdü.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Babasının yüzü yumuşadı ve daha sevecen bir ifadeye büründü… Elini usulca uzatıp çocuğun başını okşamaya başladı… Her okşayışta daha bir uykusu geliyordu çocuğun, sanki ufacık bir bebekken annesinin okuduğu ninniler gibi… Git gide gözleri daha da kapanıyor ve git gide son beş dakikayı unutuyordu… En sonunda uyku iyice baskın gelmiş ve neden uyandığını bile hatırlayamadan uykuya dalıvermişti…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: center;"&gt;* * *&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;O uyku yaklaşık otuz beş yıldır sürüyordu neredeyse!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Biraz daha kahve alır mısın? Daha anlatacaklarım var… Gerçi, yiyecek de ikram edebilirim; arzu edersen?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bak şu keki yeni pişirdim, pek de beceremem böyle şeyleri ama… Neyse, hatrım için birkaç dilim keseyim sana; pişman olmazsın!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ben ne diyordum? Hah, çoğu anımı unutmuşluğum vardır; önemsizdirler veya çocukluk dönemi sanrıları gibi hastalıklı, histerik şeylerdir… Kaldı ki, pek çoğu çocuklukla ilgili değildi; sonradan fark ettim ki…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Hemen hemen hepsi babamla ilgiliydi!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: center;"&gt;* * *&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ufaklık, diye seslendi sigaralardan ve bilumum lüzumsuzluklardan çatlamış boğazından tıslama edasıyla çıkan sesiyle yaşlı adam.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Ufaklık” pek de ufak değildi artık, klişist bir kavram olarak babasının hep, küçük oğlu olmuştu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Hastanedeki yatağın başında, artık umutsuzluktan taşan bir halde ellerini kovuşturmuş; gözlerindeki yaşları içine gömmeye çalışarak başını kaldırdı, babası her zamanki gibi gözlerinin taa içine bakıyordu… Bu cesarete daima hayran kalmıştı çocuk, pek de çocuk değildi ya artık; Tanrı biliyor, ne zaman babasıyla göz göze gelse “çocuk”tu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Dua eden biri olamamıştı asla ama ne zaman iletişim kursa yukarıdakiyle, istediği üç beş dönemsel dileğin yanı sıra hep bir klasiği olmuştu: Daima babasının cesaretine sahip olabilmek!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ulvi bir güç gibi geliyordu, sanki bilinmeyen bir krallık; lanetlenmiş bir şekilde elinden alınmış ama hatıraları adama kalmıştı. Babasında bir üstünlük seziyordu, bundandı her aynı ortamda bulunuşunda tüylerinin ürpermesi ve bundandı hiçbir arkadaşının evlerine gelmeyişi… Ne kadar iyi niyetli ve sevecen birisi de olsa, insanlarda bir ürperti uyandırıyordu babası… Ve şimdi, ürpertinin yanında merhamet ve üzüntü hisleri de geliyordu his diyarına!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Gözünden süzülen iki üç damlayı kurtaramamış olmanın verdiği utanca rağmen buruk da olsa gülümseyerek babasına baktı, “Efendim baba?”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Erimiş gitmişti koca adam, gerçi kimsenin babasını onun gözünde olduğu kadar “kocaman” gördüğünü de sanmıyordu ya, neyse!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Efendim baba?”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Hatırlar mısın oğlum, sen mini minnacıkken seninle oyun oynardık…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Hatırlardı, babasıyla oynadığı yegane oyunu nasıl unutabilirdi ki? “Bulut benzetmece” adlı bu oyun çok kolaydı; pencerenin dibine oturup gün boyunca geçen bulutları birer “şey”e benzetip kağıda yazıyor, gün bitiminde karşılaştırıyorlar ve isabetlerini takip ediyorlardı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Çok farklı şeyler bulmuyorlardı, çoğunlukla aynı bazen de çok benzer şeylere benzetmiş oluyorlardı. Saf mutluluk, bu kıyas sonrası gözlerinde beliren şey olmalıydı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Hatırlarım baba, unutur muyum hiç?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Gene oynayalım mı evlat? Ama biraz, farklı olsun bu kez…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Baba, yatağından kalkman yasak; kalem de tutamazsın parkinsonun azdı bu aralar…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Biliyorum, evlat; fark burada olacak zaten… diye bilgiç bir ifadeyle gülümseyerek lafını kesti oğlunun&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Eliyle pencereyi işaret etti, “Aç perdeyi, git önüne bakayım…” dedi cılız bir sesle…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Oğlu, bir dediğini ikiletmezdi; gene aynısı oldu. Güneş, tüm haşmetiyle yüzüne vurdu bir an ve birkaç saniye boyunca gözleri hiçbir şeyi göremedi ama sonra tüm mavilik uçsuz bucaksız bir şekilde önüne serilmişti… Ve tabii, yer yer bulutlar… Pencere, babasının görebileceği bir yerde değildi ne yazık ki!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Bak şimdi oğlum, bir bulutu görünce gözünü hafif kısıp o bulutun neye benzediğini düşüneceksin; sonra üç – iki – bir diye sayıp söyleyeceksin. O an ben de söyleyeceğim ve isabet tutturup tutturmadığımızı göreceğiz…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Ama baba…” diyerek babasının lafını kesecek olduysa da sesi yaşlı adamınkinden de cılız çıkmıştı; zira bunu anlamsız bulan bir yanına karşılık, sonucu merak eden yanı baskın kuvvetti… Gökyüzüne bakmaya başladı, bir buluta odaklandı; gözünü hafifçe kıstı, birkaç saniye de kapattı, kararını vermişti. Üç, iki, bir diye sayıp kelimeyi söyledi: “Araba”. Kulağı mı yanıltmıştı, yoksa babası da aynı anda aynı kelimeyi mi söylemişti?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Şaşkınlığını üstünden atınca tekrar bir bulut seçti, gözünü kıstı ve gene ritüeli uyguladı: Üç. İki. Bir…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Şişe”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;İkide iki yapmıştı ihtiyar. İyice şaşırmıştı artık oğlu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Güç bela doğrularak, iyice titreyen elinin işaret parmağıyla gökyüzünü işaret etti yaşlı adam ve “Son kez…” diye fısıldadı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Oğlu, gözleri yaşlı bir şekilde başka bir bulut seçti ve odaklandı, gözlerini kıstı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Üç.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;İki.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bir.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Azrail”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Babası bu kez, her bildiği buluttan sonra yaptığı ‘sevinç ıslığı’nı yapmamıştı; şaşırarak ve bir hayli minnet dolu gülümsemesiyle babasına döndü oğlu… Tam o sırada odaya hasta bakıcı girdi, babasının tek yiyeceği hastane kekinden getirmişti ama her zamanki tepkisini vermemiş; kısa bir çığlıkla tepsiyi önündeki masaya bırakıverip yatağın başına koşmuştu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ters bir şeyler vardı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: center;"&gt;* * *&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Sonra, çok garip bir şey oldu dostum: Uykudan uyandım!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Dün gece uyuyordum, yıllardır uykum bölünmezdi ama dün geceki yağmur… Ah, sen de duydun değil mi dün geceki fırtınayı?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Neyse, uyandım. camıma tapır tapır vuran damlaları dinledim bir süre… Sonra canım kahve çekti ve yataktan kalkıyordum ki, o sesi duydum… Gene aynı ses…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Odamda minik bir kablo vardı, uydu kablosu. Tıkırdıyordu… Yer yer sallandığını da gördüm, gözüm faltaşı gibi açılıverdi ve yıllar öncesini, o geceyi hatırladım. Babamın ölümüyle alt üst olan ruh halim, iyice dağıldı ve ağlamaya başladım. Uzunca bir süre sarsıla sarsıla ağladım, omuzlarımdan ayak uçlarıma kadar her bir zerrem titriyordu adeta!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Neden sonra, huylandım! Omzumda bir şeyler vardı… Korkarak, bir hayli ıslanmış gözlerimle omzuma baktım. Birkaç saniye öyle kalakaldıktan sonra ayağa fırladım!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Sırtımda iki “adam” vardı!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ben aniden ayağa fırlayınca yatağın üstüne düşmüşlerdi, ters dönmüş bir halde durdular; sonra gözümün önünde ayağa kalkıp yatağın üstünden bana bakmaya başladılar. İki “homunculus”tu bunlar: Minicik kafaları, minicik kasları, elleri ve bacaklarıyla iki “minik insan”. Kablonun içinden geçebilecek kadar küçüktüler…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;İrkildim. Bir kabloya, bir de yatağımın üstündeki “adam”lara baktım.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Eğildim, vücutları yumuşacık görünüyordu; kolları minicik kaslarla doluydu, yakışıklı suratları biçimli kafaları vardı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Özür dileriz. dedi bir tanesi, gene irkildim.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Sesi tahmin ettiğim gibi yumuşak bir tınıya sahipti.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Gözyaşlarımı sildim, onları korkutmamak için yavaşça hareket ediyordum.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Ne için? diye fısıldadım.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Korkuttuğumuz için… dedi diğeri, mahçupca.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Dudağımı büküp omzumu silktim. “Aman sen de!” dedim, sonra birden durumun abesliğinin farkına vardım. İrkildim ve doğruldum.Tahmin ettiğim gibi, onlar da korktular ve gerilediler. Korkunca çok tatlı görünmüşlerdi! Gülümsememi bastıramadım, sonra onların da bana eşlik ettiğini fark ettim… Yere oturdum. Şimdi gözümün hizasında duruyorlardı. Büyüleyici bir şeydi bu!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Parmağımı korkutmamaya çalışarak uzattım ve bir tanesinin kafasına hafifçe dokundum: Yumuşacıktı!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Gıdıklanmıştı, yere düştü ve katıla katıla gülmeye başladı. Ben de gülmemi bastıramadım, ayakta kalan minik adam da gülmeye başlamıştı… En sonunda duraksadılar, yerde yatan kalktı ve üstünü silkeledi. Ciddileşmişlerdi.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Buraya önemli bir şey için geldik…” dedi yerden kalkıp. Gözleri kocaman olmuştu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Nedir? dedim, bir yandan da bunun sadece bir rüya olabileceğinin üzerinde duruyordum&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Uzak diyarlardan haber getirdik! dedi diğeri, gülümseyerek&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Bulutlardan! dedi beriki, kendisini tutamamış gibiydi zira mahçupca kapattı ağzını sonra&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Diğeri kızmıştı, dirsek darbesi vurdu konuşanın böğrüne. “Şimdi, ciddileşelim.” diyerek kollarını kavuşturdu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Babanız, yakın zamanda aramıza döndü… Ve vasiyetidir ki, iyi bir şekilde aramıza gelmenizi beklemekte…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Birkaç şey daha söylüyordu ama dinleyemiyordum, aklım ilk cümleye takılmıştı. “Aramıza döndü, derken?” diye sordum.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Ah, belli ki size söylememiş. Kendisi bizim yasaklı imparatorumuzdur… Topraklarımızdan -sizin deyiminizle bulutlardan- 65 yıllık bir sürgünle dünyaya gönderilmişti… Sürgünü bitti, döndü ve savaş veriyor… Krallığını ele geçiren Dyx’lere karşı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Dyx mi?” diye sordum, araya girerek.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Evet evet… diye geçiştirdi çok normal bir kavrammış gibi ve ekledi: Bize de Hej diyorlar.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Dyx’ler kötü, biz iyileriz! diye sırıttı, ellerini de yumruk yapıp baş parmağı havada olacak şekilde iki yanında tutan öbürü.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Güldüm, toparlanmamı beklediler. Çok ciddileşmişlerdi.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Siz de, kısa sürede aramıza katılın. Dyxler öne geçmeye başladılar, isyanlarımız bastırılıyor… Bunu iletmemizi istedi Bulut Şah Bher, yani babanız.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kaşımın biri kalkmıştı, “Şimdi, izin verirseniz… Bize müsaade!” dedi birisi ve diğerine de işaret edip yataktan aşağı atladılar. Atletik bir yapıları vardı, kabloya kadar koştular, ufacık bir delik açmışlardı; elini uzatıp hafifçe deliğin ağzını genişletti birisi ve diğerinin girmesini bekledi… Sonra bana döndü, tekrar gülümsedi ve elini salladı, muzip bir şeydi doğrusu! Ben de gülümseyip elimi salladım. Kabloya girmiş olanı “Hadi artık Yak! Çabuk ol!” diye bağırınca arkasına bile bakmadan açık tuttuğu deliğe daldı… Kabloya yanaştım, birkaç saniye önce oyuk gibi görünen delikten eser yoktu! Gözlerimi ovuşturdum…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ve mutfağa gidip bir kahve koydum dostum, o saatten beri de kahve içiyorum ve seni bunun için çağırdım.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Beni öldür.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;İmparatorluğumu kurtarmam lazım.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-2226332552899086906?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/2226332552899086906/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/bulut-sah-kayp-rhtm-subat11-seckisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2226332552899086906'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2226332552899086906'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/bulut-sah-kayp-rhtm-subat11-seckisi.html' title='Bulut Şah | Kayıp Rıhtım Şubat&apos;11 Seçkisi'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-1958861195169702570</id><published>2011-02-12T11:57:00.001-08:00</published><updated>2011-02-12T11:57:36.125-08:00</updated><title type='text'>İlker ve Fenerbahçe Maçları | 5 Şubat 2011 Anadolu'dan Futbol</title><content type='html'>&lt;h3 class="post-title entry-title"&gt; &lt;/h3&gt; &lt;div class="post-header"&gt;  &lt;/div&gt; &lt;div class="post-body entry-content"&gt; &lt;img alt="http://www.konyahaber.com/images/news/17428.jpg" src="http://www.konyahaber.com/images/news/17428.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manisaspor kalecisi İlker Avcıbay, zaman zaman güzel performanslar göstermekle birlikte Fenerbahçe'ye karşı daima takımını yakan bir kaleci durumunda görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlker'in ilk Fenerbahçe maçı, 30 Ağustos 2009'da 2-1 yenildikleri maç. Maçta önce Guiza'dan gol yiyor İlker... Takımı dakika 86'da eşitliği sağlıyor (golün adı Ergin Keleş). Ve İlker dakika 90'da Semih'ten gol yiyor. Skor 2-1.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci Fenerbahçe maçında 12. dakikada Baroni'den gol yiyor İlker. Isaac'in iki golüyle durum 2-1'e geliyor ama İlker bu, durur mu? Dakika 89'da yiyor golü Gökhan Ünal'dan... Hatta şunu belirteyim, takımı 86'da öne geçmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sezon üçüncü Fenerbahçe seferinde ise 17. dakikada Alex'ten gol yedi; Isaac ile durum eşitlense de 61'de Lugano ve 71 ile 73'te Niang durumu 4-1'e getiriyor. Son golden üç dakika sonra Simpson durumu 4-2'ye getiriyor ve maçın sonucunu belirliyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün İlker, Viyana'dan beter hale getirdiği Fenerbahçe maçlarının dördüncüsüne çıktı. Manisaspor için her şey yolundaydı, baskı güzel oyun ve en nihayetinde gol; dakikalar 54'ü gösterirken adaptasyon sorunu nedir bilmeyen güzel yürekli Kahe golünü attı ama kalede İlker vardı. Önce 61'de penaltıdan Alex'ten gol yedi. Ardında "klasik golcüsü" Niang bu sezonki ilk maçta olduğu gibi gene 73. dakikada golünü attı. İlker için bunlar yetmezdi, son dakikalarda da gol yemeliydi: Dakika 89, Issiar Dia.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hesap ortada: 4 maç, 11 gol. Fenerbahçe İlker'in kimyasını bozuyor!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-1958861195169702570?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/1958861195169702570/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/ilker-ve-fenerbahce-maclar-5-subat-2011.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/1958861195169702570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/1958861195169702570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/ilker-ve-fenerbahce-maclar-5-subat-2011.html' title='İlker ve Fenerbahçe Maçları | 5 Şubat 2011 Anadolu&apos;dan Futbol'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-5095728418166677594</id><published>2011-02-12T11:55:00.001-08:00</published><updated>2011-02-12T11:56:14.293-08:00</updated><title type='text'>Türkiye Kupası Grup 4. Maçlar Panaroması | 19 Ocak 2011 Anadolu'dan Futbol</title><content type='html'>&lt;h3 class="post-title entry-title"&gt; &lt;/h3&gt; &lt;div class="post-header"&gt;  &lt;/div&gt; &lt;div class="post-body entry-content"&gt; &lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img src="http://cdn.sporx.com/img/3/2011/ts-manisa442.jpg" alt="Manisaspor'da kupa üzüntüsü" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Kupası'nda dört tane takımın maçlarını tamamladığı dördüncü maçlar neticesiyle, bu tamamlayanların sadece iki tanesi gruplarından çıkmayı garantiledi, bir tanesi son maçlara kaldı, diğeriyse çıkamadı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim panaromamıza...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* İstatistikler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17 golün atıldığı dördüncü maçlarda, sadece bir maçtan gol sesi çıkmadı (Antalyaspor - Galatasaray). Bu maçların üçünü ev sahipleri, ikisini deplasman takımları kazandı. Üç maçta ise taraflar yenişemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* İstanbul Düzeliyor (mu)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk iki maçta çok kötü bir görüntü içinde olan İstanbul takımları, toparlanmış  izlenimi verse de durum pek parlak değil...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray, Antalyaspor karşısında gol bulamamasına karşın yenilgisiz tamamladığı dört maçta toplam sekiz puanla çeyrek finale yükseldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş'ın işleri biraz karışık. Grupta son maçı Trabzonspor ile, Trabzon 7 puandayken Beşiktaş 6 puanda. Diğer üç takımdan Manisa'nın puanı yok ve Manisa, 5 puanlı Gaziantep Bşb ile oynayacak... Gaziantep kazanırsa kesin çıkacak, Beşiktaş ve Gaziantep kazanırsa Trabzon çıkamayacak... Yani kara kartallar ciddi bir "ölüm kalım" maçına çıkacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe gruptan çıkamamayı garantiledi. İlk üç maçta 5 gol atıp 9 gol yiyen sarı lacivertliler, puanla tanışamadı. Son maçını lider Gençlerbirliği ile oynayacak olan Fenerbahçe, üç gol atarsa Gençlerbirliği gruptan çıkamayacak... Alkaralar için de karışık bir final olacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ligde sonuncu giden Kasımpaşa, grubunda lider ve liderliği de İBB'nin dördüncü maçıyla garantiledi. İki İstanbul takımı (şimdilik) 9'ar puanla grupta ilk iki sıradalar. Kasımpaşa 3 maçını da kazanıp güzel bir istatistik oturturken, İBB tek mağlubiyetle gruptan çıktı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de İstanbul takımları için istatistiki bir düzelme gözlense de, gerçekte öyle değil. Kasımpaşa ve İBB son maçlarını 1-0 gibi tehlikeli bir skorla kazandılar, Fenerbahçe grupta sonuncu, Beşiktaş'ın işi sallantıda... Galatasaray'sa 2 galibiyet alabildiği dört maç neticesiyle çıktı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;*Beypazarı Şekerspor?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir önceki panaromada Beypazarı Şekerspor'un, kalan iki maçını kazanıp gruptan çıkabileceğini söylemiştim. Bu iki maçın ilkini kazandılar. Denizlispor'u 2-1 yenerek puanlarını 4'e yükselttiler. Gaziantep'i dört farkla yenerlerse gruptan çıkacaklar. Zor bir durum ama imkansız değil, daha önce futbolda neler gördük...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* Süper Lig Kupası!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A Grubu'nda 1, son maçlarla belki iki; B Grubu'nda 1, son maçlarla belki iki; C Grubu'nda iki; D Grubu'nda iki takım olmak üzere altısı garanti tam sekiz takım çıkıyor çeyrek finale Süper Lig'den. Benim Türkiye Kupası'na dair yaptığım en önemli eleştiri de burada kopuyor: Süper Lig'e göre grup belirlemek ne kadar saçma!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa o pek methettiğiniz Avrupa'da, İngiliz takımları istediği kadar dev olsun beşinci eleme turundan başlayıp finale gitmeye çalışıyor... Ve inanır mısınız çoğu da eleniyor... Ama bizim ülkemizde futbol demek kâr ve rant demek olduğu için kupa da para getirecek takımlara odaklandırılıyor... Anadolu Kulüpler Derneği'ne çağrımdır; bir sezon kupayı boykot etseler, bu düzeni değiştirirler... İşlerine gelir mi, onu bilmem...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* Sıfırcılar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizlispor, Fenerbahçe, Manisaspor ve Karşıyaka gruplarda henüz puanla tanışamadılar... Gelecek senelerde bu takımların içindeki Süper'lerin artması dileğiyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* Heyecan Fırtınası&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dakika 61'de ev sahibi takım penaltıyla öne geçiyor, ardından deplasman takımı iki gol atıp öne geçiyor ama maç 2-2 bitiyor... Hayır, bir İstanbul derbisi değil bu söylediğim... Gaziantep BŞB - Konya Torku Şekerspor maçı! Kupada renkli maçlar olması güzel, fakat bu maçlar neden daha da çoğalmasın? İsteksiz, arzusuz, hedefsiz zoraki katılan Süper Lig takımlarındansa istekli, kıran kırana mücadele eden amatör küme takımlarını tercih ederim... Mesela, Fenerbahçe'yi yenen Yeni Malatyaspor'un "Yaşasın otobüs paramızı çıkardık" sevinci ne kadar içten değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* Yeni Malatya Değil, Yeni Gençlerbirliği&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe'yi yenip sükse yapan Yeni Malatyaspor kadrosunu tamamen değiştirip o maçtan bir oyuncuyu oynattığı maçta iddialı Gençlerbirliği'ne 2-0'la boyun eğdi... Fenerbahçe galibiyetiyle az önce dediğim gibi istediklerini elde eden Yeni Malatyaspor'un ligi düşünerek böyle bir revizyon yaptığını farz ediyorum... Yoksa son yıllarda adı şike söylentileriyle anılan İlhan Cavcav'ın bu olayla bir alakası olabilir mi? Olmaz değil mi... Olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* Son Maçlar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırıkhanspor - Karşıyaka: İddiasız iki takım, Kırıkhan'ın bir puanı var Karşıyaka puanla tanışamadı. Biraz da prestij maçı havasında geçecek...&lt;a href="http://www.ajansspor.com/futbol/mac/Kirikhanspor_Karsiyaka_28075.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizlispor - M.P. Antalyaspor: Kırıkhan - Karşıyaka maçı havasında, 0 puanlı Denizlispor ile 2 puanlı Antalyaspor karşı karşıya geliyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasımpaşa - Bursaspor: Lider Kasımpaşa, iddiasız Bursaspor'u konuk ediyor. Kasımpaşa 4'te 4 yapıp gövde gösterisiyle gruplardan çıkabilme şansını tepmez gibi geliyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gaziantepspor - Beypazarı Şekerspor: Bana göre tartışmasız en heyecanlı maçlardan birisi! Beypazarı Şekerspor çabalar da dört atarsa gruptan çıkacak... Gaziantep ise puan dahi alsa çıkıyor... İzlenmeye değer!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manisaspor - Gaziantep BŞB: İşte, izlenebilecek ikinci maç! Gaziantep BŞB kazanırsa, grupta kalan maça bakmadan çıkacak... Berabere kalırsa Beşiktaş'ın kaybetmesini bekleyecek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş - Trabzonspor: Gaziantep BŞB maçına bağlı olarak kazananın çıkacağı maç gibi duruyor. Ölüm kalım maçı, ölüm grubu diye adlandırılan grupta iki Süper Lig takımının bir alt liglerindeki takıma muhtaç hale düşmesini izlemek keyifli olacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe - Gençlerbirliği: Alkaralar lider ve gruptan çıkması garantilendi. Buna karşın kaybetmek istemeyecektir. Fenerbahçe ise Avrupa'daki 0 puanlı yıllarını Edirne içinde tekrarlamak istemeyecektir. Beraberliğe yakın gibi duruyor, iki takımın da gol yolları sorunlu. Yine de yenilenen kadrosuyla Gençler'i izlemek lazım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Malatyaspor - Ankaragücü: Ankaragücü yenerse gruptan çıkacak, Yeni Malatya ise bir otobüs parası daha kazanmak isteyebilir (yine de bu düşük bir ihtimal). Dileğim, Yeni Malatya'nın çok kötü bir mağlubiyet almaması...&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/turkiye-kupas-1-maclar-panaroma-13-kasm.html"&gt;Türkiye Kupası 1. Maçlar Panaroması&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/turkiye-kupasnda-2-maclarn-panaromas.html"&gt;Türkiye Kupası 2. Maçlar Panaroması&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://anadoludanfutbol.blogspot.com/2011/01/turkiye-kupas-grup-3-maclar-panaromas.html"&gt;Türkiye Kupası 3. Maçlar Panaroması&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-5095728418166677594?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/5095728418166677594/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/turkiye-kupas-grup-3-maclar-panaromas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/5095728418166677594'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/5095728418166677594'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/turkiye-kupas-grup-3-maclar-panaromas.html' title='Türkiye Kupası Grup 4. Maçlar Panaroması | 19 Ocak 2011 Anadolu&apos;dan Futbol'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-6451970942188469546</id><published>2011-02-12T11:52:00.000-08:00</published><updated>2011-02-12T11:53:01.016-08:00</updated><title type='text'>Futbol Siyasilerin Afyonudur | 19 Ocak 2011 Anadolu'dan Futbol Blogu</title><content type='html'>&lt;h3 class="post-title entry-title"&gt; &lt;/h3&gt; &lt;div class="post-header"&gt;  &lt;/div&gt; &lt;div class="post-body entry-content"&gt; &lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img id="main_image" class="border" src="http://img104.imageshack.us/img104/6415/ksdiy1wh4.jpg" alt="ImageShack, share photos of kocaelispor, diyarbakÄ±rspor, diyarbakirspor, diyarbakirspor 2009, share pictures of kocaelispor, diyarbakÄ±rspor, diyarbakirspor, diyarbakirspor 2009, share video of kocaelispor, diyarbakÄ±rspor, diyarbakirspor, diyarbakirspor 2009, free image hosting, free video hosting, image hosting, video hosting." title="click to zoom" style="width: 300px; height: 167px; cursor: pointer;" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;2007 - 2008&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kocaelispor Bank Asya'da şampiyon oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sene boyunca tek kuruş cebinden çıkartmamış Belediye Başkanı, kupa töreninde herkesten önce kupayı kaldırdı. Gülücük saçtı, Pollyannacılık oynadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2008 - 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kocaelispor Süper Lig'den 8 galibiyet 5 beraberlik ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;21 mağlubiyet&lt;/span&gt;le küme düştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kocaeli Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu sene boyunca telefonlara çıkmadı. Basın yoluyla "Kocaelispor'a verecek kuruşum yok" diye bas bas bağırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2009 - 2010&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kocaelispor Bank Asya'dan düştü. 2 galibiyeti, 8 beraberliği ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;24 mağlubiyet&lt;/span&gt;i vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;50 trilyonluk borç batağında, transfer ettiği süper starları lisans çıkartamayarak oynatamayan bir takım, 18 yaş altı topçularıyla mücadele etti bir sene boyunca. İbrahim Karaosmanoğlu ise KS(Kocaelispor) plakalı araçlarıyla kentte fink atarken gene aynı sakızı çiğnedi: "Kocaelispor'a verdiğim paraların hesabını veremem, kuruş çıkartmayacağım cebimden".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2010 - 2011&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TFF 2. Lig'e üç sene önce takımdan kaçan üç Sırp futbolcu yüzünden puan silinme şokuyla başlayan Kocaelispor, Serdar Topraktepe önderliğinde Kurtuluş Savaşı mücadelesine girişti. Son olarak Şanlıurfa karşısında 1-0 geri düşüp son dakikada 2-1'lik galibiyet elde edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 galibiyet, 8 beraberlik ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;üç mağlubiyet&lt;/span&gt;le sekizinci sıraya yükselen Körfez için şampiyonluk uzak ama Play off hayal değil...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ne oldu bilin bakalım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kocaeli Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu futbolculara 1000'er lira PRİM dağıttı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka kapıya başkan, bizden size çıkacak rant yok. Başka kapıya...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-6451970942188469546?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/6451970942188469546/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/futbol-siyasilerin-afyonudur-19-ocak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/6451970942188469546'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/6451970942188469546'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/futbol-siyasilerin-afyonudur-19-ocak.html' title='Futbol Siyasilerin Afyonudur | 19 Ocak 2011 Anadolu&apos;dan Futbol Blogu'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-8809307961305882616</id><published>2011-02-12T11:50:00.000-08:00</published><updated>2011-02-12T11:51:20.881-08:00</updated><title type='text'>Türkiye Kupası Grup 5. Maçlar Panaroması | 28 Ocak 2011 Anadolu'dan Futbol Blogu</title><content type='html'>&lt;h3 class="post-title entry-title"&gt; &lt;/h3&gt; &lt;div class="post-header"&gt;  &lt;/div&gt; &lt;div class="post-body entry-content"&gt; &lt;strong&gt;&lt;img style="border: 1px solid black; margin: 3px; float: right;" src="http://www.sporx.com/img/2011/01/26/al2.jpg" alt="" width="200" height="349" /&gt;&lt;/strong&gt;Türkiye Kupası grup aşaması, oynanan son maçlar ile tamamlanırken en kritik iki grupta (C ve B) olan ilginç gelişmeler hariç beklendiği gibi bitti... Asıl ilginç olansa çeyrek final eşleşmeleriydi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* Derbi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş, üç sene önce gruptan Ankaraspor ile aynı puanda(7) olup averaj ile çıkmıştı. O dönemde grubun zayıf halkası Diyarbakır DİSKİ'ye duacı olan Kara Kartallar bu kez kendi iplerini kendisi kesti. Trabzonspor'un gereğinden fazla yedek kadroyla çıkıp elenmesiyse, elbette Şenol Güneş üzerinde soru işaretleri yaratacaktır... Puan dahi alsa çıkacak olan bir takımı sırf minimum iki maç daha oynatmama adına kupadan eden "kurt" teknik direktöre bu hesaplar yakışmadı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş, fişek gibi bir ilk yarı geçirip duruldu; ikinci yarı Karadeniz fırtınası ağır aksak esti. Zira Tayfun ve Yattara gibi isimleri sıklıkla gerçekleştirdiği hatalar lidere yakışmadı... Beşiktaş ise Buca maçındaki oyununu zaman zaman aratsa da kazanıp çıkmayı bildi... Bu mağlubiyetse, Trabzon'un 132 gün sonra aldığı ilk mağlubiyetti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* Anadolu Kazanır&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Malatya, Fenerbahçe'nin ardından Ankaragücü'ne de soğuk duş aldırtıp kupa dışına itti. Bunun dışında da gruplardan çıkan takımlara baktığımızda, 4 İstanbul; 2 Antep; 1 İzmir ve 1 de Ankara takımı var... İstanbul takımlarından ikisi ise Kasımpaşa ve İBB... Yani Türk futbolunda "büyük" hegemonyası kırılma aşamasında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* Puanla Tanışanlar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;0 puanlı dört takımdan Denizlispor, Antalya karşısında 2-0 öne geçip bir puana razı olurken, yeni transferi Adem Sarı'nın gol atmış olması lig maçları için güzel bir gelişme oldu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe, 0 puan stresiyle çıktığı maçta gruptan çıkmayı garantileyen zayıf ekip Gençlerbirliği'ni 2-1 geçti. Kayıp golcü Semih'in azıcık hareketlemesiyle rakibini yenebilmeyi başardı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osman Bozkurt'un hattrick yaptığı maçta nispeten zayıf takım Kırıkhan'ı 5-2 gibi bir skorla geçmeyi bilen Karşıya adeta dört maçın hıncını aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* TRT'ye Atılan Gol&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş - Trabzonspor maçının son on dakikası oynanırken, gruptan çıkacak olan takımı belirleme niteliği taşıyan Manisa - Gaziantep BŞB maçından gol haberi gelir... Manisa 1-1 yapmıştır. TRT spikeri başlar "büyük" goygoyculuğuna... "Tabii, Gaziantep Belediye'yi de tebrik etmeli iyi direndiler buraya kadar. İyi zorladılar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Beşiktaş - Trabzon maçının son dakikası, eski Galatasaraylı Zafer Şakar hem Trabzonspor'a hem Manisa'ya hem de TRT'ye güzel bir gol atar... Gaziantep Belediye turu kaparken merak ettim hiç yüzleri kızardı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* Çeyrek Saçmalık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce de oldu, gene oldu. Gruplardan çıkan takımlar çeyrek finalde karşılaştı. Dünyada eşi benzeri yok! Anca taraftar yasası çıkartmayı bilen çok bilmişler tüm gruplardan çıkan iki takımı da çeyrekte eşleştirdiler... Bazı şeyler ne kadar kolay değil mi, bazı mevkilere sahip olmak; üstelik zerre birikim olmadan... Sonra böyle komik tablolar çıkartmamak işten değil orası ayrı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Galatasaray - Gaziantepspor&lt;/span&gt;: Galatasaray'ın elinde kupadan gayrı yol kalmadı. Avrupa'ya bu sene gidilmezse taraftar kulübü yönetimin kafasına yıkar. Gaziantep için zor maç, imkansız değil ama zor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Beşiktaş - Gaziantep BŞB&lt;/span&gt;: Genele bakarsak Beşiktaş'ın kolay alması gereken bir maç. Ama Gaziantep Belediye de "beleş" takım değil. Zorlayacaktır. İlk maç berabere biterse Gazianntep'in tur atlama şansı yükselir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İBB - Kasımpaşa&lt;/span&gt;: Kasımpaşa, bir Kayseri Erciyes havası yakalayıp küme düşmüşken UEFA'ya gitme ilginçliğini yaşamak isteyecektir. İBB ise ilk beşi zorladığı için kupayı bırakmayı düşünebilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gençlerbirliği - Buca&lt;/span&gt;: Buca esasında Gençlerbirliği'nden daha zayıf bir ekip. Ama futbolda tek kesin olan şey maçın 0-0 başlayacağı... O yüzden her türlü sonuca gebe gibi duran bir eşleşme...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/turkiye-kupas-1-maclar-panaroma-13-kasm.html"&gt;Türkiye Kupası 1. Maçlar Panaroması&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/turkiye-kupasnda-2-maclarn-panaromas.html"&gt;Türkiye Kupası 2. Maçlar Panaroması&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://anadoludanfutbol.blogspot.com/2011/01/turkiye-kupas-grup-3-maclar-panaromas.html"&gt;Türkiye Kupası 3. Maçlar Panaroması&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://anadoludanfutbol.blogspot.com/2011/01/turkiye-kupas-grup-4-maclar-panaromas.html"&gt;Türkiye Kupası 4. Maçlar Panaroması&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-8809307961305882616?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/8809307961305882616/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/turkiye-kupas-grup-5-maclar-panaromas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8809307961305882616'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8809307961305882616'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/turkiye-kupas-grup-5-maclar-panaromas.html' title='Türkiye Kupası Grup 5. Maçlar Panaroması | 28 Ocak 2011 Anadolu&apos;dan Futbol Blogu'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-8784572298551779953</id><published>2011-02-12T11:49:00.001-08:00</published><updated>2011-02-12T11:49:48.692-08:00</updated><title type='text'>Güven'ilir Maç | 31 Ocak 2011 Anadolu'dan Futbol Blogu</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img src="http://sporsitesi.aktifhaber.com/images/news/107444.jpg" alt="" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İlk devrede, zayıf Manisaspor Ankaragücü'nü konuk ederken 3 gol yiyor ve sahadan 3-0 mağlup ayrılıyordu... Bu gollerin sonuncusunu Manisa'dan Ankara'ya daha birkaç hafta önce gitmiş olan Güven Varol atıyordu dakikalar 65 ve skor belirleniyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hafta Manisa Ankara'ya konuk oldu. Toparlanmış, sıralamadaki yerini yükseltmişti. Ankara ise tam tersi, düşüşünü hızla sürdürüyordu. Düşünün, bir taraftar sahaya girip Ümit Özat'a tekme attı ve Ümit Özat'tan dayak yedi... Trajikomik hallerdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maç 1-1 sürerken bu sefer Manisa'nın Güven'i, Mehmet Güven, sahaya çıktı ve son dakikalarda iki gol birden atarak skoru 3-1'e getirdi. Maçı kazandırdı... İki farklı Güven, iki farklı saha, iki farklı skor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Rövanş" diye buna derler...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-8784572298551779953?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/8784572298551779953/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/guvenilir-mac-31-ocak-2011-anadoludan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8784572298551779953'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8784572298551779953'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/guvenilir-mac-31-ocak-2011-anadoludan.html' title='Güven&apos;ilir Maç | 31 Ocak 2011 Anadolu&apos;dan Futbol Blogu'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-8341333651244917280</id><published>2011-02-12T11:46:00.000-08:00</published><updated>2011-02-12T11:48:05.764-08:00</updated><title type='text'>Türkiye Kupası Çeyrek Final 1. Maçlar Panaroma | 4 Şubat 2011 Anadolu'dan Futbol Blogu</title><content type='html'>Çeyrek finalde karşı karşıya gelen takımlar genelde dişe diş bir mücadele sergiledi. İBB ve Kasımpaşa, 0-0'la yenişemedi; Gençlerbirliği Buca'yı 2-0'la geçti; Galatasaray - Gaziantep maçı ise iki tarafa da yakınken direnç farkıyla Gaziantep'in oldu; Beşiktaş ise Gaziantep BŞB'yi beş golle geçti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* Bozbaykuşlar Gene Formdaydı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İBB taraftar grubu İnci Sözlük çıkışlı "Bozbaykuşlar" 0-0'lık İstanbul derbisinin tek dikkat çekici yönüydü. Açtıkları pankartla maçın da kupanın da önüne geçtiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://medyaspor.com/images/news/big/bozbaykuslar.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maça gelecek olursak, iki takım da zaman zaman ataklar yaptı; oyunu kontrol altına alma çabası galip gelme çabasını geçti. Haksız da değillerdi, birisi (İBB) ligdeki istikrarsız görünümünü Beşiktaş galibiyetiyle dindirip başarılı bir sürece girmek istiyordu, diğer ekipse (Kasımpaşa) Buca şokunun yaralarını sarmaya çalışıyordu... Akıllar dışarıda vücut Olimpiyat Stadı'nda olunca meydan da bir avuç Bozbaykuş'a kaldı doğal olarak... Kötü mü oldu? Katiyyen... Ama grubundan namağlup ve puan kaybetmeden çıkan bir takımın da bu kadar durgun olmaya hakkı yok diye düşünmekteyim, nacizane.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* İddialı Gençler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençlerbirliği de grupların iddialı takımlarındandı. Ankaragücü'nün puan kaybetmesiyle gruptan çıkan Buca'yı 2 golle geçtiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk golü bu sezonun transfer rekortmeni Ermin Zec, açılan güzel ortayı tip'leyerek kaydederken bunun henüz iki dakika sonrasında bomboş pozisyonda topu kendi kalesine yollayan Koray farkı ikiye çıkardı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buca da Kasımpaşa ve İBB gibi aklı ligde olanlardan biri olmanın bedelini ağır ödeyeceğe benziyor. Gençlerbirliği ise kötünün iyisiydi. Onlarsa diğerlerinin tersine kupaya değer veriyor, kayıp geçen bir sezonun acısını çıkarmak için ve muhtemelen birkaç yıl önce Kayserispor'a kaptırdıkları kupaya kavuşmak için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* Yıldızlar Takımı ve Antipatik Şefleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş, bir orkestra misali maçlarını beste havasında oynayadursun; bu yıldızlara hakim olacak olan şefin tavırları dikkate değer. Bobo'nun iki, Fernandes'in iki ve Quaresma'nın bir gol kaydettiği maçta Beşiktaş; 0 (yazıyla sıfır) yabancılı Gaziantep BŞB'yi beş golle geçti. Gaziantep ekibi, toplara fazla basıp yavaş hareket ettikleri için yedikleri kontraatakların bedelini ödedi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazılacak fazla da bir şey yok aslında, ufak bir gözlem olarak; maçları ciddiye alan rakiplerine rahatça gol atarken "koyvermiş" Trabzon karşısında zar zor galibiyet almaları ilginç bir husus. Sanırım bunun asıl nedeni, ciddi mücadele esnasında yapılan ölümcül hataları affetmeyen profesyonellikte oyuncuları bünyesine katmış olmaları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki maçta bunlar olurken Schuster neredeydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tribünde!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden? Bir hafta önceki ligdeki İBB maçındaki disiplinsiz hareketleri nedeniyle kurula sevk edildiği ve ceza aldığı için... Neydi bu hareketler? Akreditasyon kartı takmamak, hakemin uyarılarını "takmamak", maçtan atıldığı halde tünel girişinde bekleyip stadı terk etmemek... Şaka gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* Cenk Tosun vs Adnan Sezgin&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenk Tosun, Galatasaray'ın listesindeki bir futbolcuydu. Peki ne oldu? Maliyetini lüzumsuz bulan Adnan Sezgin 19 yaşındaki bir futbolcuya o kadar para ödenmeyeceğini düşünüp emekliler kahvesine çevirttiği takımına Cenk Tosun'un attığı iki golü izledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gaziantep maça hızlı başladı ve öne geçti, attıkları golse uyuyan rakibi uyandırdı ve iki golle karşılık verildi ancak maç bitmemişti. Önce Elyasa, sonra Cenk Tosun attıkları gollerle takımlarını öne geçirdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'da yıllardır özlenen kanat akınları ve kanatlardan yapılan şık ortalar bu maçta kendisini gösterdi. Sanırım birkaç seneye de serbest vuruştan goller izletmeye başlarlar. Gaziantep ise yıllardır ektiği yatırımları biçmeye başlamalı, hala Fenerbahçe'ye kaybettikleri şampiyonluğun yarattığı bunalımı yaşamak kolay değil. Bunu aşmaları için bu kupa iyi bir başlangıç gibi duruyor...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-8341333651244917280?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/8341333651244917280/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/turkiye-kupas-ceyrek-final-1-maclar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8341333651244917280'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8341333651244917280'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/turkiye-kupas-ceyrek-final-1-maclar.html' title='Türkiye Kupası Çeyrek Final 1. Maçlar Panaroma | 4 Şubat 2011 Anadolu&apos;dan Futbol Blogu'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-8234146063554783969</id><published>2011-02-12T11:43:00.000-08:00</published><updated>2011-02-12T11:44:06.617-08:00</updated><title type='text'>Trans'fer | 8 Şubat 2011 Spor Vitrini</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; Lig başladığından beri bu sitede "haftanın futbolcusu" konseptiyle yazıyorum, bu hafta ufak bir değişiklik yapayım dedim; gene "haftanın ...." teması ama bu kez parlayan ara transferleri değerlendireceğim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;- Kenny Miller&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta bir, bu hafta iki. Süper Lig'de çıktığı iki maçta üç gol attı Bursaspor'un yeni İskoç'u...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Miller 2000'de İskoçya'nın en iyi genç oyuncusu seçildi. Celtic'de 1 lig, 1 kupa şampiyonluğu; Rangers'da 2 lig, 1 kupa şampiyonluğu kazandı. Ayrıca düşman kardeşler Celtic ve Rangers'da forma giyen 6 futbolcudan biri oldu. "Şimdi Miller Zamanı"&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;- Yasin Öztekin&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençliğinin getirdiği bencilliği yenerse, İlhan Cavcav'ın yıllar sonra gözünden vurduğu turnası olur. Şimdiden Türkiye Kupası'nda iki golü var ve ölü toprağı serpilmiş Gençler orta sahasının yeni dinamik yüzü... Ya herro ya merro oyunuyla çok canlar yakacağa benziyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;- Gökhan Ünal&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ara transferin şüphesiz en faydalı olanı Gökhan... İBB'nin gol yollarına ilaç olan Gökhan Kayserispor'a bir gol attı, bu hafta da Kasımpaşa karşısında 1 gol iki asist istatistiğiyle resmen Paşa'yı tek başına yıktı... Fenerbahçe'de kaybettiği yıllarını, kimsesiz İBB'de bulma hırsıyla daha çok canlar yakacağa benziyor eski gol kralı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar parlayanlar, ara transfere damga vuran kulüpler var ki - sonları benzemesin - Süper Lig'den düşen çoğu takımın yaptığı hamleleri yaptılar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konyaspor mesela Polonyalı forvet Marcin Robak, Polonyalı kaleci Pawelek, Gineli Zayatte (ki bu hafta kırmızı kart gördü) ile anlaştı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arvaladze ekolü yakalamak isteyen Trabzonspor bu kez Polonyalı ikizlere yöneldi: Brozek kardeşler artık Karadeniz'de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer Polonyalı Kamil Grosicki de Sivasspor'a geldi... Sivasspor aynı zamanda güçlü fiziğiyle dikkat çeken Nijeryalı Michael Eneramo'yu renklerine bağladı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.6 milyon Euro'luk maliyetiyle dikkat çeken Kosta Rikalı Azofeifa'yı bünyesine katan ise, Ermin Zec transferinden ders almayan Gençlerbirliği oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayserispor ise Emir Kujoviç, Nordin Amrabat ve Karim Ziani'yle anlaştı. Bu üç oyuncunun ortak noktası ise, doğduğu yer ve uyruğunun farklı olması; Kujoviç Boşnak asıllı İsveç, Amrabat Hollanda doğumlu Fas asıllı, Ziani ise Fransa doğumlu Cezayir vatandaşı... Birleşmiş Milletler'in ülke temsilcisi mübarek!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gaziantep de Cenk Tosun ve Wagner'i alarak bilhassa yurt dışında çok sükse yaptı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım ara transferler takımlara neler katacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız, her ara transfer konusu geçtiğinde belirtmek istediğim noktayı da bu vesileyle belirteyim; Türkiye'nin son yıllarda gördüğü en iyi ara transfer Fenerbahçe'den Beşiktaş'a geçen Marcio Nobre'ydi. Zaten Nobre'nin kariyerinin de en üst noktasıydı o yarım sezon...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-8234146063554783969?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/8234146063554783969/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/transfer-8-subat-2011-spor-vitrini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8234146063554783969'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8234146063554783969'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/transfer-8-subat-2011-spor-vitrini.html' title='Trans&apos;fer | 8 Şubat 2011 Spor Vitrini'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-5133947579638854730</id><published>2011-02-12T11:42:00.001-08:00</published><updated>2011-02-12T11:42:46.939-08:00</updated><title type='text'>Buca'nın Geleceği Aydın'lık | 2 Şubat 2011 Spor Vitrini</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Buca - Kasımpaşa maçı bu haftaki tüm maçların yanı sıra ayrı bir önem arz ediyordu: Türkiye Kupası'nda çeyrek finale kalan iki son sıra takımından birisinin ümitlenip yükselişe geçme fırsatı yakalayacağı maç idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bucaspor geçen hafta Beşiktaş'tan beş gol yiyen onlar değilmiş gibi Kasımpaşa'ya tam dört gol attı, bunların ikisini "Samsunlu" Musa attı ve maçı kopardı. Kimdi bu Musa Aydın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Samsun'da doğmuş ve büyümüş olan Musa, profesyonelliğe de Samsunspor'da atılıyor. 6 sezon Samsunspor formasını terletiyor. İlk Süper Lig maçı, Ertuğrul Sağlam'ın gol attığı 1-1'lik Trabzonspor maçı... İlk golü ise "biraz" bekliyor: 2002 yılında Fenerbahçe karşısında atıyor, takımını öne geçiriyor geçirmesine ama maçı 3-1 kaybeden taraf Samsunspor oluyor...O sezonki ikinci ve son golünde ise gene aynı skor ama bu kez gülen tarafta: Samsunspor 3 - Dardanel 1. Çanakkale takımının golünü o dönemler sakatlanmaya başlamayan Gökhan Zan atıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonraki sezon Denizlispor'a 1, Gençlerbirliği'ne (2 dakikada) 2, Diyarbakırspor'a da 1 gol atıyor. Bu üç maçta da galibiyeti kazanan taraf Samsunspor oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonraki sezonu gol bazında "bay" geçen Musa, Samsunspor'un Süper Lig'deki kendisinin de Samsunspor'daki son sezonunda Ankaraspor'a 2, İnegölspor'a da Türkiye Kupası'nda 1 gol atıyor. Ankaraspor maçında 1 puanı kurtaran tarafta olurken İnegöl'ü yenip tur atlıyorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Samsunspor düşüyor, Sakaryaspor çıkıyor. Musa da Sakaryaspor'a geçiyor... Sakaryaspor'un yükseldiği gibi düştüğü sezonda Musa'nın 3 golü var, sıkı durun, ilk golünde Fenerbahçe'yi yeniyorlar ve 4 yıllık intikamını alıyor. Ama bu biraz pahalıya patlıyor, sonraki iki golünde de yenilen tarafta oluyor; Bursaspor ve Sivasspor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son golünün hatrına, kariyerindeki üçüncü S'ye imza atıyor: Sivasspor. Manisaspor'a gol atıyor, kazanıyorlar. Kasımpaşa'ya gol atıyor, kazanıyorlar. Kayserispor'a gol atıyor, kazanıyorlar. Denizlispor'a gol atıyor, kazanıyorlar. Ve gene makus talihi, Fenerbahçe'ye gol atmasına karşın kaybeden tarafta yer alıyor... Ama durmuyor, Ankaraspor ve Gençlerbirliği'ne de birer gol atıyor ve kazanan tarafta oluyor. Yani, 7 golde 18 puan. Tek başına kazandırdığı puanlar da cabası, zira bu maçların çoğu 1-0'lık skorla bitiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonraki sezon da az buz gol atmıyor: 6 gol, Bursaspor'a; Eskişehirspor'a; Konyaspor'a; Gaziantep'e; Gençlerbirliği ve Trabzonspor'a birer gol atıyor... Bu maçlardan sadece Eskişehirspor maçı 2-2 biterek puan kaybettiriyor, yani 6 gol eşittir 16 puan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivasspor'un şampiyonluk kovaladığı iki sezonda toplam 34 puan kazandırıyor Musa Aydın, tek başına neredeyse! Alex'i gören skor medyamız Musa'yı ikincileştiriyor ve tabii Sivasspor'u da... Sivas'taki üçüncü sezonunda Gaziantep maçlarının ikisinde de birer gol atıyor, 4 puan kazanıyorlar; Türkiye Kupası'nda sansasyonel maçta Giresun'u 4-3 geçen Sivasspor'un kırılma golüne yani üçüncü golüne imzasını atıyor... Ve Denizlispor'a da gol atıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kariyerinin üçüncü transferinde Sivas'taki hocasına uyup Buca'ya doğru "yol"lanıyor... Tesadüf ya, ilk golünü gene Fenerbahçe'ye atıyor ve gene kaybediyorlar... Ama bu kez yılmıyor ve Türkiye Kupası'nda attığı golle galibiyette pay sahibi oluyor. Ankara'da Ankaragücü'ne attığı golle puanı koparttırıyor. Beşiktaş'a da gol atıyor lakin gene bir Fenerbahçe tarifesiyle mağlubiyeti tadıyor... Ancak asıl patlamayı bu hafta Kasımpaşa karşısında attığı 2 golle ve 4-0'lık galibiyetle yapıyor Musa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 şubatta, gruptan birlkte çıktıkları Gençlerbirliği'yle karşılaşacak Musa'nın Bucaspor'u... Daha önceden Ankara ekiplerine attığı goller ortada, Türkiye Kupası'nda da dört puan kazandıran iki golü ortada... Yani, tam Musa'lık maç diyebiliriz çeyrek finaller için... Bakalım bu yükselişi lige de yansıtabilecek mi Musa Aydın?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-5133947579638854730?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/5133947579638854730/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/bucann-gelecegi-aydnlk-2-subat-2011.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/5133947579638854730'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/5133947579638854730'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/bucann-gelecegi-aydnlk-2-subat-2011.html' title='Buca&apos;nın Geleceği Aydın&apos;lık | 2 Şubat 2011 Spor Vitrini'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-6282473780625960767</id><published>2011-02-12T11:39:00.000-08:00</published><updated>2011-02-12T11:40:44.195-08:00</updated><title type='text'>Geleneksel Kanat Bindirmesi | 25 Ocak 2011 Spor Vitrini</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; Burhan, genç bir futbolcu. 1985/ Lice doğumlu. Futbola 2000 yılında, Yenişehir Belediyesi'nin takımında atılır. Cılız vücuduna karşın dirençli bir yapısı vardır. Hani rüzgar esse savrulur derler ya, o hesap...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Git gide iki ayağını kullanmaya alışır Burhan... Diyarbakırspor'da profesyonelliğe adım atar sonra doooğru Gaziantep BŞB'ye... Bir sene staj, sonra tekrar Diyarbakırspor... Diyarbakırspor'un 2-0 yenildiği Galatasaray maçındaki oyunu, çoğu kişinin dikkatini çeker; radara girer. Akabinde bir gece yarısı, Gençlerbirliği ile söz kesip başkentin yolunu tutar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hırslıdır Burhan, formayı da sever. Forma da onu sever çoğu zaman... Kanatlarda bir Diyarbakır rüzgarı estirir, es kaza bir maç aç; eğer Burhan oynuyorsa beş dakikaya gözüne çarpar. Çok değil, beş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Thomas Doll ile terse döner her şey, forma bulamaz olur. Gerçi Alman disiplini, demek ki gömlek sıkar Burhan'ı... Bunaltır. O da çareyi kariyerinin dördüncü imzasını atmakta bulur: Eskişehirspor'a gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süper Lig'de attığı ilk gol, Trabzonspor'adır. Sene 2005, o maçı 3-0 kazanır Diyarbakır. Yaklaşık beş ay sonra da bir geleneği başlatır kendince; Kayseri Erciyesspor'a gol atar. 2-1 yenmişlerdir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonraki sezon küme düşmüş olan Diyarbakır'da 7 gole imza atar. Bu gollerin ilki, eski takımı Gaziantep BŞB'dir. 3-2 kazanan taraftadır, bunu da gelenek olarak cebimize koyalım ve bir sonraki sezona geçelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençlerbirliği'ne sıçrar, biri Türkiye Kupası'nda olmak üzre beş gol atar. Türkiye Kupası'ndaki golü Galatasaray'adır, o golle kazanır Alkaralar. O gol o sezon attığı son goldür aynı zamanda... Ve bir sonraki sezon; biri Türkiye Kupası'nda olmak üzre beş gol, son gol gene Galatasaray'a! Bu kez kaybeden taraftadır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayseri geleneğini sürdürdüğü sezon 2009 - 2010; Gençlerbirliği'ndekli son sezonundaki tek golüdür, yeni bir başlangıca atılmış bir gol...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskişehirspor'da şu ana kadar üç gol attı... Birisi, Manisaspor'a. Bu maçta bir önceki sezonunun rövanşını almış oldu zira o maçtaki golünden yirmi dakika sonra gol atan Makukula bu kez Manisa'daydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci golü, Kayseri takımları geleneğinden, Kayserispor'aydı. Bu kez de eşitliği bozduramadı ve maç 2-2 bitti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son golünü de bu hafta, diğer geleneği icabında, eski takımı Gençlerbirliği'ne attı ve o golle kazanmayı bildi Eskişehirspor. Tesadüf bu ya, bu "geleneğin" ilk maçında Gaziantep BŞB formasıyla gol yediği Serdar Özbayraktar ile aynı takımda şimdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son geleneğini gerçekleştirip "trio" yapmak için bir hafta daha bekleyecek Burhan Eşer; iki hafta sonra Galatasaray ile karşılaşacaklar zira...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-6282473780625960767?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/6282473780625960767/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/geleneksel-kanat-bindirmesi-25-ocak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/6282473780625960767'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/6282473780625960767'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/geleneksel-kanat-bindirmesi-25-ocak.html' title='Geleneksel Kanat Bindirmesi | 25 Ocak 2011 Spor Vitrini'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-4644416802108589642</id><published>2011-02-10T04:18:00.001-08:00</published><updated>2011-02-10T04:59:29.780-08:00</updated><title type='text'>HD Gazete #2 (Şubat 2011)</title><content type='html'>&lt;a id="myphotolink" href="http://a6.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/168443_10150098618132768_629567767_6233177_3195522_n.jpg"&gt;&lt;img src="http://a6.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/168443_10150098618132768_629567767_6233177_3195522_n.jpg" id="myphoto" height="720" width="295" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Yedi Kule TFF 3. Lig&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç gruplu TFF 3. Lig'de bu sezon Beykozspor 1908 ile birlikte tam dokuz İstanbul takımı mücadele ediyor. Halihazırda, Beykoz'un bulunduğu TFF 3. Lig 2. Grup'ta 'yıldaş'ı Anadolu Üsküdar 1908 de var ve semtimizin takımına nazaran sıralamada şampiyonluğa oynuyor. İlk devre itibariyle dokuz galibiyeti ve dört beraberliği var. Üçüncü sırada...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TFF 3. Lig'in birinci grubunda ise Tepecik, Bayrampaşa ve İstanbulspor mücadele ediyor. O grupta ise, biraz play-off mücadelesi şeklinde geçiyor İstanbul ekiplerinin oyunları. En iyi durumdaki Tepecik, lider Hatay'ın tam on puan gerisinde; Bayrampaşa'nınsa iki puan ve iki sıra üstünde... İstanbulspor ise eski günlerini mumla aratırcasına düşme hattına sadece dört puan farkla, bir üst basamağında duruyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son grup, 3. Grup, ise sanki mahalli bir İstanbul ligi gibi tam dört İstabul ekibinden oluşuyor: Lider Gaziosmanpaşa, onun dokuz puan gerisindeki ikinci Beylerbeyi, play off mücadelesi içindeki tam dört takımla birlikte 26 puanda olan fakat averaj olarak tek eksideki ekip Sancaktepe Belediyespor ve tek galibiyetiyle grubun en zayıf takımı, lig sonuncusu Zeytinburnuspor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pekala bu takımlar arasında göze çarpan istatistikler neler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evvela, dokuz takımın en zayıfı; tek galibiyeti ve tam on altı mağlubiyetiyle Zeytinburnuspor.&lt;br /&gt;İlginçtir ki, beraberlik rekortmeni Beylerbeyi aynı zamanda en az mağlubiyeti olan ekip. 9 beraberliği ve tek mağlubiyeti var...&lt;br /&gt;28'er golle Anadolu Üsküdar 1908 ve Gaziosmanpaşa,  gol krallığını paylaşırken; 45 gol yiyen Zeytinburnu da dibi görüyor...&lt;br /&gt;Averaj olarak en avantajlı ekip ise 16 averajlı Gaziosmanpaşa, tahmin edersiniz ki ikinci de Anadolu Üsküdar iki gol fark ile...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beykoz ile aynı durumda olan, kümede kalma mücadelesi veren iki 34 plakalı takım daha var: Birincisi İstanbulspor AŞ, diğeri ise bu üç takım arasındaki en zayıf takım olan Zeytinburnu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbulspor ise tam olarak Beykoz 1908'in kaderdaşı diyebiliriz. Beykoz'un dört puan üstünde sadece ve düşme hattına da bir o kadar uzak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beykoz'un çok avantajı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan ilki, taraftar gücü. 9 yenilen deplasmanları bile gören bu vefalı taraftar, övgüyü de hak ediyor elbette. Hak etmedikleri tek şey, takımlarının durumu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer avantaj ise grupta sadece iki takımın küme düşecek olması. Aynı şekilde, grubun bir zorluğu var ki; 3. gruptaki gibi üç maçı yolculuk yapmadan oynamak yerine Batman maçında olduğu gibi engellerle kilometreler aşarak çoğunlukla yorgun argın çıkılan maçlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu takım, genç ve tecrübesiz bir takım olmasının bedelini böyle ödemek zorunda mı? Batman maçında federasyonun yaptığı haksızlık, yenilir yutulur cinsten değil! Ama eminim ki taraftarın yerinde motivasyonu genç oyuncularımıza pozitif ivme katıp onlara direnme gücü verecektir ve bu takım, bu sene kümede kalıp kazandığı tecrübenin ekmeğini birer birer basamakları çıkarken yiyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraftara ise düşen tek şey; bu genç futbolcuları tecrübesizliklerinden dolayı ikincileştirmek değil, bilakis sahiplenmektir. Devir gençlerin devri değil, futbolcu çiftliği olması gereken Bank Asya 1. Lig'de bile en genç üç takım geçen sene küme düştü (Kocaelispor, Dardanel, Hacettepe) ama bakarsınız Türk futbolunda gençlik aşısını Beykoz keşfeder, ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CADI KAZANI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray... İlk yarıda sadece 7 maç kazanabilmiş... Tarihinde belki de uzun yıllardır ilk defa, eksi averajla kapatmış ilk devreyi... Suları ısınan futbolcular, teknik direktör ve yönetimiyle sansasyonel bir şekilde ikinci devreye girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni stat için Mecidiyeköy'ün en değerli arazisini TOKİ'ye bırakan Galatasaray, bunun üstüne bir de stat açılışında mevcut ve eski yönetim nezdinde adeta Toki Başkanı'ndan "küfür yedi". Aciz, çaresiz, beceriksiz ve basiretsiz gibi sıfatları kullanarak Galatasaray taraftarına 'seslenen' Erdoğan Bayraktar'ın konuşması protesto edilirken, başbakanın konuşmasına da izin verilmeyince belki de tarihinde ilk kez bir Galatasaray başkanı taraftarına ihanet ederek stadı terk eden kafilenin içinde yer aldı... Arazisinden, kiralama hakkına kadar tonlarca şeyden feragat etmesine karşın başbakanın gözünde Seyrantepe'de "bir Allah kuruşu" bulunmayan Galatasaray, bir de devlet erkanından henüz kira sözleşmesi imzalamadıklarına dair tehdit yedi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saha içinde ise, yapılan transferler biraz son gün transferi gibi dursa da, Yekta Kurtuluş ve Kazım Kazım Türkiye liglerinde kalitesi ortalamanın çok üstünde olan futbolculardan. Alınan yabancılar ise, yurt dışında istikrarlı bir şekilde forma giyen ve büyük ihtimalle Galatasaray'ın mevcut kadrosunda da sırıtmayacak olan isimler... Yönetimin yaşadığı karmaşa çözüldüğü takdirde, Galatasaray cadı kazanından çıkacak gibi duruyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş... İlk dörde girememesine karşın zirveye puan olarak yakın duran, Avrupa'da ise yoluna devam eden tek takım halini koruyan Beşiktaş; sezon başında yaptığı sansasyonel transferleri ara sezonda da sürdürdü ve yıllardır yabancı liglerde tabiri caizse ağzımızın suyu akarak izlediğimiz yabancıların bazılarını kadrosuna kattı... Yıldırım Demirören, iki sezon önce üzerinde çoğalan protesto oklarını başarılı bir şekilde savuşturmuş ve suları durultmuşa benziyor... Şu an için endişelenilecek tek şey, futbolcuların 17'de 17 yapma sözü... Bu stres, takımı içeriden parçalayabilir mi? Zamanla göreceğiz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Kupası'nda vasatı bile yakalayamayan Fenerbahçe, kadrosunda yaşadığı uyum sorunlarını çözmekten bir hayli uzak duruyor. Sezon başından beri Aykut Kocaman'ın sürekli bazı oyuncularla kavgalı durması takımda negatif bir ortamın olduğuna işaret gibi... Aziz Yıldırım ise, gerginlikte hepsini solluyor ve bu durumun takımına ne kadar zarar verdiğinin farkında bile değil. Basit bir örnekle; Aziz Yıldırım'ın aktif olarak el atmadığı dört branşta Fenerbahçe "alıp götürüyor":&lt;span&gt;&lt;span class="ecxtext_exposed_show"&gt; Erkek basketbol ve voleybol, kadın basketbol ve voleybol. Bireysel başarılar saha içinde ön plana çıkıp da maçı kazandırmasa Fenerbahçe şu an kazandığı maçların çoğunu kaybetmişti. Takım oyunundan uzak kimlikleriyle zirve yarışını nereye kadar götüreceklerini göreceğiz...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-4644416802108589642?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/4644416802108589642/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/hd-gazete-2-subat-2011.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/4644416802108589642'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/4644416802108589642'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/02/hd-gazete-2-subat-2011.html' title='HD Gazete #2 (Şubat 2011)'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-8569807891485555109</id><published>2011-01-15T04:50:00.000-08:00</published><updated>2011-01-15T04:51:03.032-08:00</updated><title type='text'>Türkiye Kupası 3. Maçlar Panaroma | 14 Ocak 2011 Anadolu'dan Futbol</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img src="http://cdn.sporx.com/img/3/2011/fenerbahce_yenimalatyaspor04985345.jpg" alt="Kupa bu sezon da gelmedi" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Gruplarda dört maçın üçüncüsü oynanırken, tek bir maç hariç hiç süprizle karşılaşmadık. Dört maçta ev sahipleri kazanırken üç maçın galibi deplasman takımları oldu... Toplam 23 golün atıldığı üçüncü maçlar neticesiyle A Grubu'nda Galatasaray ve Gaziantep 7'şer puanla; B Grubu'nda Beşiktaş ve Trabzonspor 6 ve 4 puanla; C Grubu'nda Buca 6, Ankaragücü ve Gençlerbirliği 4'er puanla; D Grubu'ndaysa Kasımpaşa ve İstanbul Belediye 6'şar puanla gruptan çıkmaya yakın duruyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* Yenilerin Maçları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray, Ali Sami Yen'in final maçında Beypazarı Şekerspor karşısında uzun süre mağlup götürdüğü maçı Servet, Arda ve yeni transferi Kazım'ın golleriyle çevirmeyi başardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasımpaşa, yeni teknik direktörü Fuat Çapa ile çıktığı ilk resmi maçta Kırıkhan'ı 2-0 yendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* İstanbul'un Dönüşü&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk iki maçta umduğunu bulamayan İstanbul takımları üçüncü maçlar neticesiyle biraz toparlanmış görünüyor. Ama hala umut vermiyorlar. Galatasaray kendisinin iki alt ligindeki Beypazarı Şekerspor karşısında ölüp ölüp dirilirken Beşiktaş, Manisaspor'u Guti sayesinde 3-2 mağlup etti. İBB, Karşıyaka'yı 1-0, Kasımpaşa ise Kırıkhan'ı 2-0 yendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* Yeni Malatya Eski Fenerbahçe&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe 28 yıldır hasret kaldığı Türkiye Kupası'nda bu kez gruplardan çıkmayı geçip puan bile alamadan ayrılıyor. Yeni Malatya 3 puanda, grupta 4 puanlı Ankaragücü ve Gençlerbirliği ile oynayacak... Yani gruptan çıkma şansı hala mevcut. Aynı grupta lider Buca, diğer Ege takımlarına nazaran başarılı bir performans gösteriyor. Zira diğer takımlar; Denizlispor, Manisaspor ve Karşıyaka 0 puanla gruplarında sonuncu sırada...&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* Kârlı Takımlar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galibiyetlerin 100 bin, beraberliklerinse 50 bin dolar üzerinden "ücretlendirildiği" gerçeğiyle; Galatasaray ve Gaziantep 250, Beşiktaş, Kasımpaşa, Büyükşehir Belediye ve Bucaspor 200 bin doları şimdiden kasasına koydu. Alt liglere baktığımızda Kırıkhan ve Gaziantep BŞB 150, Yeni Malatya ve Konya Torku 100, Beypazarı Şekerspor 50 bin dolar kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* En İyiler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takımının zorlandığı maçta kilidi açan Arda Turan, Manisaspor karşısında maestroluk üstlenen ve bir gol iki asistle tek başına maç çeviren Guti, İBB'nin genç golcüsü Tevfik Köse bu maçlarda parlayan isimlerdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/turkiye-kupas-1-maclar-panaroma-13-kasm.html"&gt;Türkiye Kupası 1. Maçlar Panaroması&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/turkiye-kupasnda-2-maclarn-panaromas.html"&gt;Türkiye Kupası 2. Maçlar Panaroması&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazan: &lt;a href="http://alperkaya.org/"&gt;Alper Kaya&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-8569807891485555109?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/8569807891485555109/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/01/turkiye-kupas-3-maclar-panaroma-14-ocak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8569807891485555109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8569807891485555109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/01/turkiye-kupas-3-maclar-panaroma-14-ocak.html' title='Türkiye Kupası 3. Maçlar Panaroma | 14 Ocak 2011 Anadolu&apos;dan Futbol'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-8206370977644166883</id><published>2011-01-04T15:10:00.000-08:00</published><updated>2011-01-04T15:11:13.115-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2011 Yılı'/><title type='text'>Sahaya Kan Bulaştı | 5 Ocak 2011 Anadolu'dan Futbol Blogu</title><content type='html'>&lt;div class="post-header"&gt;  &lt;/div&gt; &lt;div class="post-body entry-content"&gt; &lt;img src="http://fotograf.gazetevatan.com/newpics/news/040120111912143931759_2.jpg" alt="Tribünde vahşet! " title="Tribünde vahşet! " align="right" /&gt;Fotoğraf, Akhisar Belediye - Tavşanlı Linyitspor maçında bir Akhisarlının elinde tuttuğu, birkaç dakika sonra da kulaklarını ters çevirip sahaya fırlatmak suretiyle öldüreceği tavşanın fotoğrafıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğrafta gülerken çıkan bu taraftarın, gün itibariyle açılan davada olası bir duruşmada "Çok pişmanım" vesaire diyeceğini düşündükçe kanım donuyor, sinirlerim bozuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bir önerim var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emsal teşkil etmesi niyetiyle, İNSAN öldürmenin cezası neyse aynen uygulansın. Stada sokulmasın, para cezası kesilsin, gerekiyorsa bu adamın soyundan en az beş nesil stada giremesin. Ama artık sahalara kan girmesin... Yeter artık... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-8206370977644166883?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/8206370977644166883/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/01/sahaya-kan-bulast-5-ocak-2011.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8206370977644166883'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8206370977644166883'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/01/sahaya-kan-bulast-5-ocak-2011.html' title='Sahaya Kan Bulaştı | 5 Ocak 2011 Anadolu&apos;dan Futbol Blogu'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-272264324664920076</id><published>2011-01-03T15:43:00.000-08:00</published><updated>2011-01-03T15:44:21.689-08:00</updated><title type='text'>Kocaelispor 4 - Arsenal 1 | 3 Ocak 2011 Anadolu'dan Futbol Blogu</title><content type='html'>25 Temmuz 2001'de, hazırlık maçı babında o sezon UEFA Kupası'nı Galatasaray'a veren Arsenal, bir başka Türk ekibinden hezimetle ayrılıyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikmet Karaman önderliğindeki Kocaelispor; Lazarov (2), Serdar Topraktepe ve Nuri'nin golleriyle 4-1 gibi bir skorla sahadan galip ayrılıyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar sonra, bu maça dair anısı sorulan Hikmet Karaman'dan dinliyoruz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Maçtan önce, UEFA Kupası'ndaki rakibi Galatasaray'ı ligde yendiğimizi öğrenen Arsene Wenger şaşırdı. 'Dikkat et, sizi de yeneriz...' dedim, gülümsedi. Ama sonra 1 attık, 2 attık baktım adamlar hırslandı... Çeviremediler maçı..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sezonsa, Kocaelispor küme düşmekten son anda yırtar. Arsenal şampiyon olur. Bir sonraki sezon Kocaelispor küme düşer...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikmet Karaman takım takım gezerken, Arsene Wenger hala Arsenal'de. Bir de, yerel gazeteye dikiz: Fotoğrafta Ayman - İnamoto kapışması var. Evet, Galatasaray'a gelen İnamoto. Ayman'ın geldiği en yakın "batı"ysa halen Kocaelispor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve evet, Serdar Topraktepe hala Kocaelispor formasıyla gol atıyor. Hayat ne ilginç değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="cursor: -moz-zoom-out;" alt="http://galeri.uludagsozluk.com/35/25-temmuz-2001-kocaelispor-arsenal-maci_43325.jpg" src="http://galeri.uludagsozluk.com/35/25-temmuz-2001-kocaelispor-arsenal-maci_43325.jpg" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-272264324664920076?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/272264324664920076/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/01/kocaelispor-4-arsenal-1-3-ocak-2011.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/272264324664920076'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/272264324664920076'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/01/kocaelispor-4-arsenal-1-3-ocak-2011.html' title='Kocaelispor 4 - Arsenal 1 | 3 Ocak 2011 Anadolu&apos;dan Futbol Blogu'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-3569631961137910018</id><published>2011-01-03T15:42:00.000-08:00</published><updated>2011-01-03T15:43:26.954-08:00</updated><title type='text'>Gol! | 27 Aralık 2010 SporVitrini</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Gol atmak dünyanın en güzel işlerinden birisidir, atılan golü izlemek paha biçilemez...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süper Lig'de 2010 - 2011 sezonunun ilk devresinde 394 tane gol atıldı. Bu gollerin 292 tanesi ayakla, 68 tanesi kafayla, 11 tanesi kendi kalesine ve tam 23 tanesi de penaltıyla bulunurken; dakika bazında ele alırsak 17 golün bulunduğu 89. dakika, 14 golün bulunduğu 44. dakika ve 10 gol atılan 26. dakika gollerin yoğunlaştığı anlar olarak öne çıkıyor... Buradan kaba tabirle takımların "ipleri koyverdiği" anlarda golü yediğini anlayabiliriz... 1. dakikada atılan 5 golse takımlar için rüya gibi bir başlangıç olmuş doğrusu... 90. dakika ve uzatmalarda bulunan 8 golü de rüya gibi bir bitiş olarak nitelendirsek abesle iştigal etmeyiz, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar rekabetin olduğu bir sektörde, krallar olmalı değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 gollü Emenike ve Alex'i 9 gollü Burak Yılmaz ve Niang takip ediyor. 8 gol bulmuş üç futbolcunun (Umut Bulut, Joshua Simpson, Herve Tum) peşindeyse 7 gol bulmuş olan Bobo ve Semih Şentürk ikilisi var... Geride kalan dağılıma bakarsak 6 gole ulaşan 7, 5 gole ulaşan 3, 4 gollü 10, 3 gollü 16, 2 gollü 31 ve tek gollü 86 futbolcu var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gollerin hemen hemen hepsini izledim. Aralarında kendimce beğendiklerim oldu... Sayacağım liste, göreceli bir liste. Katti suretle ukalaca bir eda düşünmeyin; benim gözümden ilk devrenin en iyi beş golü (atılış sırasıyla):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;- Turgut Doğan Şahin (8. Hafta: Galatasaray 2 - Ankaragücü 4)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turgut, takımının baştan sonra üstün götürdüğü Ali Sami Yen deplasmanında skor 3-2'yken oyuna girdiği maçta 90. dakikada takımının 4. golünü attı. Golde, topu sağ kanattan sürerek ceza sahası çizgisine kadar gelen Turgut, ceza sahasındaki arkadaşıyla ver-kaç yaparak 2 rakip defansı ekarte etti, kaleciyle karşı karşıya kaldığı zor bölgeden kaleye hemen hemen paralel bir vuruş yaparak kalecinin sağından topu ağlara yolladı...&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;- Emmanuel Emenike ( 11. Hafta: Karabükspor 3 - Bucaspor 0)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takımının üç golüne de imza atan Emenike'nin ikinci golünde; orta saha çizgisinin 20 metre ilerisinden Bucaspor defansının arkasına atılan topta Emenike topa sahip oldu, iyi bir kontrolle ceza sahasına girdi ve kalecinin solundan düzgün bir vuruşla topu ağlara gönderdi. Golde; ofsayt taktiği yapmaya çalışan Buca defansını kıvraklığıyla ve Buca kalecisini de son vuruş becerisiyle mağlup eden Emenike, bizler için de izlenesi bir gol atmış oldu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;- Julio Cesar de Souza (16. Hafta: Gaziantepspor 2 - Kayserispor 0)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önceleri de serbest vuruştan golleri olan bir isim, Cesar, dakikalar 54'ü gösterirken 0-0 seyreyleyen maçta serbest vuruşta topun başına geliyor... Kaleye 35 - 40 metre mesafe olan bir noktadan sert ve aşırtma bir vuruşla topu kalenin üst direğinin en sağına çarptırarak içeri atıyor. Hagi'den beri izlediğimiz en güzel frikik gollerinden birisi, hatta en güzeli bile olabilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;- Soner Aydoğdu ( 17. Hafta: Gençlerbirliği 1 - Bursaspor 5)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev sahibi ekibin, skoru eşitlediği golü 1991 doğumlu Soner attı... Soner'in Süper Lig'deki ikinci golü olarak da önem taşıyan bu golde, Türk futbolunun geleceği de gizli... Gençlerbirliği, sol kanattan atak geliştiriyor... Atılan ara pasta iki Bursaspor defansının arasından zıpkın gibi fırlayan Soner, ofsayta yakalanmadan topa koşuyor ve aynı anda onunla birlikte topa hamle yapan Bursaspor kalecisi Ivankov'un üstünden sol ayağıyla tek bir dokunuş yaparak topu ağlara gönderiyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;- Ümit Karan ( 17. Hafta: Kasımpaşa 0 - Eskişehirspor 2)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orta saha çizgisinde Sezgin'in yaptığı presle topu kazanan Tello, yarı saha boyunca topu sürerek bütün bir sezon boyunca öne çıktığı asist kimliğini tekrar sahalarda sergileyerek üç Kasımpaşa oyuncusunun arasından ince bir vuruşla Ümit Karan'ın ayağına topu gönderiyor. Ümit Karan'sa Galatasaray'da ilk sezonunda bol bol izlettiği tek vuruş gollerinden birini, yerden bombeli bir şekilde yükselen bir versiyonunu, sergileyerek bizleri mest ediyor...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-3569631961137910018?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/3569631961137910018/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/01/gol-27-aralk-2010-sporvitrini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/3569631961137910018'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/3569631961137910018'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/01/gol-27-aralk-2010-sporvitrini.html' title='Gol! | 27 Aralık 2010 SporVitrini'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-6896485580185164477</id><published>2011-01-03T15:40:00.001-08:00</published><updated>2011-01-03T15:40:58.860-08:00</updated><title type='text'>Baytar'lık Halimiz | 20 Aralık 2010 SporVitrini</title><content type='html'>&lt;div id="ShortDescription" class="FloatLeft"&gt;Almanya uyruklu 1983 doğumlu Engin Baytar, Arminia Bielefeld'den Maltepe'ye gelir. Maltepe'de iki sene geçirdikten sonra yarım sezonu Eskişehirspor'da olmak üzre dört sezon Gençlerbirliği formasını terletir. &lt;/div&gt;                &lt;div id="CategoryNews" class="FloatRight"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;&lt;a href="http://www.sporvitrini.com/CategoryNews.aspx?CategoryId=111&amp;amp;CategoryName=Alper%20Kaya"&gt;&lt;/a&gt; &lt;/span&gt; &lt;/div&gt;                &lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Almanya uyruklu 1983 doğumlu Engin Baytar, Arminia Bielefeld'den Maltepe'ye gelir. Maltepe'de iki sene geçirdikten sonra yarım sezonu Eskişehirspor'da olmak üzre dört sezon Gençlerbirliği formasını terletir. 2009-2010 sezonu başında geldiği Trabzonspor'da, sorunlu kimliğine rağmen ikinci sezonunda şampiyonluğa oynayan Karadeniz takımının vazgeçilmezlerinden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorunlarıyla ünlenen futbolculardandır Engin Baytar. Gençlerbirliği'nde bir sezonda dört kez kadro dışı kalarak kulüp rekorunu kırmışlığından tutun, bir Beşiktaş maçında takım arkadaşı Youla ile kavga etmesine kadar; Büyükşehir Belediye maçında rakip teknik direktör Abdullah Avcı ile tartışmasından, onu oyundan alan hocası Şenol Güneş'e küfretmesine değin sayısız sorumsuzluk ve disiplinsizlik sergilemesine rağmen gerek Gençlerbirliği'nde, gerek Eskişehir'de ve son takımı Trabzon'da seyrettiğimiz üzre sol kanatta ondan formayı alabilecek fazla oyuncu bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bencilliği de olmasa, belki Youla'nın demecini gerçeğe dönüştürürdü... İlk cümlelerde dediğim Youla ile olan kavgasından sonra Youla'nın verdiği demeç (noktasına dokunmadan): “O adam zaten her topu istiyor. O zaman gir tek oyna, biz dışarıda duralım.. Her topu istiyor.. Hem hakem, hem kendi oyuncusuna itiraz ediyor.. Zaten devre arasında geldi, hep aynı! Her hafta böyle! Önce Batuhan’la, bugün de benle, sonra da başka futbolcularla olur.. Bu kadar iyi futbolcu madem neden Barcelona’ya gitmiyor! İyi futbolcuysan başka takıma git oyna ya da.. Neden Gençlerbirliği seni bıraktı o zaman. Hep aynı işte, bundan!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen sene, Türkiye Kupası'nda Trabzonspor - Antalyaspor maçında 90. dakikada gördüğü kırmızı kart sonrası, kendisi hakkında "Ne yapacaksınız?" sorusu teknik direktörü Şenol Güneş'e sorulduğunda, "Tedavi edeceğiz..." açıklamasını yapmıştı kurt hoca. Bir bildiği varmış ki, Engin'den tam verim almaya başladı Trabzonspor. O günden beri kırmızı kart görmedi mesela Engin... Gerçi, A2 Ligi'nde bile sarı kart gördü ama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hücumda yaptığı katkıların kendisini ayyuka çıkardığı maç olarak 2010 Türkiye Kupası Finali'ni gösterebiliriz. Fenerbahçe'den söke söke kupayı alan Trabzonspor adına yıldızlaşan isimlerden biriydi. 3-1'lik maçın 2. golünü atarak 80. dakikada kupa kilidini açan Engin benzeri bir performansı bu hafta da sergileyerek zor geçen Karabük maçında -ki maçta sergilediği kritik hareketleriyle kart görebilirdi- son dakikalarda skoru 2-0'a getirerek takımını rahatlatmış ve üçüncü golün de yolunu açmıştır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dergiye üç yıl önce verdiği röportajda kariyer hedefinin asla milli takım olmadığını söyleyen Engin, Hollanda ile 1-1 biten maçta ilk milli forma heyecanını da tattı bu sezon.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Engin, bir bomba gibi; baytarlık futbol düzenimizin şahı olmayı sürdüreceğe benzer. Ya sizin elinizde patlar, ya rakibin!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-6896485580185164477?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/6896485580185164477/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/01/baytarlk-halimiz-20-aralk-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/6896485580185164477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/6896485580185164477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/01/baytarlk-halimiz-20-aralk-2010.html' title='Baytar&apos;lık Halimiz | 20 Aralık 2010 SporVitrini'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-8067983982278761496</id><published>2011-01-03T15:37:00.000-08:00</published><updated>2011-01-03T15:38:24.042-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2011 Yılı'/><title type='text'>S.T. Süper Lig 1. Devre Analizi | 3 Ocak 2011 SporVitrini</title><content type='html'>&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;Geçtiğimiz sezon şampiyon olan Bursaspor'un, öncesinde şampiyonluk kovalamış olan Sivasspor'u da yabana atmazsak, yaktığı devrim ateşi olabilecek en harlı şekilde yanmayı sürdürdü.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;İlk altıda sadece iki İstanbul takımı varken, en iyi sıçrayışı 7 galibiyet 3 beraberlikle altıncı sıraya konuşlanan ve lige bu sezon yükselmiş olan Karabükspor yaptı diyebiliriz. Kayserispor, değiştirdiği takım kimliğine rağmen son altı sezondur olduğu gibi zirveyi "uzaktan" izlemeye devam etse de Şota'nın oynattığı oyunun fark yaratma ihtimali çok açık.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;Trabzonspor ise, iki kupa kazanıp girdiği ligde Karadeniz fırtınası estirerek sadece bir mağlubiyetiyle zirveyi "alıp götürdü". Bu yolda takdir edilecek şeyler çoktu.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;1. Camianın kenetlenmesi: Şenol Güneş ve Sadri Şener, sempatiklikleriyle gerek Trabzon camiasını gerekse diğer Anadolu takımlarını bütünleştirdi. Rizespor'un Samsun ile oynadığı maçta 61. dakikada "Şampiyon Trabzon!" diye bağrılması ve Büyükşehir Belediye maçında Atatürk Olimpiyat Stadı'nı dolduran on binlerce Trabzonsporlu taraftar  bunun en iyi örneğiydi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;2. Maksimum verim: Takımdan ayrılmak isteyen Umut Bulut'tan, Türk futbolunun sorunlu çocuklarından Engin Baytar'a; ikinci bahar peşinde olan Serkan Balcı'dan genç futbolculara kadar Şenol Güneş tüm oyuncularından maksimum verim almayı başardı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;3. Dirayet ve inanç: Son dakikaya kadar galibiyet kovalayan Trabzonspor her haliyle şampiyonluğu istediğini gösteriyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;br /&gt;9 gollü Burak Yılmaz, 8 gollü Umut Bulut ve 6 gollü Jaja'nın yanı sıra 5 asisti olan Serkan Balcı ve 4 asisti olan Selçuk İnan da takımlarına en çok katkıyı sağlayan isimlerdendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bursaspor, yaşanılabilecek bir sendromu en iyi şekilde atlatıp ligin ikinci sırasını süsledi ilk devrede. Liderin beş puan gerisine düşmüş olması ikinci devrede psikolojik bir baskı yaratabilir. Ancak aşacaklardır. Odaklanmaları gereken hususun Avrupa arenasındaki başarısızlık olduğu gün be gün ortadadır. Bursaspor, bireysel başarıdan uzak takım oyununa odaklı oyunuyla geleceğe yatırım yapıyor ve Türkiye'nin modern oyun sistemini Trabzonspor ile birlikte inşa ediyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe, önce Aykut Kocaman - Daum gerginliği sonrasında Aykut Kocaman - Alex gerginliği nedeniyle potansiyelinin altında oynadığı maçlar nedeniyle hem Avrupa'dan oldu, hem de ligi tehlikeye attı. Alex'in takımı sırtlamasına rağmen ikinci devrede takımdan ayrılma ihtimalinin tüm soru işaretleriyle varlığı 12 gol/ 5 asist istatistikli bir kaptandan mahrumiyet anlamına geliyor ve dolayısıyla tüm seyircileri korkutuyor. Niang, Semih gibi bireysel becerileri yüksek olan oyunculara ve Mehmet Topuz gibi 17 maçta birden oynayan istikrar abidelerine rağmen "ille de" Alex ile yürüyen bu geminin işi oldukça zor görünüyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yücel İldiz'in sessiz askerleri Karabüksporlular bir kasaba takımı olarak avantajlı görünse de, ilk altı için Kayserispor ile kapışacak düzeyde midir bu bir sorun olarak gözükmekte. Yine de Emenike gibi bir ismin -en azından bu sezonluk- varlığı güvence gibi duruyor. İBB'nin sessiz ama derinden gelen bireysel oyuna ve stressiz(taraftarsız) ambiyansı Gaziantep gibi gümbür gümbür ilerleyen bir takımı ekarte etmeye yetecek mi bu da ikinci devrede göreceğimiz hususlardan birisi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ankara Kulüpleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençlerbirliği, birkaç yıldır "Geliyorum!" diye bağıran sorunlarıyla bu sezon yüz yüze geldi. 14. sıradan bir türlü yükselemeyerek -üstelik istikrarsız maçlar çıkartarak- taraftarına saç baş yoldursa da diğer Ankara kulübü olan 100. yılını kutlayan Ankaragücü'nün de çok farkı yoktu. 16 futbolcunun alacağı nedeniyle federasyona başvurup serbest kalışı, yönetimsel sorunlar kulübü kaynayan bir cadı kazanına çevirdi. Pek parlak bir dönem yaşamasa da, sezona girilirken dillendirilen vaatlerle bugünkü yerin arasında dağlar kadar mesafe olması sorgulanabilecek bir nokta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yaralı Kartal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Quaresma ve Guti transferlerine rağmen hedeflenen çıtalara ulaşılamazken Avrupa arenasında sükse yapan Beşiktaş yurt dışındaki tek temsilcimiz olarak yoluna devam ediyor... Belki özlenen "kenetleşme"yi sağlarlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yerlilere Dönüş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece dört takımın teknik direktörünün yabancı oluşu, takım kaptanlarının sadece üçü yabancı, ülkede bir şeylerin değiştiğini gösteriyor. İyi anlamda veya kötü anlamda oluşunu ise, gene onlar belirleyecek. Sezon bitiminde karneler çıktığında bu sezon tarihe geçebilir: 'Yabancı istilası' ya tamamen bitecek ya da hiç görmediğimiz bir hızla artacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Karaman'ın Oyunu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakan Kutlu ile girdiği sezonda ligin dibine demir atan Manisaspor, teknik direktör değişiminde Hikmet Karaman ile anlaşırken böyle bir senaryoyu hayal etmiş midir acaba? İstanbul takımlarına karşı alınan galibiyetlerin yanı sıra ayağının tozuyla aldığı seri galibiyetler sayesinde 12. sıraya kadar yükselen Ege temsilcisi ikinci devre transferlerle güçlenmesi takdirde ilk onu zorlayacağa benziyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sami Yen'e Veda Sezonu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'ın, emektar stadı Ali Sami Yen'e veda sezonu olarak lanse edilen birinci devre; düşünülebilecek en kötü şekilde sonlandı. Zar zor alınan galibiyetler, ağır mağlubiyetler, etkisiz oyunlar ve etkisiz oyuncular taraftarı kahrederken Ali Sami Yen'de oynanan son resmi maçta Gençlerbirliği'nden alınan 3-0'lık mağlubiyet bir şeylerin değişmesi gerektiğini bağıra bağıra söylüyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yılmaz Vural'ın Hazin Sezonu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılmaz Vural grisi olmayan bir adam. Onu ya seversiniz, ya sevmezsiniz. Ortası yoktur. Oynattığı oyun ise daima farklıdır... Bu sezon da kapalı futbol oynayan diğer takımların aksine açık oyunu tercih eden kurt teknik direktör için her şey ters gitti ve ligin dibine vurdu... İşleri çok zor olsa da, devre arasında yapılabilecek çalışmalar bir nebze olsun düşüşü yumuşatabilir diye düşünüyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İzmir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bucaspor, yılların "İzmir takımı" özlemini dindirme aşkıyla yükseldiği Süper Lig'de yapamamışa benziyor. Her şey bitmiş değil evet, ama işleri çok zorlaştı... Kısıtlı imkanlar, genç futbolcular alt liglerin işi; Süper Lig birkaç gömlek üst gelmiş olmalı İzmir temsilcisine... Tabii, Bülent Uygun'un attığı kazık da bu sıralamada büyük pay sahibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* O Eski Halimden Eser Yok Şimdi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivasspor kasırga estirdiği iki sezonun sonrasında küme düşmeme mücadelesi veriyor. Konyaspor'sa hırs ile çıktığı Süper Lig'den hiçbir iz bırakmadan düşeceğe benziyor. Sahi, oynadıkları bu çağ dışı futbola hala rağbet eden var mıydı ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bülent Uygun ve Diğer Menajerler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Menajer Davası olarak adlandırılan davada bazı oyuncular ve teknik direktörlerin menajerlik faaliyetlerinde bulunduğu ortaya çıktı. Bülent Uygun, Ümit Karan, Serdar Özkan gibi isimler ufak tefek cezalar alsalar da eğer böyle bir durum gerçekten var ise hak ettikleri cezayı bulamadıkları apaçık ortadadır... Bu facia, Şike Davası da üstüne binince -ki onda da alt ligler de dahil yüzü aşkın futbolcu göz altına alınmıştı- Türk futbolunun öyle söylenildiği gibi çok ileri gitmediği görülür. İşte tam olarak bu yüzden, Bursaspor ve Trabzospor gibi takımların yanı sıra Gaziantep, Karabük ve Kayserispor'un da ilerlemesi şarttır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-8067983982278761496?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/8067983982278761496/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/01/st-super-lig-1-devre-analizi-3-ocak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8067983982278761496'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8067983982278761496'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2011/01/st-super-lig-1-devre-analizi-3-ocak.html' title='S.T. Süper Lig 1. Devre Analizi | 3 Ocak 2011 SporVitrini'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-4970872426076957433</id><published>2010-12-30T10:23:00.000-08:00</published><updated>2010-12-30T10:28:09.464-08:00</updated><title type='text'>Beykoz 1908 - HD Gazete Ocak 2011</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;BEYKOZ 1908 &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;- Dünden Bugüne&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'un 100 yılı deviren kulüplerinden, "Yargıç"lı Beykozspor, ligler kurulduğunda aralıksız 7 sene Süper Lig mücadelesini sürdürüp, düştüğü 1. Lig'deki beş senelik performansı akabinde geçici olarak 2. Lig'e konuşlanıp bir sene sonra tekrar yükselmiş ancak Süper Lig'e çıkamamış ve 1. Lig'e yedi sezon aşina olduktan sonra gene bir senelik 2. Lig macerası yaşamıştır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iniş-çıkışlar iki kez daha olmuş; 4 sezonluk 1. Lig, 2 sezonluk 2. Lig ve 5 sezonluk 1. Lig serüveni en sonunda 10 yıllığına 2. Lig olarak sonlanır. 1. Lig bir daha hiç görünmez Beykoz'un gözüne, takvimler 2001'i gösterirken başka bir sayfa açılır artık; 3. Lig perdesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 sene geçirdiği 3. Lig'de tam her şeyin geçtiği hissinin yaratıldığı bir ortam eşliğinde 2008'de tekrar 2. Lig'e yükselir Beykoz 1908. Eh, azımsanacak bir başarı da değildir esasen; Beylerbeyi ve Körfez Belediyespor'un tam beş puan, yedi averaj farkıyla gayet üstün bir şekilde şampiyon olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;100. yılında Türkiye Kupası'nda 2. turda elenen Beykoz ligde lider kapatır sezonu, en yakın rakibi Mersin'in 2 puan önünde... Ancak çizilen güzel portreler 2. Lig yükselme kategorisinde pembe bir toz gibi darmadağın olur: Sadece beş maç kazanabilen Beykoz, tekrar döner 2. Lig'e...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorunlara değinmemek Beykoz'a ayıp olur; 2009 yılında tam 16 futbolcu, alacakları nedeniyle federasyona başvurmuş ve haklı bulunarak sözleşmeleri fesh edilmesi akabinde kulübü terk etmişlerdir. 2010 şubatında alınan 18 oyuncu, gönderilen 11 oyuncu istatistiği ile girilen klasman maçları tam anlamıyla başarısızlık ile sonuçlanır: TFF 2. Lig 1. Grup'ta sonuncu olan Beykoz, klasman maçlarında da sondan ikinci olunca 2010 - 2011 sezonu itibariyle 3. Lig'e düşer...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu süreçte eleştirilecek şeyler yok mu? Var tabii ki. O eski şaaşalı günlerden, 100. yılda tadılan şampiyonluktan bugünlere nasıl gelindi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle Beykozspor 1908 maddi olarak sahipsizlikten bu durumda. Ve istikrarsızlık... Teknik direktör değişimleri, takımın sil baştan kurulması, oyuncuların adapte olmaması sorunların ana başlıkları olarak özetlenebilir. Beykozspor, İstanbul'un sessiz "yüz"lerinden sadece birisi; ama en sessizi olmak zorunda mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;- Bugünden Yarına&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beykozspor; TFF 3. Lig 2. Grup'ta başladığı mücadelesinde ilk dört maçta gol bulamayıp, yediği 11 gol ile tabir-i caizse dibe vurdu. Beşinci maçta 1-0 geri düştüğü Isparta karşısında skoru eşitlemesine karşın, sonradan oyuna giren Refik Kızılkaya'nın golüne engel olamayıp 2-1 mağlup düşüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir sonraki maçta ilk galibiyeti "Boğaz'ın Yargıçları"na tattırıyordu Beykozspor; 2-1 ile Ankara temsilcisi Keçiörengücü'nü eli boş gönderiyordu Beykoz'dan. Ama az önceki tespitimiz doğrultusunda, istikrarsızlık tekrar baş gösteriyordu ve sonraki iki maçta da mağlubiyet alıyordu Beykoz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonraki dört maçlık periyodunda bahsedince istikrarsızlık nedir anlayacaksınız: Galibiyet – Beraberlik – Mağlubiyet – Hükmen Galibiyet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivas temsilcisinden alınan 5-0'lık ağır mağlubiyet etkisini erken gösteriyordur ve 2-1'lik Trabzon Yalıspor galibiyeti biraz olsun rahat nefes aldırıyordur... Batman Petrolspor'dan deplasmanda alınan 3-0'lık yenilginin acısı ise son dakikalarda kaybedilen 3 puanla sarılır; 2-1 öne geçilen Kırıkkale maçı 2-2 biter...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarınlar karanlık sayılmaz. Bu süreç iyi irdelendiğinde; deplasmanda oynanan oyunun kötü olduğu anlaşılıyor. Gol bulamayan bir Beykoz ile karşı karşıyayız. Evinde ise çok mu iyi oynuyor? Hayır, ama bir şekilde kazanmayı -veya galibiyete oynamayı- başarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Puan tablosu vahim değil, yapılamayacak şey yok; yeter ki insanlar inansın, Beykoz bütünleşsin ve sahaya sağlam basılsın. Bugünlerde düşünülecek şey puan tablosu, lig sıralaması değil o eski günlerdir, birinci ligin boğası olunan dönemdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul ekipleriyle maçları "derbi" sayılan dönemdir kısacası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beykoz, dar bir dönemeçte. Ya derbilerine kavuşacak ya da tamamen kopacak... Bu sınav; sahadaki 11, kenardaki 7 oyuncu kadar Beykozlunun da sınavıdır. Ve bu sınav asla 'sadece doksan dakika' olarak özetlenemez!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Ve 90. Dakika: 9-0&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maaşların belediye başkanı Yücel Çelikbilek tarafından ödeneceği garantisiyle gittikleri Bursa Oyak-Reno deplasmanında 9-0 yenildiler. Taraftarlar öfkeli, taraftarlar isyanda... Söylemler ise bir başka: "Zeki Aksu 9 doğurtuyor."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-4970872426076957433?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/4970872426076957433/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/beykoz-1908-hd-gazete-ocak-2011.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/4970872426076957433'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/4970872426076957433'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/beykoz-1908-hd-gazete-ocak-2011.html' title='Beykoz 1908 - HD Gazete Ocak 2011'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-6779710437966269224</id><published>2010-12-30T10:16:00.000-08:00</published><updated>2010-12-30T10:29:57.215-08:00</updated><title type='text'>HD Gazete Ocak 2011</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/TRzM_O7tgNI/AAAAAAAAAmA/sGVham4QWZk/s1600/Bit-0011.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/TRzM_O7tgNI/AAAAAAAAAmA/sGVham4QWZk/s400/Bit-0011.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5556541426980716754" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;HD Gazete 1. Sayı'da yayınlanan Beykoz 1908 - Dünden Bugüne, Bugünden Yarına yazıma ulaşmak için &lt;a href="http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/beykoz-1908-hd-gazete-ocak-2011.html"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;tık&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;'layınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı sayıda yer alan Süper Lig panaromamın ise tamamı yayınlanmadığı için henüz internete aktarmıyorum, haftaya Spor Vitrini'nde tamamını yayınlayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30.12.2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alper Kaya&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-6779710437966269224?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/6779710437966269224/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/hd-gazete-ocak-2011.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/6779710437966269224'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/6779710437966269224'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/hd-gazete-ocak-2011.html' title='HD Gazete Ocak 2011'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/TRzM_O7tgNI/AAAAAAAAAmA/sGVham4QWZk/s72-c/Bit-0011.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-7217331212491590151</id><published>2010-12-29T05:38:00.000-08:00</published><updated>2010-12-29T05:39:08.377-08:00</updated><title type='text'>Türkiye Kupası'nda 2. Maçların Panaroması | 23.12.2010 Medyaspor</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.medyaspor.com/haberler/superlig"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;             &lt;div class="newsReadContainer clearfix"&gt;             &lt;div class="newsOptionsContainer"&gt;  &lt;a href="http://www.medyaspor.com/#print"&gt;&lt;/a&gt;&lt;img class="newspic" src="http://www.medyaspor.com/content/img/News/headline/fenerbahce_bucaspor_21.12.10.09.19.02.jpg" alt="Türkiye Kupası'nda 2. Maçların Panaroması" /&gt;                                       &lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Türkiye Kupası'nda grup aşamasının 2. maçlarında 4 galibiyet 4 beraberlik izledik. Bu maçlarda toplam 23 gol olurken en farklı skor 2-0'dı. Buradan çıkarabileceğimiz sonuçlardan biri olarak, takımlar kupaya fazla önem vermiyor diyebiliriz... &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;              &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Anadolu İhtilali&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu kulüpleri galibiyetlerden alabilecekleri parayı da düşünerek, ellerinden geldiğince mücadele ettiler ve dört İstanbul takımına karşı oldukça iyi oynadılar. Gaziantepspor, kendi sahasında öne geçtiği maçta Galatasaray ile 1-1 berabere kalırken maç pozisyon anlamında kısırdı... Fenerbahçe, kendi sahasında ağırladığı Bucaspor'dan 3-2 ile ağır bir darbe yiyerek 2. maçında da puanla tanışamazken Beşiktaş 3-0 öne geçtiği Konya Torku Şekerspor karşısında skor 3-2'ye gelince bilhassa son dakikalarda öldü öldü dirildi... İBB ise Kırıkhan karşısında 90+5'te attığı golle güldü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gaziantepspor, ileri hatta çoğalamamasının bedelini ödeyerek puan kaybederken; Galatasaray hücumda etkisiz oyunu nedeniyle galibiyete ulaşamadı. İlk maçta 2 gol atmış olan Pino'nun seriyi sürdürmesi güzel bir ayrıntı olarak gözlerden kaçmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bucaspor, Manucho'nun beklenmedik performansıyla Lugano-Yobo ikilisini sindirerek galibiyet almayı başardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konya Torku, Guti - Quaresma ikilisine yenildi; şanslı olarak Quaresma'nın artistik şutları kaleyi bulmadı. Eğer skor 3-3'e gelseydi Quaresma için gazetelerimizde sayısız hakaret okuyabilirdiniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırıkhan, ilk maçında Bursaspor ile berabere kalmıştı; az kalsın İBB ile de kalacaktı ki son saniyelerde Gökhan'ın orta-şut karışımı vuruşu işleri alt üst etmeye yetti de arttı bile...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Derbi Kupası&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İlk maçlarda İstanbul derbisi (Kasımpaşa 3 - İBB 1) oynanmıştı, ikinci maçlar da Ankara derbisine şahit oldu. Zor günler yaşayan Ankaragücü, ilk yarının son anlarında Sapara'nın ayağından bulduğu golle öne geçerken ikinci yarı silkinip daha iyi oynamaya başlayan Gençlerbirliği'nin 60. dakikadaki golüne engel olamadı ve maç 1-1 bitti. Ankaragücü'nün taraftarlarının yaşadığı gerginlikler kulübün bir özeti gibi duruyordu... Gençlerbirliği ise Hurşut'un bencil oyunu nedeniyle galibiyet alamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Karşıyaka'ya Çifte Yenilgi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bursaspor, Karşıyaka'yı 2-0 mağlup ederken ilk golde gelen topun sektiği ve başka bir oyuncu tarafından tamamlandığı Stepanov'un "kafası" ikinci golde özne konumundaydı. Karşıyaka bu maçın oynandığı gün baskette de Kuzey Kıbrıs ekibine yenildi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Liderler Berabere Kalır&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk maçlar oynanırken lig lideri Bursa'ydı, Kırıkhan ile berabere kalmıştı. İkinci maçlarda da lider Trabzon, Gaziantep BŞB karşısında 2-2'lik bir beraberlik elde etti. Gaziantep temsilcisi, ilk maçlarda Beşiktaş'ı yenmişti. Kupanın süprizi kesinlikle onlar, üç Süper Lig takımının bulunduğu grubun lideri olmak kolay bir şey olmasa gerek!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Acı Şeker'ler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş, Konya Torku Şekerspor karşısında ölüp ölüp dirilirken, Antalyaspor başka bir "şeker"e, Beypazarı Şekerspor'a bir puan bırakıyordu. Ligde yükselişe geçen Antalyaspor, Ankara temsilcisi karşısında vasat bir oyunla beraberlik aldı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Göze Çarpan Oyuncular&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençlerbirliği'nden Oktay Delibalta takımına puan getiren golü atmasının yanı sıra ikinci devrede takım oyununa katkısıyla göz doldurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bucaspor'un Manucho'su, ligin diplerinde seyreyleyen İzmir temsilcisi için taze bir soluk gibi duruyor. Galibiyetin aslan payı onundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serkan Balcı, iki puanı iki golle kaybeden Trabzon'un ayakta kalabilen tek ismiydi...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Alper Kaya&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;- MEDYASPOR ÖZEL&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;                          &lt;p class="sourceName"&gt;&lt;em&gt;Kaynak: &lt;/em&gt;&lt;span&gt;&lt;em&gt;Medyaspor&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-7217331212491590151?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/7217331212491590151/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/turkiye-kupasnda-2-maclarn-panaromas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/7217331212491590151'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/7217331212491590151'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/turkiye-kupasnda-2-maclarn-panaromas.html' title='Türkiye Kupası&apos;nda 2. Maçların Panaroması | 23.12.2010 Medyaspor'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-1709891599980286380</id><published>2010-12-15T06:28:00.000-08:00</published><updated>2010-12-15T06:29:18.470-08:00</updated><title type='text'>Metro | Aralık Ayı Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi</title><content type='html'>&lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Karanlık şehre çökünce, herkes güvenli evlerine giderdi… Sokaklar bomboş. Bazen polisler volta atardı ama o bazen, bugün değildi. Kasabanın yıllar önce inşa edilip ikinci durağı yapılırken meydana gelen ve nedeni hala anlaşılamayan patlama yüzünden projesi askıya alınan metro hattının durağında garip bir hareketlilik vardı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bekçi Murtaza, ayaklarını masasına uzatmış; küçük cep televizyonundan en sevdiği diziyi izliyordu. Murtaza, 46 yaşında erken beyazlamış saçlarına tezat hem gür hem de simsiyah sakallarıyla dikkat çekici bir görüntüsü olan ve neredeyse ergenlik döneminden beri bu izbe metro durağında bekçilik yapan kasabanın sakiniydi. Her gün akşam üzeri gelir, sabah güneşi atar atmaz evinin yolunu tutardı. Kasabanın büyükleri, ilk zamanlar alet edevat çalınmasın diye Murtaza’yı bekçi diye diktikleri metro istasyonundan hala çekmemişlerdi. Bunun nedeni zaman zaman sorgulanırdı ama kimse Murtaza’yı bekçilikten almayı hiç düşünmemişti. Murtaza da hiçbir şeyi sorgulamaz, gelir gider işini sessizce yapardı… Hiçbir tehlikeyle veya bekçilik yapmasına neden olabilecek bir şeyle karşılaşmamış olması ise bazen onun da kafasına takılırdı ama sonra babasının da sıklıkla yaptığını yapar, elini havada şöyle bir sallarken kaşının birini hafifçe kaldırır ve “Aman be Murtaza! Sana mı kaldı büyüklerin kararı… Bırak! Vardır bir bildikleri!” diyerek ne yapıyorsa onu yapmaya devam ederdi.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Gene aynı şeyleri yapıyor, su ısıtıcısından yeni dumanlanmış suyu bardağına döküp üstüne kahveyi boca ederken diziye bakmaya çalışıyordu… Bu yüzden elindeki hazır kahve poşeti bardağı ıska geçip tamamen masaya dökülünce kendi kendisine lanet okudu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Eğilip masanın altındaki kutuda duran kahve poşetlerinden başka bir tanesini aldı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bu eski püskü istasyonda kamera sistemi kurulması lüzum görülmemişti. Görülseydi eğer, kesinlikle kurulacağı yerden Bekçi Murtaza eğildiğinde arkasında uzanan koridorda duvara yapışarak giden “şey” kabak gibi görünebilirdi… Ve koridordan geçince merdivenlere insan üstü bir hızla atlayışı ve basamakları çıkışı da bir nebze olsun gözlenebilirdi…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Tabii, daha önceki zamanlardaki çıkışı ve aynı deliğe inişi de…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Hava soğuktu, eski zamanlarda Nevada adı verilen bir çölün ortasındaki bir kasabaya göre hayli soğuktu. Zaman zaman iklimbilimciler, botanikçiler ve bilumum bilimci gelip kasabanın suyundan toprağından ve havasından numune alıp inceleme yapmak için götürürdü ama hiç geri dönüşü olmazdı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;O yüzden kasabalılar alışmışlar, bozuk metro sisteminin kentin tam göbeğinde olmasını ise yadırgamaktan geçip kanıksamışlardı. Bunun dışında tüm çarpık düzen adeta bu kasabada toplanmış ve insanları bir mengene gibi düzeni benimseme adına sıkıştırıyor da sıkıştırıyordu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Caddede -ki kasabanın sadece bir caddesi, buna mukabil yaklaşık altmış sokağı vardı- peşi sıra dizili evler bir örnekti: Pembe renkli dik çatılar, uzun ve enlemesine ince iki pencereli duvarlar, geniş kapılar ve verandalar…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Her yıl çatı renkleri değiştirilir ve yıl sonuna doğru bir sonraki yılın rengini belirlemek için anket yapılırdı. Direklere zımbalanan anket kağıtları, gece esen rüzgarla dalgalanıyordu. Rüzgar asla koparacak kadar esmezdi, sadece bazen yaşlı Hatice Teyze’nin kemiklerini sızlatırdı. Ve çok çok nadiren de bazı bebekleri uyandıracak denli kuvvetli çarpardı pencerelere. Ama şimdi, ikisi de değildi. Rüzgar metro istasyonunun açık kapısından -ki bu kadar karanlıkta baktığınızda bir maden ocağı girişi olduğunu sanabilirdiniz- yükselen bir hava akımı vardı. Önemsenecek bir şey değildi ama getirisi olan şey, kötülüğün kendisiydi. Ve gerçek kötülük ne kemikleri sızlatırdı ne de cama tıklatırdı. Gerçek kötülük, herkes bilir ki; camdan geçer ve iliğinize işlerdi…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: center;"&gt;* * *&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Yıllar önce sadece bir market ve itfaiye binası varken kasabaya gelmiş olan emektar veteriner Metin Zaloğlu her zamanki gibi dükkanını kapamış, evinde üç beş lokma bir şeyler atıştırdıktan sonra kitaplarına gömülmüştü.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Küçük de bir sırrı vardı Metin Bey’in. Kimsenin bilmediği, küçücük bir sır… Yıllardır kendisinin de anlamadığı bir şekilde, hayvanlar sayesinde bir kitap yazıyordu….&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Zaman zaman bazı hayvanlar kendi ayaklarıyla muayehanesinin önüne gelir, yatardı. Belli başlı hastalıkları olurdu, kimisinin yara beresi kimisinin kırık çıkığı… Metin Bey, adeti olduğu üzre her tedaviden sonra hayvanların kafasını, sırtını okşardı. Bu hayvanların avuç içlerini açtıklarında yazılı cümleleri fark etmesi ise biraz geç olmuştu… Önce şaşırmış, nereden geldiği belli olmayan kedinin patisine yazılı paragrafı kağıda not etmişti… Tabii, ki anlamsız cümleler bütünüydü; başı sonu belli olmayan… Aradan bir buçuk ay geçmişti, öyle ki veteriner Murtaza paragrafı unutmuştu. Gene kapısına kadar gelmiş olan ve açık yarasından kolunu yalayan köpeği tedavi etmişti… İlginç gelen bir şey olmuştu, inanmakta çok zorlanmış da olsa tedavi etmeden önce kontrol ettiği patilerinde bir şey yazmazken tedavisi tamamlanınca minik harfler belirivermişti…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Hayretler içinde beliren cümleleri not etmişti…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Sonra başka bir hayvan, başka cümleler; başka hayvanlar ve başka cümleler… Yıllar geçmişti, Metin Bey yaşlanmış ve yorulmuştu… Kitabın sonuna geldiğini hissediyordu… Basit, ufak bir his. Ama kim ne derse desin güçlü bir histi ve Metin Zaloğlu’nun altıncı hissi çok kuvvetliydi.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kırlaşmış sakallarını sıvazladı, çenesinin kenarındaki çopurluklara elleri takılıyordu. Her seferinde olduğu gibi yüzünü büzdü ve dudağını büzüştürdü. Tekrar, okumakta olduğu kitabın sayfalarını okşamaya başladı. Eski bir ahitti, eline bir yerden geçmişti; eski zaman efsanelerini anlatan bu kitaplardan seri halde bulunuyordu elinde… Eski zamanları betimleyen bu kitaplar çoğunlukla sıkıcı ve anlamsız terimlerle dolu oluyordu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bir misal; şu an okuduğu satırlarda kitabı yazan kişi büyük bir korkuyla yaşadığı toprakların dünya dışı varlıklarca işgal edilmek üzre olduğunu düşündüğünden dem vurmuştu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Metin Bey’in ömrü, bu ahitleri çözmeye ve eski zamanları anlamaya çalışarak geçmişti… Tabii bir de ismini “Hayvan Yazıtı” koyduğu defteri doldurarak…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Sayfayı büyük bir heyecanla çevirirken gözlerine uyku düştüğünü duyumsadı. Satırlar gözlerinin önünde kayıp duruyordu, harfler adeta büyük bir şevkle dans ediyordu… Metin Bey gözlüğünü bile çıkaramadan, emektar sandalyesinde uyuyakaldı ve çok garip bir rüya göreceği geceye “merhaba” dedi…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: center;"&gt;* * *&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bir rüzgar, kum rüzgarı, penceresini döverken ayağa kalktı Metin Zaloğlu. Gülümseyerek gerindi ve odayı arşınladı. Mobilyalar sanki tozlanmıştı, eğildi ve sehpanın üzerinde parmağını gezdirdi; bir karışı aşkın toz dolandı odada… Camı açtı… Saniyenin binde biri süresinde kasabasının yerle bir olduğunu gördü, sadece bir ışık vardı; virane metro istasyonundan yükselen… Kum zerrecikleri ağzına ve burnuna dolarken, gözlerine girerken kum fırtınasının kaynağını anladı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Metroydu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: center;"&gt;* * *&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Titreyerek uyandı Metin Zaloğlu. Bir üşüme hissetmişti… Kırpıştırdığı gözleriyle pencereden süzülen güneş ışığını takip etti, perdeden geçen ışık tanecikleri adeta tekil hareket ediyordu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Dudağını yaladı, kitapta kaldığı yere ayraç koyduktan sonra ayağa kalkıp her zamanki elbiselerini giyerek muayehanesinin yolunu tuttu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bazı günler hiç iş olmazdı, bugünün de öyle bir gün olacağını düşünüyordu itiraf etmese de… Yine de vazife vazifedir diye düşünür, her zaman saat 9′u biraz geçe muayehanesini açardı… Sokağı döndüğünde Bekçi Murtaza’yı gördü, muayehanesinin önünde durmuş, diz çökmüş ve bir köpeği okşarken göz göze gelmişlerdi. Selamlaştılar, bu küçük kasabada herkes birbirini tanır ve az çok severdi…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Hayırdır Murtaza?” diyerek söze girdi Metin Bey. Başını kaşıyarak omuzlarını silkti Bekçi Murtaza. “Bilmiyorum Metin Bey, ben vardiyamdan eve dönerken bu köpeği sizin muayehanenin önünde çökmüş beklerken buldum… Tam başını okşuyordum ki siz geldiniz… Siz söyleyin?” diyerek ayağa kalktı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Heyecanlansa da belli etmemeye çalışan Metin Bey elleri hafif titreyerek anahtarlarını çıkararak kilitleri açtı ve kapıyı içeriye doğru hafifçe ittirdi.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ardına kadar açılan kapıdan kesif bir tentürdiyot kokusu burunlarına dolmuştu, iki adam da tepki vermeden içeri girdiler; arkalarına dönmelerine gerek kalmadan köpek fırlayıp içeri girmiş ve ameliyat masasına atlamıştı. Kurbanlık bir koyun gibi uzanıp patilerini ileri doğrultmuş ve çenesini de masaya dayamıştı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Metin Bey hayvanı şöyle bir üstünkörü kontrol ettiğinde belli başlı bir sorunu olmadığını düşünmüştü ki, patilerini kontrol etmeyi akıl etti: Derileri yanmış ve soyulmuştu…. Murtaza’yla göz göze geldiler, dudak büzdü Murtaza ve hayvanın başını okşadı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;İğneyle köpeği uyuşturduktan sonra tentürdiyotla yaraları silmeye başladı Metin Bey, kaşının biri kalkmıştı. Ciddi bir şeyler düşünüyordu: Bu sefer ne yazacaktı?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;En sonunda pansuman faslı son bulmuş, yaraları sarmaya başlamıştı… Tüm bu işler bittiğinde köpeğin önüne bir tas su ve mama koymayı da ihmal etmemişti… Murtaza da gülümseyerek başını eğdi. “Aslında…” dedi, “… bazen geceleri çok sıkılıyorum, bu köpek belli ki sahipsiz; bana eşlik etmez mi sizce?”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Metin Bey omzunu silkti, “Bilmem…” diye mırıldandı. “Onu âzâlara sorun…”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Gülümseyerek başını sallayan Murtaza, çıkışa yöneldi. “Tamamdır, şimdi giderken sorayım… Size dönerim ben gene…” dedikten sonra tokalaştılar ve vedalaştılar… İyileşme arefesindeki köpeğe baktı yaşlı veteriner. Hayvan çok mutlu görünüyordu ama ters bir şeyler vardı. Sarı, parlak tüyleri yer yer kızıllıklarla doluydu, bazı yerleri ise soyulmuştu. Gözleri de bir garipti, bazen fıldır fıldır dönüyor bazen de odada bir yerlere sabitleniyordu… Tüyleri ürperen Metin Bey gözlerini hayvandan uzaklaştırdı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Su ısıtıcıya su doldurup ‘ayılma kahvesi’ni hazırlamaya başladı: İki ölçek kahve tozu, bir buçuk ölçek süt tozu, üç ölçek şeker ve yarım ölçek alkol. Tüm bu karışımı hazırlamıştı ki, suyun ısındığını belirten kırmızı ışık yamıştı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Eğilip yerden su ısıtıcısını alırken bir hareketlenme hissetti, ne yazık ki bozulan kamerasını onarmayı iki yıldır erteliyordu Metin Zaloğlu… Acımasız ısırıkları hissettiğinde boğazına kadar yükselen kanı yüzünden boğulmanın bir çeyrek uzağındaydı ve o “çeyrek”, bir ısırıkta tükenmişti…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;En son, hayvanın yüzüne inen pençelerini görmüştü ve beş dakika önce bandajlanmış olduğuna yemin edebileceği o pençelerde ateşle yazılmış gibi duran dizeleri okuyabiliyordu:&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“İyilik, tüm kötülüklere kapıyı açan bir ev sahibidir…”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Küfretti, böyle bir sonu hiç tahmin etmemişti…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: center;"&gt;* * *&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;[ 45 Yıl Önce ]&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Madenciler paydostan işe dönerken Murat’ın elindeki kitaba baktı Zeki. İki arkadaş sürekli eş zamanlı işler bulurdu, ilkokuldan beri tanışıyorlardı. Birbirlerinin her şeyini bilirlerdi… “Gene mi o saçma fantastik kitaplar!” diye gözlerini devirdi Zeki. Murat’sa tam tersi, gözlerini fal taşı gibi açarak; “Saçma mı! Asıl hayat saçmalık be dostum! Hatta biliyor musun, bence bu kitaplarda yazılanlar bir zamanlar yaşanmış…” diye omzunu kaldırdı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Elindeki kazmayı öylesine havada salladı Zeki, “Sen nasıl diyorsan, öyle olsun…” diye mırıldandı. Ve kazmayı sürükleyerek çalışma sahasına doğru ilerlemeye başladı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Son anda bir koku hissediyordu, kaşının birini kaldırarak Murat’a doğru dönmüştü ki o patlama oldu… Çığlıklar ve kanlar birbirine karışmıştı, madenciler kurtulma çabasıyla birbirini ezerek çıkışa yönelmeye çalışıyordu ama hiçbirisi buna vakıf olamamıştı… Çünkü onlar içeriden dışarı çıkmaya çalışırken dışarıdan kurtarma çalışması yapılmıyordu ve çabaları karşılıksız kalmıştı… Onlardan geriye, çoğu kişinin saçma sapan bulacağı bir kitap kalmıştı… Eski bir Hint yazıtı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“REENKARNASYON” başlıklı kitabın yazarı belli değildi ve dili oldukça ağır olduğu için kasabaya meraklı bir veteriner gelene dek kasabanın kitaplığında durmuştu bulunduktan sonra…&lt;/p&gt; &lt;hr size="1"&gt; &lt;blockquote&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Alper Kaya | alpi&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-1709891599980286380?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/1709891599980286380/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/metro-aralk-ay-kayp-rhtm-aylk-oyku.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/1709891599980286380'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/1709891599980286380'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/metro-aralk-ay-kayp-rhtm-aylk-oyku.html' title='Metro | Aralık Ayı Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-7757683063578040366</id><published>2010-12-15T06:27:00.001-08:00</published><updated>2010-12-15T06:27:36.443-08:00</updated><title type='text'>Metronom | Aralık Ayı Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi</title><content type='html'>&lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Giriş – Çarpışma&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Metro inleyerek durdu. Herkes içeridekilerin çıkmasını bekleyip sabırsızca içeri akın etmişti, sayıca zaten az olan grup, günün son yolcularıydı. Son seferiydi haftanın…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Koca peronda sekiz kişiydiler; alkolün verdiği mayışmışlıkla bir koltuğa kendini bırakıvermiş ama hangi istasyonda olduğunu anlayacak kadar bilinçli olma ihtimali olan üç günlük sakallı orta yaşlı bir adam, onun beş koltuk ilerisine biraz da O’ndan uzak durma amacıyla oturmuş olan şık giyimli kısa sarı saçlı bir kadın, karşılarındaki koltuklarda yan yana oturan genç bir çift, cam bölmeyle ayrılmış diğer sırada oturan bastonlu kasketli ve gür gri sakallı yaşlı bir adam; elindeki bond tipi çanta ve takım elbisesini tamamlayan üç numara saç traşı ve pürüzsüz yüzüyle ciddi bir duruşu olan iş adamının iki sıra yanında oturuyordu… Metroya binerken ağzından çıkardığı piposunu elinde sıkıca tutup kendisine doğru bastıran gözlüklü, şapkalı ve hafif sakallı adam diğer eliyle de bir defteri sımsıkı kavramıştı. Ve onların karşısındaki sırada da kel kafalı, traşlı bir yüzü olan ve bütün bu ortamdan son derece kendisini soyutlamış kırk beş – elli yaşlarında bir adam vardı. Başını önüne eğmiş, düşünüyordu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ara duraklarda kimse inmedi kimse de binmedi; üç duraktan oluşan metro hattı tükenmişti. Mekanik ses durağın adını söylerken herkes kapılara yanaşmıştı. Birbirlerinden mümkün olduğunca uzak kalmaya çalışan kalabalık, kapının açılmamasıyla da sabırsızlanmaya başlıyordu… Yaşlı adam belini tutarak cam bölmeye yaslandı ve homurdanmaya başladı… Muhtemelen üniversite öğrencisi olan genç çiftten çocuk, kıza daha sıkı sarılıp kızın yüzünü omzuna gömmesine izin verdi ve kulağına bir şeyler fısıldamaya başladı… Kızın, çocuğun montunu sımsıkı tutmasından anlaşıldığı kadarıyla; klostrofibi benzeri bir sıkıntısı vardı. Ayyaş adam bile bu hengamede biraz ayılır gibi olmuştu ki, tren sarsılarak ileri gitti…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Sarsıntı beklenmedikti, dahası sertti; kimse ayakta duramadı ve çarpıştılar…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Yaşlı adam, sarhoşu üstünden itti; bir yandan da canının yandığını belli eden bir çığlık koyveriyordu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Ahhh! Belim! Belim! Çekil üstümden pis ayyaş!”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Piposunu hala sımsıkı tuttuğu halde cılız vücudunun etkisiyle savrularak bond çantalı adamla çarpışan adam telaşla gözlüğünü yoklamaya başlamıştı… Öbür adam da bir anlık şaşkınlığı üstünden attıktan sonra elinden fırlayan çantasını aramaya başlamıştı. Yaşlı adam kadar tepki gösteren olmamıştı; pipolu, yarım ağızla özür diledikten sonra üstünü başını silkelemeye ve elindeki defteri kolaçan etmeye başlamıştı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kel kafalı ve hiçbir şeyle ilgilenmeyen adam da çaresizce tutunamayarak yanındaki cama sımsıkı tutunan kadınla çarpışıyordu. Kadın hafif bir inleme koyverirken, adam utanarak geri çekiliyor ve başını öne eğerek özür sözcükleri sarf ediyordu defalarca…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Genç çift sımsıkı sarıldıkları için havada süzülmemişti ama kafaları birbirine çarpmış olmalıydı, gülerek kafalarını ovuşturuyorlardı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Tüm bu karmaşaya karşılık, metro o bir anlık sarsıntıyı hiç yaşamamış gibi olması gerektiği şekilde tıslayarak kapılarını açtı… Herkes birbirine bakıp sessizce gülümseyerek selamlaştı ve metronun merdivenlerinden, dışarı; açık havaya doğru sessizce ve yavaşça ilerledi.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Gelişme – Yansıma&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Yataktan gerinerek kalktı. Yorucu bir haftasonunun akabinde işe gitmek gibisi var mıydı? Homurdanarak kendini hafifçe yataktan aşağı bıraktı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Su yatağında yatmanın en güzel yanı; hiçbir güzel yanı olmamasıydı. İlk taşındığında abisinin “şimdilik dursun sonra adam gibi bir tane alırız” minvalindeki hediyesiydi. Sonra öyle kalmıştı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bir tekme attı su yatağına, ayağı içine göçünce o alıştığı tadı alamamıştı. Normalde ayağı yumuşak bir peltenin içinde yavaşlar, en sonunda içeriden sallanan su onu geri teperdi. Ancak ayağı sert bir yüzeye çarpmış ve geri sekmeden öylece kalmıştı. Ayağı acımıştı, öyle ki bu sert çarpma nedeniyle tırnağı bile kırılmış olabilirdi! Ayağına bakmak için eğildiğinde önce rüya gördüğünü sandı. Düzenli bakım yaptırdığı, pedikürünü ve ağdasını eksik etmediği ayakları birer erkek ayağı gibiydi! Gözlerini kapayıp açtıktan sonra bir daha baktığında gene aynı görüntüyle karşı karşıya kalınca midesi bulanmaya başladı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Lavaboya koştu, lavabo diye girdiği yerde uzun ince bir hol vardı. Bu durum iyice çirkinleşmeye başlamıştı; birisi ona oyun oynuyor olmalıydı… Bugün 1 nisan mıydı? Düşündü, değildi. Daha iki – iki buçuk ay vardı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Tanımadığı bir evde uyanmıştı. Bunu şimdi, holün bitiminde ulaştığı salonda daha iyi anlıyordu. Hayatında hiç görmediği kadar büyük bir salon ve hiç göremeyeceği kadar lüks mobilyalar vardı… Tavandaki avizenin ampullerine hayranlıkla bakarken gözü eğer yansıması olmasaydı orada olduğunu anlayamayacağı LCD ekran televizyona takıldı… Yansıması…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bir çığlık attı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Gelişme – Kanama&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Midesi yanıyordu. Gece içtiği kaliteli şaraptan olamazdı, başka bir sebebi olmalıydı… Kıvranıyordu adeta ve daha çok kasıklarında toplanan acı adeta ikinci dünya savaşında toprağa düşen bombalar gibi patlayarak daha fazla acı yaratıyordu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Elini usulca kasıklarına götürmek istedi, yapamadı. Tüm vücudu külçe gibi ağırlaşmıştı hareket edemiyor, dahası hareket etmeyi de istemiyordu! Elini yatağa koydu. İlginç bir şey olmuştu; eli bir jelin içine giriyormuş gibi yatağın içine göçmüştü! Şaşkınlıkla doğruldu. Eşofmanının ağı kan olmuştu. İyi de, hiç eşofman giymezdi ki! Bu küçük oda da neyin nesiydi! Tişörtünü sıyırıp böbreklerini kontrol etti, en korktuğu şeylerden biriydi ama karşılaştığı manzara daha da korkulacak şeyleri olduğunu anlatıyordu: Vücudunda kıldan eser yoktu… Minicik bir tüy zerresi bile! Eline gözü çarptı; tırnakları ojeli ve uzundu… Midesi bulanabilirdi, kasıkları yırtılırcasına ağrımasaydı. Dudaklarını ısırmaya başlamıştı ki, hiç daha önce duymadığı bir melodi koptu odanın içinde; telefon çalıyordu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Telefonu aradı, en sonunda yastığın altında olduğunu fark etti. Pembe bir Samsung’tu, sürgülü. Arayan numaraya baktı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kendi numarasıydı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Alo?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Gelişme – Yüzleşme&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Café de Latte gene her zamanki gibi kalabalık. Klasik, metropol kadını ve erkeklerinin yanı sıra; birkaç seferliğine merak edip gelen öğrenciler ve turistler masaları parsellemiş çoğunluğu gruplar halinde olmak üzere muhabbete koyulmuşlar. Tek oturanlar yok mu? Bir köşede sanki tüm bu olan bitenden soyutmuşcasına oturup insanları süzen şu kadın mesela…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ama o da tek sayılmazdı, birisini beklediği o kadar belli ki! Nasıl mı?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Diğer tek oturanlara bir göz atalım: Şu sağdaki masadaki ihtiyar amca… Elindeki kitabı okuyor, tek oturuyor ve diğer elinde de sımsıkı kavradığı kahve fincanı var… Aynı şekilde onun azıcık arkasındaki masada tek başına oturan çocuk önündeki diz üstü bilgisayarda bir şeyler kurcalarken bir yandan kahvesini yudumluyor… Tekrar ilk masaya dönersek, kadının bir şey içmediğini ve dahası, elindeki telefona iki üç saniyede bir göz attığını görürüz…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bekletilmek kötüdür, hem de bir bayanın bekletilmesi; gazabından korkmamıza neden olabilir… Bir adam girdi şimdi Café’den içeri… Kadının eli ayağı birbirine karıştı, sanırım beklediği kişi geldi… Ayağa kalktı, hayretler içinde ikili birbirini süzüyor şimdi… Uzun zaman görüşmeyen dostlar gibiler. Yalnız, biraz araları kötü sanırım; tokalaşmadan oturdular… Şimdi birbirlerini süzüyorlar. Elleri masaya dayalı, sanki herhangi kötü bir durum olmaması için birbirlerine güvence veriyorlar…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Adam azıcık öne eğiliyor, konuşuyormuş gibi yapsa da kadını inceliyor; biraz kaba bir şekilde. Kadınsa bundan çok rahatsızlık duyuyormuşa benzemiyor. Adamı incelemekle meşgul zira! Kafa karıştıran bir ikiliye benziyorlar… Umarım kendi kafaları çok karışık değildir… Ne kadar yakışıyorlar değil mi?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Hey, nereye gidiyorsunuz?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kahve içmediniz bile!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Gelişme – İstiklal Caddesi&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Adam çapkın sayılırdı, İstiklal Caddesi’ne peş peşe aynı kadınla geldiği vaki değildi… Gene yanında başka bir kadın vardı, ama kadın; adamdı!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bu düşüncelerden sıyrılmak için gözlerini kapadı. Caddenin girişindeki kestanecilerin kokusuna, bir kenardaki fast fooddan taşan et kokuları eşlik ediyordu. İleriden cılız, cırtlak bir ses: “Size de çıkabilir! 12 trilyon veriyor bu hafta! 12 trilyon!”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Adama döndü, “Bilet alabilir miyiz? Bu ilginç gün, biraz daha ilginçleşsin…” Adam tepkisizdi, hala şokta olduğu belliydi. Ses etmeden yutkundu ve başını salladı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Eh, buradan bakınca çok da yakışıklı olmadığını düşünmeye başlamıştı. Gözü kapalı bir bilet seçti, çekti. Elini cebine atacaktı ki, duraksadı ve adama baktı. Mevzuya geç uyanmıştı adam, eliyle pantolonunu yokladı, arka cepte duran cüzdanı bulup çıkardı. Bilet meblağsını ödedikten sonra tekrar katladığı cüzdanı, aldığı yere koydu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Birer közde mısır alıp yürümeye devam ettiler. En sonunda Tünel’e gelmişlerdi ki adam konuşacak cesareti kendinde buldu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Sence, ne oldu?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kadın ağzındaki mısır tanelerinin de etkisiyle konuşmadan başını olumsuzca salladı. Dudağını büktü. Adam gülümseyince anlamayan gözlerle baktı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Şey… diye mırıldandı adam. Hep kendi mimiklerimin nasıl göründüğünü merak etmişimdir…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kadın başını sallayarak gülümsedi, “Aynen ben de…” diye mırıldandı. Tekrar sustular.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Eminönü tramvayının hizasına girmişlerdi, yürümeye devam ettiler. “Yürüdükçe çözülecek gibi durmuyor…” diye homurdandı kadın. “Gel evime gidelim…” dedikten sonra düzeltti: “… yani evine.”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;İkisi de, gerginliklerini ortadan atma adına güldüler, güldüler, güldüler… Çevreden geçenlerin bakışlarına aldırmadan… En sonunda gelen tramvaya binip eve gittiler…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Gelişme – Kahve Kokusu&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Adam hala alışamadığı koltuğun bir ucuna baykuş gibi tünemiş, mutfaktan elinde tepsiyle gelen kadına bakıyordu. Zaten zor olan bu durumu, kolaylaştırdığı söylenemezdi.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Tepsiden bir kupayı alıp üfleyerek içmeye koyuldu. Kadın, normalde onun evi olduğundan, biraz daha rahattı. Oturup bir ayağını altında topladı. Adama bakmaya başladı. Rahatsız edici gibi geçen birkaç saniye sonrasında bir kahkaha attı. Adam korkmuştu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Ah, pardon… diye homurdandı kahkahasını bastıramadan&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;En sonunda gözünden yaş gelmeye başladı. Adam da artık dayanamamış, nemrut görüntüsünü kaybetmişti. Ağzı gerilmiş, inci gibi dizili küçük dişleri belirmişti. En sonunda kadının gülmesi yavaşladı, elinin tersiyle gözyaşlarını sildikten sonra tamamen durdu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Ah, pardon… diye tekrarladı. Kendimi tutamadım. Düşünsene dün gece ben “ben”dim…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ve bir önceki kahkaha krizinin biraz daha kuvvetlisi kopmuştu, üstelik bu kez adam da eşlik ediyordu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Evet, benim de uzun ojeli tırnaklarım vardı mesela! diye mırıldandı kahkahasının arasında, bu sözleri daha fazla gülmelerine neden olmuştu&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Birkaç dakika sonra ikisi de ciddileşmişti, sanki az önceki an hiç yaşanmamış gibi kahvelerini yudumluyorlardı. Kadın duraksadı, kaşını çattı. “Sence…” diye söze girdi; “… sence niye bize böyle bir şey oldu? Bir fikrin var mı?” Adam dudaklarını gevşetti, omzunu silkti. Tekrar kahvelerini içmeye devam ettiler.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;En sonunda kadın ani bir hareketle ayağa kalktı, hole gitti. Birkaç dakika sonra koltuğunun altında bir diz üstü bilgisayarla döndü. Kablosunu takıp çalıştırdı. Bu esnada hiç konuşmamışlardı. En sonunda dayanamadı adam ve oturduğu yerden kalkıp kadının yanına oturdu. “Ne var aklında?” diye sordu. Kadın dudağını ısırdı, cevap vermedi ve sadece göz ucuyla hafifçe adama baktı. Masa üstündeki internet simgesine tıklayıp bir arama motorunu çalıştırdıktan sonra gelen satıra bir önceki günün tarihini yazdı ve arattı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Gelişme – Evreka&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;İki saati aşkın haber taraması, ikisini de yormuştu. Yaşadıkları psikolojik buhranın yanı sıra bu yorgunluk da tuz biber ekmişti her şeye ve kanepede serilmişlerdi adeta. Yattıkları yerden yürüttükleri sayfa imleci aniden durdu. Kadın uzanmış ve bir bağlantıya tıklamıştı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;“Meteor Teğet Geçti&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;Nasa yetkililerinin yaptığı açıklamaya göre bir süredir yürütülen çalışmalar akabinde keşfedilen Xysus-25 ismi verilmiş olan gök taşı dün Türkiye saati ile 23:05 sularında dünyanın çok yakınından geçti.&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;Yetkililer, ciddi hasarlar beklememekle beraber çoğu yerleşim birimlerinde suların taştığını ve bazı hayvanların beklenmedik tepkiler verdiğini açıklarken, ayrıntı vermekten kaçındılar.”&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Adam başını kaldırıp kadına baktı, kadının bir kaşı kalkmıştı. “Neden ilgisi olmasın…” diye homurdandı adam. Ve tekrar başını kanepeye gömdü. Adamın kolunu çekiştirdi kadın. “Hadi amaa… Biraz olsun ilgilen, burada senin regl döngünün acısını çekiyorum!” ve güldü. Adam da gülmesini bastıramamıştı. Doğruldu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Tekrar arama motoruna döndüler. Adam uzandı bu kez ve içinde bulundukları günün tarihini yazdı, virgül koyup “İstanbul” yazdı ve arama hanesine tıkladı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Binlerce haber akışı gelmişti bir anda ama dikkatlerini çeken bir fotoğraf olmuştu, ikisi de aynı anda fotoğrafı işaret ettiler. Bu, bir önceki gece metroda gördükleri ayyaş adamın fotoğrafıydı. Haberin linkinde “Yaşlı trilyoneri öldüren tinerci kaçarken köprüden düştü” başlığı vardı. Haberi açmalarına gerek yoktu, ikisi de yaşlı trilyonerin dün gece metrodaki yaşlı adam olduğunu anlamıştı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Birkaç haber altında başka bir link vardı, bu kez fotoğraf yoktu ama başlık her şeyi anlatıyordu: &lt;em&gt;“İlk kitabıyla beğeni toplayan yazar, intihar etti”&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Birkaç sayfa sonra gelen haberde liseli bir çiftin öğle tatilinde buluştukları evde şofbenden zehirlendiği yazılıydı. Adam kadına baktı. Tüyleri ürpermeye başlamıştı. “Bence de intihar…” diye mırıldandı kadın. Onun da farklı olduğu söylenemezdi. Birkaç dakika önceki kısmen neşeli halinden eser kalmamıştı. Yutkunarak sayfaları geçmeye devam etti. Metrodaki son kişiyle ilgili bir haber yoktu. Arama motorunu kapattı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Gelen boş, birkaç simge ve mavi bir arka plandan oluşan masa üstüne baktıktan sonra gözü saate kaydı; akşam sekiz olmuştu. “Karnım acıktı…” diye homurdandı kadın.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Adam başını sallayıp ayağa kalktı. “Ben bir şeyler hazırlarım, bana yardım et…” dedikten sonra kahve fincanlarını alıp mutfağa gitti. Kadın hala düşünceli şekilde masa üstüne bakıyordu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Aslında, yansımasına bakıyordu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kalktı, usulca mutfağa gitti. Adam radyoyu açmış müzik – haber karışımı bir kanal dinliyordu. Arkasından yaklaştı. Duraksamıştı adam.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Hiç konuşmadan öylece duruyordu kadın. Adam korkmaya başlamıştı, salata doğrarken kullandığı bıçağı daha sıkı kavradı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Uzanıp bıçağı tutan elini kavradı kadın. Ve bıçağı bıraktırdı. Gözleri, ona güvenmesini söylüyordu. Yanağını okşamaya, diğer eliyle de gömleğinin düğmelerini usulca çözmeye başladı… Elinden tutup holden geçirdi… Yatak odasına gelmişlerdi… Radyodan çıkan müzik sesi odaya kadar ulaşıyordu. Kadın, şaşkınlıktan dilini yutmuş olan adamı yatağa itti. Gömleği hemen açılmıştı, konuşmadan kendi kıyafetlerini çıkarmaya başladı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Sonuç&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Karanlıkta bir çift göz açıldı. Kaç saattir uyuduğunu bilmiyordu, gözleri çapaktan açılmıyordu adeta… İnledi, gerindi ve ayağa kalktı. Neredeyse gözünün alıştığı “yeni” vücuduna boy aynasında tekrar baktı. Aynı hareketi uyanıp uyanıp yapıyordu, her seferinde aynı tepki: Sağ kaşı kalkıyor, dudağının solu kıvrılıyordu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bu kez geri yatmaktansa kalkıp odadan çıkmayı tercih etti. Geniş, büyükçe bir evdi. Alışık olduğu ev değildi. “Buna da alışırız…” diye homurdandıktan sonra -alışık olmadığı bir şekilde- kahkaha attı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Mutfak ve oturma odası birleşikti; buzdolabını açtı. Bir kenarda azı yenmiş bir salam vardı, eline aldı, kokladıktan sonra tezgaha koydu. Dolabın içindeki birkaç çeşit yiyeceği daha çıkardıktan sonra kapağı kapattı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kısa bir arayıştan sonra ekmekleri buldu. En az üç günlüklerdi, yüzünü buruşturup ekmekleri çıkararak tezgaha, diğer yiyeceklerin yanına, koydu. Saatini kontrol etti; karanlıkta parlayan Rolex yazısı alışık olmadığı bir lüksün ürünüydü. “Alışırız…” diye homurdandı aynı ses tonuyla ve gene bir kahkaha patlattı. Kahkahasına alışmıştı mesela… Masanın üstünde duran kumandayı eline alıp kırmızı tuşuna bastı. Saat sabahın yedisiydi, sabah haberlerinde ilginç bir şey olabilirdi; iki gündür uyuduğu için hiçbir dünyevi faaliyeti yoktu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Önce, sabah bülteni sunucularına has o renksiz limoni surat geldi kısa bir süreliğine ve ışığı kapalı oda bir anda kainatın tüm renkleriyle dolup taştı. Sonra kırmızı ton hakim oldu, sesi azıcık açtı sırf merak ettiği için… Bir yandan tost makinesinin nasıl kullanıldığını anlamaya ve içinde bulunduğu bu rüya gibi hayatın sırrını çözmeye çalışırken, bir yandan da ekranda beliren iki vesikalık fotoğraftakileri nereden hatırladığını anımsamaya çalışıyordu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;“İlginç yangında, hala sebebi bilinemeyen bir şekilde apartman dairesinde sadece yatakta çıkan yangında kül olan iki cesedin dramı arkadaşlarının yüreklerini dağladı. Genç çifti daha önce hiç birlikte görmeyen arkadaşları, evde bulunan dün akşam çekilen milli piyangonun büyük ödülüne sahip olan bileti hayır kurumlarına bağışlamaya karar verdiklerini açıklarken göz yaşlarını tutamıyordu…”&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;SON&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;hr size="1"&gt; &lt;blockquote&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Alper Kaya | alpi&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-7757683063578040366?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/7757683063578040366/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/metronom-aralk-ay-kayp-rhtm-aylk-oyku.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/7757683063578040366'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/7757683063578040366'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/metronom-aralk-ay-kayp-rhtm-aylk-oyku.html' title='Metronom | Aralık Ayı Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-2148300346478412203</id><published>2010-12-15T06:22:00.000-08:00</published><updated>2010-12-15T06:26:03.358-08:00</updated><title type='text'>Kahr Ekspresi - Aralık Ayı Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi</title><content type='html'>&lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Bırak peşimi!” diye yalvarmıştı önünde eğilen adam “Asla.” dedi ürkütücü ve bir o kadar da yumuşak bir ses tonuyla, kılıcını kaldırdı atının üzerinde hiç kıpırdamadan bir çırpıda koparıverdi kalın boynunu. Havada dönerek yere doğru süzülen kafayı eline alıp siyah bir torbaya koydu ağzını iple bağladı oradan uzaklaştı. Bu gecelik görevi son bulmuştu huzurla uyuyabilirdi…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Sabahları hep işkence gibiydi gündüzleri sevmez, herkes ona bakıyor gibi gelirdi. Açıkçası da bu doğruydu yavaşça kalktı bu günün tek iyi yanı kelle için ödül alacak olmasıydı. Giyindi ve Kahr’ın yolunu tuttu. Görkemli kapının önündeki muhafız adamı durdurup “Ne istiyorsun?” diye sordu. Elindeki poşeti açtı içindekinin bir kısmını muhafıza gösterip “Sürpriz.” dedi.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Muhafız korkmuştu belli ki, çünkü kapıya gelen Kahr’ın bizzat göreve gönderdiği cellâtlardan biriydi. İkili dönen yüksek merdivenlerden yukarıya çıktı kapıyı çaldı içeriden bağırış sesleri geliyordu kim bilir yine kimin kafası gidecek diye düşündü. Susup bir köşede bekledi, sıra kendisine gelmişti. “Yaklaş!” diyerek emretti yüce başkan. Mecbur yaklaştı. En acımasız, en korkusuzlar bile korkardı başkandan. “Getirdin mi?” dedi “Evet efendim, işte burada” torbayı açtı kelleyi serbest bıraktı dönerek önüne gitmişti yüce başkanın. “Aferin evlat!” “Al, bu da yeni görevin.” Bu da..” elindeki keseyi sallayarak “ödülün..” demişti. Hafif sırıtışına engel olamadı cellât keseyi ve zarfı aldı ve evine geri döndü.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Zarfı açtı garip yazılar vardı isimleri daha önce hiç duymamıştı halbuki burada oturan herkesi tanırdı. Mary’e gitmeliydi en iyi o bilirdi hiç oturmadan döndü, kapıyı kapattı ve yola koyuldu&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Hava güneşliydi, sarı saçlarını eliyle ovuşturdu. Tüm sıcaklığı hissediyordu. Yakın mesafede olduğu için Mary’e giderken atını almamıştı, her nedense bundan dolayı pişmanlık hissetmişti şimdiden…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Gösterişsiz ama büyük eve geldiğinde kapıyı üç kez çaldı, tam dördüncü için elini kaldırmıştı ki yeni uyandığı belli olan bir çift göz inleyen kapıyı araladı ve adama baktı. Sesini çıkarmadan kapıyı ardına kadar açıp içeri döndü. Pek alışıldık bir tavır değildi bu, adam Mary’nin peşi sıra evin içine girdi.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bu yalnız yaşayan güzel kadınla arada bir sevişirlerdi. Bir rivayete göre, Mary eski çağlarla ilgili çok geniş bir arşive sahipti, bir diğer rivayete göreyse sadece bir deliydi. Eh, pek delirdiğini görmemişti adam ancak bir de şu vardı ki; arşiv diye bir şey de görmemişti…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kadın sigarasını yakarken izledi, sonra koltuğa oturup cebindeki kağıdı çıkartıp uzattı. Kadın sessizce okudu, sigarasını ağzından çıkarmadan derin derin nefesler çekip geri üfledi. Oda duman altı olmuştu. Dudaklarının kenarında ince bir gülüş vardı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Vay vay vay… diye homurdandı. Eski ahitlerdeki konumlar…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bir süre kağıdı mırıldanarak okudu. Adam ilgiyle bakıyordu, dudağını büzdü Mary. Buruk bir gülümseme kaplamıştı yüzünü şimdi, sigarasından son nefesleri de çekip yanındaki küçük, yuvarlak tablanın ortasına bastırdı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Düşünüyordu, ne olduğundan çok; nasıl ifade edeceğini düşünüyor gibiydi… Ellerini iki yana açtı, avuç içleri yeri gösteriyordu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Bak! dedi heyecanla.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Gözleri kocaman olmuştu, gözbebekleri parlıyordu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Bunlar, coğrafi konumlar. Eski zamanlardan kalma bir aleti anlatıyor… Ve o aletle ilgili birini… Ama anlamadım… Sanırım anlamamız gerekmiyor, bizden sadece onu… Hımm…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Öldürmemiz” isteniyor…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kafası karışmıştı, “Aleti mi öldüreceğiz?” diye homurdandı. Mary gülümseyerek başını salladı. “Ah, hayır… Anlatamadım…”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- O aletle ilgili birisi var… Onu öldürmeliyiz… Yani, öldürmelisin…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bu, ince bir nükteydi. Daha önce birkaç görevine onu götürmediği için, adamı iğneliyordu. Duymazlıktan geldi adam. “Kalk… Gidiyoruz…” diye mırıldandı. Mary şaşırmıştı. “Ne, şimdi mi? Ben mi? Pardon da, gitmek istediğimi kim söyledi?”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kadının bileğini tuttu, hafifçe kendisine çekti. Şimdi dudakları birbirine değecek gibi duruyordu. Kadının sigara kokan nefesi tüm yüzünde geziyordu. “O kağıdı bir tek sen okuyabilirsin. Benimle geleceksin…”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kadın işveli işveli gülümsedi. “Ödül isterim…” diye mırıldandı. Uzattığı dudağından, ödül kavramı anlaşılıyordu, adam bozuntuya vermedi. “İş bitince…” diye mırıldandı. Kadından tatlı bir homurtu geldi, adamın peşi sıra takılıp evden çıktı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Yol boyunca, komutlar hakkında tahmin yürütmek harici ikili pek konuşmadı. Üç kez yanlış yere girdiler: Birincisinde kentin rahiplerinden birinin özel ofisine girdiler… Eh, duvarda bir pano ve panonun arkasında yapışık duran çıplak erkek çocuk resimleri hariç pek de ilginç bir şey yoktu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;İkincisinde çiftçilerden birinin kümesinde buldular kendilerini… Hormon denilen ilaçlarla beslenmiş devasa tavuklarla devekuşlarının kavgasını, arada bir diğerine tecavüz etmeye çalışan bir horozla devekuşunun mücadelesini izlediler… Kahr hormon kullanımını yasallaştırdığından beri, bir gün bu horozların bir insana tecavüz edebileceğine inançları her geçen gün artıyordu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Üçüncü ve heveslerini cidden kıran hatalı girişimlerinde ise bir kadın kavgasının ortasına düştüler. Ellerindeki taslarıyla ortadaki kuyudan su almaya çalışan kadınların kavgasında birkaç yara almışlardı… Kahr her mahalleye bir kuyu dikmişti ve her evin suyunu kesmişti. Böylece kentte su kıtlığını bir nebze engelleyebildiğini düşünüyordu. Bir yerde, doğruydu. Kavgalardan kimse su almaya fırsat bulamıyordu ve su kıtlığı diye bir şey kalmamıştı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Adam mırıldanarak dönmek istediğini belirtti. Kadın uzun, ojeli tırnaklarını adamın koluna usulca geçirdi ve başka bir yöne çekmeye başladı. Trans olmuş gibiydi. En sonunda kasabadan uzaklaştılar, ormanlık bir alandan geçip; devasa bir çukurun önüne geldiler. Adama dönen kadının gözleri gülüyordu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Ne, burada mı? Hem, olayı çözmeden ödülünü vermeyeceğimi söylemiştim! dedi şaşkın bir şekilde adam.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kadın elini havada salladı. “Hayır sersem!” diye homurdandı. “Aradığımız yer, burası!” dedikten sonra kenara çekilip çukuru gösterdi. Adamın kaşları çatılmıştı, çukurun içine doğru bakmaya çalıştı; koyu bir karanlık vardı. “Bunu asla yapamayız…” diye mırıldanırken arkasından bir darbe hissetti, kadın tekme atmıştı!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Seni sürtük! diye bağırdı çukurun içine düşerken.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Düşündüğü kadar derin değildi, birkaç saniye sonra bir zemine düşmüştü. Sırtı acıdı. Tam ayağa kalkmıştı ki, önünden bir şey geçti ve yere çarptı. Mary’di.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Sen, bunu neden yaptın! diye şaşkınca haykırdı&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kadın elini ağzına götürüp sus işareti yaptı. Sonra elini kulağına götürdü. Ve o sırada adam da kadının duyduğu sesi duydu: Şimdiye kadar hiç duymadığı, garip bir sürtünme sesi… Kadın susmasını işaret ederek düştükleri çukurda açık olan tünelde sağa doğru ilerlemeye başladı, gelmesini işaret edene dek bekledi adam… Yavaşça ilerlediler. Çukurun neden karanlık olmadığını düşünürken cevabı buldu; birisi duvarlara minik mumlar yapıştırmıştı. Bazıları bitmişti ama çoğu yanıyordu ve yol aydınlanıyordu. Sesler git gide yaklaşmıştı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bir dönemeci döndüler ve “o” karşılarındaydı. Haşmetli, devasa bir “şey”. Boydan boya camla ve daha önce hiç görmedikleri, parlak bir şeyle kaplı, altında sağında ve solunda olmak üzre iki uzun çubukla – ki tünelde yürürken de o çubukların olduğunu şimdi arkalarına bakınca anlamışlardı – bütünleşmiş gibi duran “şey”… Ve elinde küçük bir aletle o “şeye” yer yer vurup eğilip bakan, sonra tekrar ayağa kalkıp ilerleyip gene vuran, tekrar eğilip bakan biri. Başını kaldırıp gelenlere baktı, gözleri faltaşı gibi açılmıştı, elindekini adamla kadına fırlatıp gerisin geri koşmaya başladı… Elindeki küçük alet adamın omzuna çarptı, canı yandığı için bağırdı, sesi tüm tünelde yankılanmıştı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;” Burada kal Mary!”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Adam pek hızlı koşuyor sayılmazdı. Hemen adımlarını arttırdı. Adama yetişmiş, ensesinden tutup kendine çevirirken sendelemişti.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Ne istiyorsunuz benden! Ben bir şey yapmadım!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Neden kaçtın öyleyse bizden?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Sen neden böyle korkutucu bir şey giydin ki? Ben sizi şey.. şey sandım..&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Ne sandın?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Eski zamanlardan gelen şeyler olur ya hani filmlerde onlardan sandım işte.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Sesi iyice gitmişti adamın.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Korkma birini arıyoruz bize yardım et.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Neden yardım edecekmişim?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Etmezsen yine kaçmak zorunda kalırsın.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Adam iyice korkmuştu, bunda iki elinin de adamın yakasında olmasının etkisi çoktu… “Mary buraya gel. Kağıtta yazan isimleri söyle bu adam tanıyordur belki.” demeye fırsat vermeden Mary cebindeki zarfı çıkardı Cellat’a uzattı: “Dough Carmen, Fery Orna tanıyor musun?”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Birini biliyorum ama hiç görmedim.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Kimi biliyorsun?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Sanırım beni.” Başını kaldırdı; metal kaplı parlak şeyin üzerinde süzülen bir adam vardı pelerini dumanlar içinde savrulmuştu belli ki o da bu zamana ait değildi diğeri korkudan çoktan kaçmıştı elindeki kılıcın üzerinde iki yılan başı vardı Kahr’ın asasına benziyordu figürler, o kadar parlaktı ki kendi kılıcının ne kadar eski olduğunu düşündü. Muhtemelen Kahr soyundandı ama neden böyle bir zamandalardı ki? Daldığı düşüncelerden savruldu: Odaklanmalıydı, öldürmeliydi! Kılıcını çekti adam tüm haşmetiyle pelerinini bir çırpıda çıkartıp gardını almıştı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Artık ikisi de birbirne saldırmaya hazırdı, tek bekledikleri bir işaretti Cellat dayanamadı kılıcını savurdu adam bir adım geriye çoktan gitmişti “Kahretsin!” dedi içinden çok hızlı gitmeseydi çoktan gebermişti. Kılıcını kaldırdı tekrar savurdu; tekrar, tekrar… Adam her seferinde kaçmıştı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Di mis gorghean tu mane!”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ne yapıyordu şimdi ellerini ikiye açmış bağırıyordu. “El kensh do mark!”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Yetiştim sevgilim!..”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Aradığı diğer isim de bu kadın olmalıydı, onun kılıcı da aynı yılanla kaplanmıştı. Neler oluyordu? Öğrenmek için can attıysa da vazgeçti. Öldürmek zorundaydı. Sadece öldürmeliydi…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Beni öldürmeye seni yolladıysa, onun için önemli olmalısın.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Ben işimi en iyi yapanım gerisi beni ilgilendirmez!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Görelim bakalım. Derken ortadan kaybolmuştu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Sana acıyorum!” “Beni kimse öldüremez bunu hala öğrenemediler mi?” loş ışığın altında duvarlarda bazı bazı gölgeleri yansıyordu. “Cevap ver Cellat! Öğrenemediler mi?”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“O zaman beni yollamazlardı. Demek ki hala ölebilirsin! Öleceksin de…” kılıcını aldı gölgeyi gördü koşar adım yaklaşıp savurdu adamın sırtına denk geldi. “Umarım derindir!” diye bağırdı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;İkisi de karşısındaydı şimdi kılıcını iki eliyle kavradı ve sağa sola savurmaya başladı. Bir şeyin çarptığını hissetti anlayamadan yere düştü.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Seslerin geldiği yönü bulmak için başını çevirmeye çalışsa da başaramadı kapana kısılmış fare gibi çırpınıyordu bir yarası olmalıydı. Ona bile bakacak hali yoktu elindeki zarfı alan bir el gördü ve tamamen karanlık başka bir şey bilmiyordu. Nefesi azaldı ciğerleri sıkıştı muhtemelen hiç bilemeyecekti…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Benden kaçamazsın!”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bir anda önünde bitmişti Mary’nin, kadın sendeledi geriye döndü, var gücüyle koşup o devasa “şey”in içine atladı. Kapıları kapanmıştı, hareket etmeye başladı… Ne yapıyordu ki bu alet diye düşündü… Alet git gide hızlanırken dışarıdaki tünelin görüntüsü flulaşmıştı… Bir yerde durdu; midesi bulanmıştı hızdan, ‘Atlardan bile hızlı’ diye düşünerek kendisini dışarıya attı. İnsanları takip edip gün ışığına kavuşmuştu nihayet, insanlar ne kadar değişik diye düşündü bulduğu ilk yüksekliğe otururken. Cellat’ı düşündü, Azrail kokulu adamı, artık yoktu… Kiminle sevişecekti şimdi? Kim bilir belki de aşıktı kimse bilemez ki dedi üzerine sinmiş kokusunun son kez tadına baktı gözünden bir damla yaş süzüldü…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ayağa kalktı yürürken tabelaya baktı “Metro” yazıyordu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Bu insanlar ilginç” diye mırıldandı tekrar, ceketinin cebindeki zarfın ağırlığını hissederken…&lt;/p&gt; &lt;hr size="1"&gt; &lt;blockquote&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Bihter Hepvidinli &amp;amp; Alper Kaya | fleerdelis &amp;amp; alpi&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-2148300346478412203?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/2148300346478412203/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/kahr-ekspresi-aralk-ay-kayp-rhtm-aylk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2148300346478412203'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2148300346478412203'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/kahr-ekspresi-aralk-ay-kayp-rhtm-aylk.html' title='Kahr Ekspresi - Aralık Ayı Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-3269957977699521473</id><published>2010-12-15T06:20:00.001-08:00</published><updated>2010-12-15T06:20:43.483-08:00</updated><title type='text'>Doll'den Sonrası | 29 Kasım 2010 - Anadolu'dan Futbol</title><content type='html'>&lt;img style="cursor: -moz-zoom-in;" alt="http://2.bp.blogspot.com/_0ee13M-NRuw/TK3vb2KYDaI/AAAAAAAABDI/3-JHwfolXvQ/s1600/behzatc.jpg" src="http://2.bp.blogspot.com/_0ee13M-NRuw/TK3vb2KYDaI/AAAAAAAABDI/3-JHwfolXvQ/s1600/behzatc.jpg" width="552" height="361" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen sezon orta halli bir imajı vardı Gençlerbirliği'nin. Ellerinden geldiğince çıkıp toplarını oynuyor, bir şekilde kazanıyor veya puan çıkarıyorlardı. Yenilse bile, güzel oyunuyla takdir topluyordu. Bu sezon olmadı, olamadı. Thomas Doll yapamadı. İlk sekiz maçta 2 galibiyet ve 2 beraberlik toplayabilen Doll, kapının önüne konuldu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki sonrasında ne oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. Hafta: Trabzonspor 3 - Gençlerbirliği 1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayli formdaki Trabzon karşısında Trabzonlu oyuncusu Serkan'ın golüyle öne geçen Gençlerbirliği, ilk yarıyı da önde kapatmasına karşın 68. dakikadan sonra yediği üç golle sahadan başı eğik ayrılıyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. Hafta: Gençlerbirliği 2 - Manisaspor 0&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sükseli çıkışı dinginleşen Manisaspor'u, evinde ağırlayan Gençlerbirliği bir önceki hafta gol atan Serkan'la perdeyi açtı, rekor transferi Ermin Zec'le kapattı. Gene ilk devreyi 1-0 önde götürdü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. Hafta: Kayserispor 1 - Gençlerbirliği 1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermin Zec'le, iki hafta boyunca olduğu gibi 30'lu dakikaların sonunda 1-0 öne geçen ve ilk devreyi o skorla kapayan Gençler, üstünlüğü güçlü rakibi karşısında koruyamasa da umut vaad etmeye devam etti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12. Hafta: Gençlerbirliği 0 - Beşiktaş 2&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu süreçte, öne geçemediği ilk maç olan Beşiktaş maçında 44. dakikada penaltıdan gol yiyen başkent ekibi direncini iyice kaybedince 90. dakikaya yakın 2. golü de yiyip başı eğik ayrıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13. Hafta: Kasımpaşa 1 - Gençlerbirliği 1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavaş yavaş toparlanan iki takımın mücadelesi, büyük ölçüde ev sahibi takımın oyunda kurduğu üstünlükle geçerken, ilk devreyi 1-0 mağlup kapatan Gençlerbirliği; Cem Can'la bulduğu gol neticesiyle çok ihtiyaç duyduğu 1 puanı almayı başarıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14. Hafta: Gençlerbirliği 1 - Sivasspor 1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alt sıralardan kurtulma mücadelesinde ilk 20 dakikada bulunan gollerle maç 1-1 bitti. Gençlerbirliği gene geri düşüp eşitliği yakaladı, öne geçmeye ise nefesi yetmedi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıralama olarak değişen bir şey, yok. Ancak oyun olarak -son iki haftayı saymazsak- yanılmıyorsam göze hoş gelen bir futbol sergilediği dönemler oluyor Gençler'in. Kadrosu çok da kötü olmasa da, lig standartlarında olabilecek en iyi sırada oldukları aşikar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devre arasında umuyorum klasik Cavcav transferlerini ve ikinci devrede Ankara fırtınasını izleriz. Gökçek'lerin tarafında pek umut yok zira...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ps: Foto, kırmızısiyahkültür'den alınmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-3269957977699521473?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/3269957977699521473/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/dollden-sonras-29-kasm-2010-anadoludan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/3269957977699521473'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/3269957977699521473'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/dollden-sonras-29-kasm-2010-anadoludan.html' title='Doll&apos;den Sonrası | 29 Kasım 2010 - Anadolu&apos;dan Futbol'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_0ee13M-NRuw/TK3vb2KYDaI/AAAAAAAABDI/3-JHwfolXvQ/s72-c/behzatc.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-7868688578038479329</id><published>2010-12-15T06:15:00.000-08:00</published><updated>2010-12-15T06:17:07.740-08:00</updated><title type='text'>Buca'nın Amirali | 30 Kasım 2010 - Spor Vitrini</title><content type='html'>&lt;div id="ShortDescription" class="FloatLeft"&gt;Bucaspor gerek Süper Lig'e çıkış macerası gerekse Bülent Uygun'la yaşadığı sorunlarla adını oynadığı toptan farklı şekilde duyuran bir takım olarak küme düşmeme mücadelesi veredursun, Orhan Ak da varolma mücadelesi veriyor... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Bucaspor gerek Süper Lig'e çıkış macerası gerekse Bülent Uygun'la yaşadığı sorunlarla adını oynadığı toptan farklı şekilde duyuran bir takım olarak küme düşmeme mücadelesi veredursun, Orhan Ak da varolma mücadelesi veriyor...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Kocaelispor çıkışlı Orhan, PAF'ta ilk çıktığı maçta Galatasaray'ı 3-1 yenen takımının son golünü atar... O sezon as takıma da yükselir, forvet oynadığı sezonda toplamda 11 gol atar... Romanya-Türkiye maçında gol attığı 1997-98 sezonunda biraz gol bazında pasif kalır; 5 gol atar... Kuşadasıspor'a gönderilir, Lig B Klasman'da bilenir ve Kocaelispor'a döner. Gol olarak tükendiği sezonlar yaşar. Defansa adapte olmuştur sadece, arada 2000-2001 yılında milli formayla Macaristan'a gol atar, 2 sezon sonra Galatasaray'a transfer olur. İlk golünü 31 Ocak 2004'te Antep filelerine bırakır... 3-0 kazanırlar. 2-1 yenildikleri Beşiktaş derbisinde de gol atan Orhan, bir sonraki sezon da 3 gol atar ve derin bir sessizliğe bürünür...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Sol bek yapılmaya çalışılır, bunu bilen Galatasaray taraftarı da nedensizce mevkisi haricinde oynatılmakta inat eden Orhan'a tepki gösterir. Adam küser, futbola da küser... Ankaraspor'a kiralanır... Aynı kaderi yaşadığı Necati Ateş çıkıp ikide bir demeç verirken o sadece burukca gülümser objektiflere. Biliyordur, dönüşü olmayan bir yoldadır artık. Tek yapabileceği, yeniden bir kariyer inşa etmektir. Sakatlanır, uzunca bir süre kopar sahalardan...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Antalyaspor forma giydirir Orhan'a. 2 yıl forma giyer Orhan. 2008 - 2010 arasında önce 15, sonraki sezon 28 maça çıkar. Toplam beş gol atar ve hiç şüphesiz bu gollerin en güzeli attığı son goldür: 11 Aralık 2009, Antalya Atatürk Stadı, rakip Galatasaray. Kariyerinin rövanşını alırcasına kornerden gelen topa hırsla yükselen bir Orhan ve dakikalar 7'yi gösterirken öne geçen Antalyaspor. Jedinak'ın golüyle 2-0'a gelen maçı Galatasaray yabancı oyuncularıyla 3-2 çevirir ama Orhan muhtemelen içi rahat bir şekilde evine gitmiştir o gece. Elinden gelenin en iyisini yapar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Bucaspor'la yeni bir sayfa açar Orhan, ama başta da dedim ya; "kötü günler, bizi bekler"... Etkisiz bir takım, saha dışı faktörler... Ve takımı sırtlayan Orhan Ak.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Kocaelispor günleri gibi, elini taşın altına sokan; rakibi "ısıran" oyunuyla puanlar koparma savaşı veren azimli bir oyuncu o. 11 maça çıktığı Bucaspor'un en golcü oyuncusu olan Orhan Ak'ın gol attığı maçları Bucaspor kaybetmiyor: 3-2'lik Gençlerbirliği maçı, 1-0'lık Türkiye Kupası'nda Konyaspor maçı ve bu hafta... Eski takımını pas geçmeme ekolünün temsilcisi olma yolunda ilerleyen Orhan, 89. dakikada sahadaki tek golü atarak kümede kalma yolunda da büyük bir adım atmış oldu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Kariyerinin en ilginç noktalarından birisi, Arda Turan'la ev arkadaşlığı olduğu dönemlerdedir sanırım. Zira Arda bir röportajında “Öz ağabeyim gibi. İnsanın kanı kaynar ya! Ev aldı, beraber oturacağız şimdi. Çok sağlam karakteri var. Bana hep çok destek verdi. Bvlgari saat hediye etti, Louis Vitton çanta hediye etti. Hayatı öğretiyor bana. Gezdiriyor beni.” diye anlatmıştı Orhan Ak'ı... Ve bu röportaj bir süre spor medyasında alay konusu olmuştu...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-7868688578038479329?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/7868688578038479329/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/bucann-amirali-30-kasm-2010-spor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/7868688578038479329'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/7868688578038479329'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/bucann-amirali-30-kasm-2010-spor.html' title='Buca&apos;nın Amirali | 30 Kasım 2010 - Spor Vitrini'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-9171774475083686505</id><published>2010-12-15T06:12:00.000-08:00</published><updated>2010-12-15T06:13:50.463-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><title type='text'>Şaibeli Bilgin | 7 Aralık 2010 - Spor Vitrini</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Türkiye'ye adını Antalyaspor'un küme düştüğü maç olarak bilinen Gençlerbirliği maçından bir gün önce McDonalds'a gideceğini söyleyip takımdan kaçmasıyla duyuran Essen çıkışlı Ali Bilgin, Kayserispor formasıyla ilk golünü 2 kez geri düştükleri Eskişehirspor maçıyla bu hafta kaydetti. Skoru da belirleyen Ali Bilgin kimdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Essen takımında, Galatasaray'da oynayan Barış Özbek ve oynamış olan Serkan Çalık'la birlikte top koşturmuşluğu var. 5 yıl forma giydiği, 120 maçta 23 gol attığı Rot Weiss Essen'den Yılmaz Vural sayesinde Antalyaspor'a gelir. 90. dakikalarda yenilen gollerle küme düşülen sezonda 29 maçta 6 gol atar, kader belirleyen son maçta kenti terk ettiği için Antalya ile kanlı bıçaklı olur... Fenerbahçe'yle anlaşır. Çok tartışıldığı sezonlar geçirir... Aziz Yıldırım'ın emriyle saçlarını keser...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 senede 62 maç oynar sarı lacivertli kulüpte. Sürekli eleştirilir, eleştirilecek bir oyunu vardır. Ruhunu ortaya koyamadığı söylenir, öyle ya da böyle üç sene boyunca o formayı giyer. Asıl mevkisi orta sahanın ortasıdır ancak Antalyaspor'da oyuncu yokluğunda sağ kanat oynatıldığı için öyle devam eder. Fenerbahçe gibi bir takımda kanat oynamak da en neticede her babayiğidin harcı değildir ama o tüm kredisini bir Beşiktaş maçında topu boş kaleye atamadığında tüketmiştir: Mevki bahane!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağ bek, sağ haf, forvet arkası, orta sahanın ilerisi... Hemen hemen ileri hattaki tüm mevkilerde denenir Ali Bilgin. En sonunda bu sene başında Kayserispor'la anlaşır... A2 liginde oynatıldığı maçlarda, ne hissetmiştir diye merak etmiyor değilim... Velhasılı kelam, Ali trioyu tamamlar: Antalyaspor forması, o formayla attığı ilk golün müsebbibi Fenerbahçe ve son golün müsebbibi Kayserispor formaları "tamam"dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlığı ve bittabi futbolculuğu hususunda soru işaretleri yok değil, var. Bir insan kola alma bahanesiyle kenti terk ediyorsa elbette bazı şeyler sorunludur. Ve bir de açıklama var Antalya cephesinden; Ali Bilgin'in yatırılmadığı için takımı terk ettiğini ifade ettiği parası, dava açtığı gün hesabına çoktan yatırılmıştı... Eh, şaibesini temizlemesi için iyi bir fırsat var önünde. A2 liginde şampiyonluk tatsın, basamakları birer birer(!) çıksın tekrardan... Onu bile yapamaz ya, neyse...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-9171774475083686505?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/9171774475083686505/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/saibeli-bilgin-7-aralk-2010-spor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/9171774475083686505'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/9171774475083686505'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/saibeli-bilgin-7-aralk-2010-spor.html' title='Şaibeli Bilgin | 7 Aralık 2010 - Spor Vitrini'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-7234905134694861396</id><published>2010-12-15T06:08:00.000-08:00</published><updated>2010-12-15T06:10:27.139-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><title type='text'>Yer Çekimi Kanunu | 14 Aralık 2010 - Spor Vitrini</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;1997 yılında paf liginde Gençlerbirliği formasıyla girdiği ulusal liglerde, 3 senede 15 maçta forma giyer. 2000-2001 sezonunda İnegöl'e göç etmesine karşın o sezon sadece bir, diğer sezon dört ve üçüncü sezonunda 31 maçta oynar. Dört senede paf, 3. lig, Lig B ve Lig B Klasman kategorilerinde forma giymiş olur. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;İlginçtir, bu kadar az oynamasına karşın beşinci senesinde beş küme birden fırlamış ve Türk Telekom Lig A'da Büyükşehir Belediyespor forması giymeye başlamıştır. 21 maça çıkar. Her çıkışın bir inişi olur elbet, maç oynamadan geçirdiği 2004-2005 sezonu akabinde Lig B Klasman'a düşer. Giresun formasıyla açtığı sezonda 10 maçta o formayı giyer, sezonu Kasımpaşa forması giyerek Lig B'de kapatır. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ayağının tozuyla Türk Telekom Lig A'ya döner, 12 maçta forma şansı bulur. Tekrar lig atlar ve Süper Lig'e çıkar. 10 maçta oynar, kariyerinde bir ilki yaşayarak milli formayı giyer. 1-1 biten Romanya maçında 68. dakikada oyuna dahil oluyordur... Gene bir düşüş yaşar ve Bank Asya adını alan eski Türk Telekom Lig A'ya döner ama çok kalmaz, bir senede play offlar da dahil 33 maç oynar ve Süper Lig'e döner. Aynı formayla 3. yılında Süper Lig'de 21 maç oynar. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ve bu sezon...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu hafta Bursa maçı 10. maçı olur. O maçtan önce çıktığı 9 maçta 4 galibiyet, 3 beraberlik istatistiği olan ve bu maçlarda sadece 10 gol yemiş olan Tolga, 1-0 öne geçen takımı için güçlü de duruyordu aslında... Şut çekildiğinde topu kurtarırken topun direğe çarpıp rakibin önüne düşmesi ve 89. dakikada direkten dönen topun göğsüne çarpıp ağlara gitmesi Tolga'nın makus kaderinin bir işareti: Ne kadar yükselirsen, bir o kadar da düşeceksin. Ve o düşüş, yükselişinin yumuşaklığı kadar sert olacak...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Tolga'nın bir suçu yok, tek suçlu yer çekimi kanununun dahil olduğu futbol düzenimizde... Yılmaz Vural hocama da istirhamımdır, play off finalleri de olmak üzre üç yılda 56 maçta gani gani galibiyet tatmış olan bu eldiveni askıya asmasın. Mazallah, eldivenle birlikte takım da düşer.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-7234905134694861396?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/7234905134694861396/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/yer-cekimi-kanunu-14-aralk-2010-spor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/7234905134694861396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/7234905134694861396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/12/yer-cekimi-kanunu-14-aralk-2010-spor.html' title='Yer Çekimi Kanunu | 14 Aralık 2010 - Spor Vitrini'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-2204679080089010096</id><published>2010-11-24T13:20:00.000-08:00</published><updated>2010-11-24T13:21:52.891-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><title type='text'>Antep'in Kurtuluş'u | 23 Kasım 2010 Spor Vitrini</title><content type='html'>Orta halli bir kadroya ve dolu bir kasaya rağmen sezona çok kötü başlayan Gaziantep'in, dört hafta önce sadece 11 puanı vardı. İki galibiyet ve beş beraberlikle, üç sene önce Aykut Kocaman'ın Ankaraspor'unun kırdığı beraberlik rekoruna adaydılar... Ve tabii düşme potasına da! Ancak bu hafta içinde aldıkları beşinci galibiyetle Avrupa'ya koşuyorlar... Yani, üç haftada üç galibiyet birden aldılar. Dahası, son altı resmi maçında da birisi Türkiye Kupası olmak üzre tek puan kayıpları 0-0 biten Kardemir Karabükspor maçı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu süreçte forvet oyuncularının payı kadar, kaleci Karcemarskas'ın da payı var; sadece iki gol yiyen Gaziantep tam on iki gol bıraktı bu altı maçta sırasıyla Türk Telekom, Ankaragücü, Antalya, Fenerbahçe ve yeniden Antalya filelerine... Bu maçlardan Türk Telekom maçı hariç hepsinde kaledeydi Karcemarskas.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27 yaşındaki kaleci, futbola 17 yaşında ülkesi Litvanya'nın Dainava Alytus'ta başlayan ve burada sadece 3 maça çıkan Karcemarskas ?algiris Vilnius'a transfer olur fakat akibeti çok da farklı olmaz; sadece iki maçta kaleyi devralır. Ama şansı döner, Dinamo Moskova'nın pilot takımı niteliği taşıyan Dinamo-2 Moscow'a transfer olur. 2 sezonda önce 21, sonra 23 maça çıkar. Dinamo Moscow'a alınır. İki sezonda toplam 12 maça çıkar, tekrar Dinamo-2'ye döner. 16 ve 13 maça çıktığı sezonlar akabinde tekrar Dinamo'ya çağrılır. Sırasıyla 2, 19, 7 ve 9 maça çıktığı sezonlar neticesiyle Gaziantep'e gelen kaleci, aynı zamanda aralıksız 7 yıldır da ülkesinin milli kaleciliğini yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sezon milli takımda üç gün arayla çıktığı İskoçya ve Çek Cumhuriyeti maçlarında kalesini gole kapatan Karcemarskas, aynı zamanda Galatasaray'dan tanıdığımız Milan Baros'un penaltısına da engel olarak takımı adına hayli iyi performanslar çıkardı. Gaziantepspor formasıyla da az önce saydığım beş maçlık harika performans haricinde sadece 7 gol yiyen (ki bu gollerin 3'ü hükmen mağlubiyetin eseri, normal süreçte 4 gol yedi) başarılı kalecinin Gaziantepspor ile dört yıllık bir sözleşmesi var ve hali hazırda üç İstanbullu da dahil tüm takımların kalecileri rezalet bir performans içindeyken Karcemarskas bu sezonun en parlayan kalecisidir diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlıktaki diğer bir hususa da açıklık getirelim:  Bu hafta 1-0 kazanılan Antalya maçında golü atan isim Bursa doğumlu ve Bursaspor'un bir ürünü olan Serdar Kurtuluş'tu. Dilerim, kabus gibi geçirdiği Beşiktaş sezonunun travmalarını artık atlatır da Türk futbolu adına gerçek orta saha oyuncuları izleme şansına erişiriz. Bu süreçte yabancıları ve yerlilerini başarılı harmanlayan Gaziantepspor'a da çok şey düşüyor: Tek amaçları günü kurtarmak olmayan bu tarz kulüplerimiz sayıca git gide azalırken, direnmek direnmek ve direnmek&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-2204679080089010096?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/2204679080089010096/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/antepin-kurtulusu-23-kasm-2010-spor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2204679080089010096'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2204679080089010096'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/antepin-kurtulusu-23-kasm-2010-spor.html' title='Antep&apos;in Kurtuluş&apos;u | 23 Kasım 2010 Spor Vitrini'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-1820506659537965161</id><published>2010-11-17T04:00:00.000-08:00</published><updated>2010-11-17T04:01:18.371-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><title type='text'>Tahrik Gölgesinde Bir Kariyer | 17 Kasım 2010 Spor Vitrini</title><content type='html'>&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Forması ne olursa olsun her İstanbul deplasmanında olay çıkaran tek bir isim var: Ömer Çatkıç. Fransızların ünlü kalecisi Barthez'e benzer imajıyla televizyonda kanal değiştirirken saniyenin binde birinde görseniz bile hemen tanıyabiliyorsunuz kendisini.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;İlginç bir kariyeri var esasında. 1993'te adım attığı Türk futbol düzeninde sadece beş takımda oynayan Ömer, bilinçli mi seçmiş bilinmez ama bu takımların üçünün forma rengi kırmızı siyah. Sırasıyla Eskişehirspor, Gaziantep ve Gençlerbirliği... Bursaspor'daki kısa macerası, iki yıl önce anlaştığı ve hala formasını terlettiği Antalyaspor...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Başarısının göz ardı edilmesinin çok büyük bir nedeni var elbette; Ömer tahriklerle beslenen bir kaleci. Yine de bu, kafasına iki kez atılan şemsiyelerin; “Anneni Barthez mi ....” diye giden tezahüratların bahanesi olmamalı. Asıl tartışacağımız nokta şu olmalı; Türk futbolunun son yıllarda gördüğü görebileceği en başarılı kalecilerden birisi neden bu halde?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Yani, baktığımızda milli takımda başarılı sayılabilecek maçlar çıkartmış olan ve hemen hemen forma giydiği tüm takımlarında milli takıma çağrılmış olan bir kaleciden bahsediyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Fantastik hareketleri de pek bir meşhurdur Ömer'in. Hangi kaleci milli maçta Vieri'ye çalım atmaya çalışır ki zaten? Veya 30. dakikadan itibaren zaman geçirmeye başlayan kaç kaleci vardır? Roma – Gaziantep maçında Totti'nin vuruşunu kafasının üstüyle tutan ve aynı hareketi İnönü'de Nobre'nin vuruşunda da yapabilen bir kaleci Ömer. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Ama şimdi, herkese hakkını verelim. Euro 2004'te Yunanistan kalecisi her maçı soğutarak kupayı kaldırırken, bizim tutup Ömer'e kızmamız biraz ikiyüzlüce. Hangimizin destekçisi olduğu takımı kalecisi anı anına oynuyor? Zeki bir adam Ömer, kısıtlı bütçeli takımlarda devleşebilen; 36 yaşına rağmen çıkardığı performanslardan anlaşıldığı üzre sağlıklı ve profesyonel beslenen bir sporcu...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Her Sami Yen deplasmanında annesine doksan dakika boyunca yediği küfürlere cevaben bir röportajında “Bana küfredenler, evlerine gidip annelerinin yüzlerine baktıklarında, hepsinin akıllarına ben geleyim” demiştir, küfür kullanmadan küfür nasıl edilir; bu bir zeka göstergesi, ince nüktedans bir husus. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Geçen sene Türkiye Kupası'nda Antalyaspor formasıyla Galatasaray'ı elerken gösterdiği başarılı performansı aslında hemen hemen tüm maçlarında gösteriyor ama fazla gündeme gelemiyor, neden?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Ömer bu hafta, formasını giydiği Antalyaspor ile doğduğu ve ilk adımlarını attığı Eskişehirspor'a karşı oynadı. Maç içinde gerek o hafta milli takıma seçilen Batuhan olsun gerek Adem Sarı olsun gerekse diğer Eskişehirliler olsun sayısız oyuncunun şutuyla, pozisyonuyla başarılı bir şekilde başa çıktı. Bir puan çok önemliydi ve bir puanını aldı gitti. Aynı İstanbul deplasmanlarındaki gibi... Ancak bu kez küfür yemedi, tahrik de etmedi kimseyi. Sanırım birilerinin sorgulaması gereken nokta biraz da bu...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-1820506659537965161?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/1820506659537965161/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/tahrik-golgesinde-bir-kariyer-17-kasm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/1820506659537965161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/1820506659537965161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/tahrik-golgesinde-bir-kariyer-17-kasm.html' title='Tahrik Gölgesinde Bir Kariyer | 17 Kasım 2010 Spor Vitrini'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-2291992351376486722</id><published>2010-11-13T07:34:00.000-08:00</published><updated>2010-11-13T07:37:44.151-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><title type='text'>Türkiye Kupası 1. Maçlar Panaroma | 13 Kasım 2011 Medyaspor</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.medyaspor.com/haberler/digerfutbolhaber"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;img class="newspic" src="http://www.medyaspor.com/content/img/News/headline/04052010_ziraat_turkiye_kupasi_04.05.10.11.41.39.jpg" alt="Kupada İlk Hafta Panaroma" /&gt;&lt;div class="newsReadContainer clearfix"&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Ziraat Türkiye Kupası'nda gruplarda ilk maçlar süprizlerle tamamlanırken 27 gol atıldı. 5 maçı ev sahibi takım kazanırken, bir maç berabere bitti, iki maçta da deplasman takımları güldü. &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;              &lt;p&gt;Gelelim ilk maçlara..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;✔ As'ların Çilesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Kupası'nın prestij kaybetmesinin bir göstergesidir çoğu takımın as kadrosunu kullanmaması. Baktığımızda, üçüncü ligdeki takım da Süper Lig'deki takım da as kadrosunu fazla tercih etmiyor. Buna rağmen süprizler olmuyor değil: Konya Torku, düşüşteki Manisaspor'u yedek kadroyla çıktığı maçta 2-1 mağlup etti. Manisaspor'un kadrosu ise as ağırlıklıydı. Tabii şansı yaver gitmeyenler de yok değil: Denizlispor, haftasonunda oynayacağı Samsun maçı nedeniyle gol kralı Youla ve as kalecisi de dahil dört oyuncuyu dinlendirdiği maçta Ali Sami Yen'de 3-1 yenildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;✔ İstanbul, Nakavt&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'un üç takımı ağır sayılabilecek yenilgiler aldı. Fenerbahçe, deplasmanda çöküşteki Ankaragücü'ne 4-2 mağlup olurken, Beşiktaş da deplasmanda oynadığı Gaziantep Belediye maçından 1-0'lık skorla boynu bükük ayrıldı. İki İstanbul takımının mücadelesinde ise beklenmeyecek bir şekilde ligin sonuncusu Kasımpaşa, sessiz ilerleyen İBB karşısında 3-1 gibi net bir skor elde etti. Kısacası; İstanbul nakavt!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;✔ Yenimalatya'nın Şansı Tutmadı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elemelerde ilk turda Diyarbakırspor'un kendi kalesine attığı golle rakibini geçti, ikinci maçta Siirtspor'un kırmızı kart görmesiyle 2-0 galibiyet aldı. O maçta 2. golü atan Muzaffer, play-off'ta Hacettepe karşısında normal süresi 0-0 biten maçta uzatmalarda iki gol birden atıp galibiyetin mimarı oldu... Bu şansları, Buca karşısında da ilk dakikalarda kırmızı kart gören Buca kalecisi vesilesiyle devam edecek gibi dururken, olmadı. 2-1 mağlup oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;✔ Liderin Bahanesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bursaspor, yedek kadrosunu harmanlayarak çıktığı maçta 3. lig takımı Kırıkhan'ı yenemeyerek şaşırttı. Bir yere kadar, yedekleri mazur görebiliriz evet ama düşününce Manchester United ile boy ölçüşme iddiasıyla Avrupa'ya gidiyorsan ve Manu'nun yedeklerine bile yeniliyorsan senin de yedeklerin Kırıkhan'ı geçebilmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;✔ Kârlı Bölgeler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İç Anadolu ve Doğu Anadolu takımları akıllı davranıp paraları cebine koyarken, Ege Bölgesi ve Marmara Bölgesi en zarar gören bölgelerdi.  Bilindiği üzre, Türkiye Kupası'nda her galibiyetin karşılığı, 100 bin dolardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;✔ Göze Çarpan Oyuncular&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'dan Pino attığı iki golle dikkat çekerken Gaziantep Belediye kalecisi Kazım, Ankaragücü'nden Sestak ve Kasımpaşa'dan Fernando Ramos ilk maçların iyi adamlarıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alper KAYA&lt;/p&gt;                          &lt;p class="sourceName"&gt;&lt;em&gt;Kaynak: &lt;/em&gt;&lt;span&gt;&lt;em&gt;Medyaspor&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-2291992351376486722?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/2291992351376486722/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/turkiye-kupas-1-maclar-panaroma-13-kasm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2291992351376486722'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2291992351376486722'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/turkiye-kupas-1-maclar-panaroma-13-kasm.html' title='Türkiye Kupası 1. Maçlar Panaroma | 13 Kasım 2011 Medyaspor'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-4455172436526524904</id><published>2010-11-11T01:16:00.000-08:00</published><updated>2010-11-11T01:17:23.843-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><title type='text'>Denizlispor Güzellemesi | 11 Kasım 2010 Anadolu'dan Futbol</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img src="http://admin.sporvitrini.com/Images/UserFiles/gspino2--248.jpg" alt="Cimbom kayıpsız başladı: 3-1" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Denizlispor'un 3-1 yenildiği Türkiye Kupası A Grubu maçında stattaydım. Bilenler bilir, stattan izlemediğim maçları yazmam... O yüzden işe koyulalım dedim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Denizlispor'da kaleci Yakup'un büyük bir esprisi yok. Ne aşırı sükseyle top kurtarıyor, ne de (tasvip etmesek de) diğer kaleciler gibi tribünlerle dalaşıyor. Kendi halinde çabalıyor. Provokatif olmadan işini yapmaya devam ederse güzel işler çıkarabilir. Dün yediği gollere bakarsak; birinci golde iki kez topu çelmesine karşın Elano'nun vuruşuna engel olamadı. Üçüncü golü yemeyecek bir kaleci var mıdır onu da düşünmek lazım... Yakup'un şanssızlığı, Galatasaray'ın kumaşı iyi yabancılarıydı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Roberts çok çabalıyor ama adam adama defans değil de sağlam, yere iyi basan bir defans kurgusuyla karşı karşıya kalınca arada eriyor. Tam anlamıyla Bank Asya ligi topçusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Denizlispor orta sahası dün ne yapmaya çalıştı, inanın anlamadım. Hadi desem ki defansa yardım ediyorlar, değil. İleri top çıkartmaya çalışıyorlar, o da yok! Ne yaptınız siz arkadaşlar cidden ben çözemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Denizlispor defansı 3 gole rağmen iyi bir sınav verdi diyebiliriz. Sonuçta adam adama taktikle çıkmışlardı. Pino hariç hiçbir hücum oyuncusu kıpırdayamadı ki çoğu pozisyonda Pino da etkisiz kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Peki Denizlispor kupada ne yapar? Rakipler Antalya ve Antep. Antep'le berabere kalır ve Antalya'yı yener. Gruptan da ikinci olarak çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tabii bir de, dört as oyuncusunun oynamadığını (ki bunlardan biri takımın gol kralı Youla) hesaba katarsak Denizlispor'un iyi bir takım olduğunu düşünebiliriz. Eh, nihayetinde sezon başından beri ilk kez yenilen bir takımdan bahsediyoruz. İyi olmalılar, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Denizlispor'un golünün adını İsmail koysunlar: Korneri kullanan adam İsmail Baydil, golü atan İsmail Konuk. Artık bu tarz kafa topuyla doksana atılan gollerin adı İsmail oldu arkadaşlar, ona göre...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ve bir not: Denizlispor golü yedikten sonra çok dağıldı. Gerek oyun disiplini gerek futbol kurgusu olarak çok dağıldılar. Defansta verdikleri açıklar, orta sahadaki dağınık görüntüleri işin aslı Galatasaray karşısında çok büyük fark yiyebilirlerdi, şansları yaver gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ps: Fotoğraf Sporvitrini'nden alınmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-4455172436526524904?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/4455172436526524904/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/denizlispor-guzellemesi-11-kasm-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/4455172436526524904'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/4455172436526524904'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/denizlispor-guzellemesi-11-kasm-2010.html' title='Denizlispor Güzellemesi | 11 Kasım 2010 Anadolu&apos;dan Futbol'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-1762266587014677587</id><published>2010-11-10T14:58:00.001-08:00</published><updated>2010-11-10T14:58:48.307-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><title type='text'>Marty Amca'nın Yolculuğu | 10 Kasım 2010 Kayıp Rıhtım</title><content type='html'>&lt;h3 style="text-align: center;"&gt;&lt;img class="aligncenter" style="border: 0pt none ;" src="http://i363.photobucket.com/albums/oo79/kayiprihtim/MartinMystere-NathanNever-top.jpg" alt="" width="490" height="172" /&gt;&lt;/h3&gt; &lt;h3&gt;&lt;span style="color: rgb(128, 0, 0);"&gt;Marty Amca’nın Yolculuğu&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt; &lt;p style="text-align: right;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;- Martin Mystère &amp;amp; Nathan Never: Gelecek Mahkumu -&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Zamanda yolculuk teması yıllardır işlenen bir tema, bu açıdan kabul edilebilir ki bu konu artık sıradanlaşma yoluna girdi… Ancak Antonio Serra ve Alfredo Castelli, birbirinden zaman olarak da mekan olarak da tamamen “ayrı dünyaların kahramanları” olan Nathan Never ve Martin Mystère’i inanılmaz bir şekilde orta paydada buluşturmuşlar.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Macera, 1996 yılında “Başka Bir Yer”de başlıyor. Marty Amca’nın sadık okuyucuları bu “başka yer”i bilir yine de belirtelim: Her türlü olayla ilgisi ve bilgisi olan, bilhassa fantastik konularda her çeşit çalışanı ve her yerde kolu olan dünyada olduğu halde dünyadan başka bir yer…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: center;"&gt;&lt;img class="aligncenter" style="border: 0pt none ;" src="http://i363.photobucket.com/albums/oo79/kayiprihtim/MartinMystere-NathanNever-middle.jpg" alt="" width="226" height="27" /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Evet, macera Martin Mystère’in zamanında başlıyor. Joyeuse isimli kılıcı Trevor’a teslim eden Martin’in depoyu ilk defa gördüğü ana şahit oluyoruz… Sonrasında Nathan Never’ın zamanına zıplıyoruz ve Martin Mystère’in o zamana kaçırılışına tanık oluyoruz… Sonrasında macera bir hayli hız kazanıyor ve biz bu esnada macera içinde macera yaşıyor ve Joyeuse’un hikayesini öğreniyoruz. Yani, bir macera içinde bambaşka; daha önce hiç işitilmemiş bir Martin Mystère macerası var!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Peki onu kaçıranlar Marty Amca’dan ne istiyorlar? Efsanevi silahı Muchadna’nın nasıl kullanılacağını anlatmasını… Dolayısıyla bu fantastik silah, seri üretimle çoğaltılıp dünya ele geçirilebilir.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Nathan Never’in Marty Amca’ya saygı duruşuyla geçen birkaç sayfadan sonra Nathan Never’in bilindik hikayesini tekrar okuyoruz. Karısını kaybedişi ve emniyetteki görevine dönüşü… Ardından Martin Mystère’in, yüzyıllar evvel yazdığı kitaplarını okuduğu anlar geliyor; o kitapların varolmasınınsa tek bir açıklaması oluyor tabii ki… Kaçırıldığı binanın patlamasıyla zaman makinesinin de yok olmuş olma ihtimali ortadan kalkıyor: Kendi zamanına dönecek ve o kitapları yazacak…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Netice olarak, patlayan binaya geri dönen ikili zaman makinesini ararken Martin Mystère’in yanında olan emniyet istihbaratçısı kadını kaçıran adamlarla Joyeuse yardımıyla çatışıyorlar… Joyeuse’ın tükendiği anlara da tanık oluyoruz bu sayede!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ardından, Martin Mystère’in yüzyıllar önce – maceramızın başında – girdiği fakat o an hatırlamadığı (daha doğrusu tanımadığı) “Başka Bir Yer”in deposuna giriyorlar. Ancak kapıdan geçmeye çalışırken Martin Mystère’in yaralanması ekibi yavaşlatıyor…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;(…)&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;a title="" rel="fancybox" class="fancybox" href="http://i363.photobucket.com/albums/oo79/kayiprihtim/MartinMystere-NathanNever.jpg"&gt;&lt;img class="alignright" src="http://i363.photobucket.com/albums/oo79/kayiprihtim/MartinMystere-NathanNever.jpg" alt="" width="178" height="254" /&gt;&lt;/a&gt;Buraya kadar olanca fantastikliğiyle giden öykü, bir anda mantık çerçevesine oturtuluyor. Hızlandırılıyor, ara satırlar açıklanıyor, sır perdesi kalkıyor ve en nihayetinde emektar Marty Amca evine dönüyor… Ama ne dönüş!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kendi adıma konuşmam gerekirse, Nathan Never’in hayranı değilim; okuyucusu bile sayılmam. Sadece tüm çizgi romanlardan bir buse tadarken onu da okumuşluğum vardır arada… Ancak bu maceradaki rolü, inanılmaz derecede harika ve her şey “cuk” oturuyor. Daha önce okuduğum Martin Mystère &amp;amp; Dylan Dog macerasında tam tersi şekilde çok sevdiğim bir karakter olan Dylan Dog’un rolünü beğenmemiştim. Tabii bu kadar bahsetmişken, ilginç bir noktaya da değinmek istiyorum; nereden çıkartıyorlar, nasıl bu kadar ortak paydada buluşturuyorlar anlamıyorum ancak Mister No, Dylan Dog ve Nathan Never’la Martin Mystère’in ortak maceraları gerçekten çok keyif veriyor!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Üstelik çok yakın zamanda Gelecek Mahkumu’nun yayıncısı 1001 Roman, başka bir Martin Mystère &amp;amp; Nathan Never çizgi romanı yayınlayacak: “Başka Bir Yer’in Sırrı” Heyecanla bekliyoruz efendim…&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-1762266587014677587?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/1762266587014677587/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/marty-amcann-yolculugu-10-kasm-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/1762266587014677587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/1762266587014677587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/marty-amcann-yolculugu-10-kasm-2010.html' title='Marty Amca&apos;nın Yolculuğu | 10 Kasım 2010 Kayıp Rıhtım'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-6613139981954859781</id><published>2010-11-10T14:52:00.000-08:00</published><updated>2010-11-10T14:53:00.020-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='belirtiyorum.com'/><title type='text'>Kafam Karışıyor | 7 Kasım 2010</title><content type='html'>&lt;p&gt;Hangi gömlekler gerçek?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bir yanda, kendi milletvekilinin yaptığı "peygamber" benzetmesine ses etmeyip muhalefet aynı benzetmeyi yapınca taş taş üstünde koymayan bir başbakan var. Hangisi gerçek?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bir yanda, "Ben çevrecinin hasıyım" diyen bir başbakan var diğer yanda ağaçları kestirip köprü diken, antik köyleri yıktırıp baraj yapan bir başbakan var. Hangisi gerçek?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bize oy veren de vermeyen de müsterih olsun, herkesin başbakanıyız; diyen başbakan var bir yanda. Öbür kefede en ufak bir muhalif sözde şalterleri atıp damarları şişen, titreyen başparmağıyla odak noktasını katliama aç kalabalığa yol izi belirleten bir siyasetçi var... Hangisi gerçek?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Benim kafam karışıyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kendi deyimiyle "değişip gelişen" bir başbakan var ama bu kadar değişim bana fazla geliyor. Sanırım benim kafam, Hikmetyar'ın dizinin dibinde oturan o eski adamda kalmış. Katilleri, siyasi sıfatlarla karşılayanda; kendisinden daha düşük protokoldeki şeyhlerin ayağına koşa koşa giden o adamda kalmış.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kefil olduğu adamlar, pis adamlar olan bir başbakanda kalmış aklım; gömlekte kalmış. Çıkarıp attığı milli selamet gömleğinde. Kolay mı çıkarmak? Saadet'ten, veya Refah'tan, kopup başarılı olabilen tek partinin sırrında kalmış aklım. Daha başbakan olmadan, ne vesileyle ne sıfatla olduğu belli olmadan ABD başkanıyla görüşen bir adamda kalmışım ben. Kafamın karışması doğal değil mi?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Üniversite diplomasını gösteremeyen, basını "atlatıp" tatile çıkan bir ülke yetkilim var; benim kafam karışmasın da kimin karışsın? Ki o "atlatma" tatilde, TMSF'ye devredilen Cem Uzan'ın yatında kaldığı söylendi. Ama yapmaz bu ülkenin başbakanı böyle aşağılıkça bir şey değil mi? Yapmaz. Kafamı karıştırmayın benim.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sanat sergilerini basanlara "Basmayın!" diyemeyen, kurşunlayıp öldürülen yabancı futbolcunun hakkını yarattığı katiller ordusu emniyet şubelerinden soramayan, içki içenlere "Kurusu da zararlı sulusu da" diyen ve dahası yaptığı zamlara takriben bakanının ağzından "Sağlığınız için!" dedirten, oy kitlesine verdiği hiçbir sözü tutmadığı gibi yaptığı işleri de çarpıtarak anlatan bir devlet başkanım yok benim. Lütfen. Kafamı karıştırmayın benim.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Okullara sokulan türbandan nemalanan O olamaz, siyasi gerilimi körükleyip rakibi partilerin kuyusunu haince nifhak tohumları ekerek kazan O olamaz, her olayda mağdur rolü kesen O olamaz. Benim böyle ayak oyunu yapan bir devletlim yok. Kafamı karıştırmayın, rica ederim.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Hikmetyar, temiz adam.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Yasin El Kadı'ya ben de kefil olurum, nur yüzlü nihayetinde.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sarkisyan çağırsın, koşa koşa giderim.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Lütfen, kafam karışıyor sonra. Bunları ezberlemem lazım neticede!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kafamı karıştırmazsanız, sevinirim.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Nasıl? Açılmış olan yerleri bir daha mı açmış? İftira!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bozuk taşıma araçlarını bile bile mi almış? Daha neler!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Domuz gribi olayında aşı parası hala meçhul mü? Yok artık!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bir de, yuh olsun iftiracılara, Filistin'e yardım götüren gemiye bile bile mi alındı o insanlar? Yuh kere yuh!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Lütfen susunuz, rica ediyorum, ezberim eksik. Tamamlamalıyım.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Hikmetyar, temiz adam.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-6613139981954859781?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/6613139981954859781/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/kafam-karsyor-7-kasm-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/6613139981954859781'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/6613139981954859781'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/kafam-karsyor-7-kasm-2010.html' title='Kafam Karışıyor | 7 Kasım 2010'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-8888326580073576503</id><published>2010-11-10T14:48:00.001-08:00</published><updated>2010-11-10T14:48:59.684-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='belirtiyorum.com'/><title type='text'>Yolsuz Yasalar | 31 Ekim 2010</title><content type='html'>Referandum öncesinde yaratılan atmosferi hatırlıyorsunuzdur... İktidar partisi, oylatmaya çalıştığı yasaları resmen, bilinçli bir çabayla müslümanlık savaşına döndürerek diğer partilerin dinle beslenen tabanlarından oyları topladı. Tabii, eğitimli diye tabir edilen üniversite mezunu kesimden ağır bir yenilgi aldı ve bu güzel bir gizleme politikasıyla sanki referandumdan başarılı çıkan taraf iktidar partisiymiş, pardon "demokrasi"ymiş, gibi lanse edildi. Cidden öyle mi peki? &lt;p&gt;Her şeyden evvela, anayasaya gelmeden önce bir konu var... Türban.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Türbanın siyasilerce oyuncak haline getirilmesine, güç savaşı yaptırılmasına karşıyım. Bir üniversite öğrencisi olarak, rektörlerin elinde siyasal simge haline getirilmesi midemi bulandırıyor. Ve bu ülkenin "çoğunluğun temsilcisi" sıfatıyla iktidar koltuğunda oturan başbakanının da maalesef bu rant çemberini döndürenlerin başında olması düşündürücü...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Türban sorunu, gündeme ciddi olarak; çözülmesi çok yakın bir "sorun" olarak getirildiğinde takvimler 2002'yi gösteriyordu. AKP iktidara yeni gelmişti ve çözeceğiz diyorlardı. Sonra? Bir sonraki seçimlerde de çözüm yakındı. Referandumda da çözüme çok az kalmıştı... Şimdi? Bir yıl sonraya kaldığı ifade ediliyor. Neden?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;1 yıl sonra seçim var da ondan!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu oyuna şu güzel ülke düşmesin. Lütfen. Ve bilin ki çözüm uzlaşmada... Şu anki siyasi ortamın, uzlaşmaya uygun olduğuna inanan bir vatandaş varsa ben onun aklından şüphe ediyorum. Ciddi olarak.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Gelelim diğerlerine. Referandum öncesindeki vaatler unutulmasın.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;"Özürlülere, gazilere, kadınlara pozitif ayrımcılık!" manşetleriyle çıktı AKP referanduma. Referandum geçti... Ne oldu? Ne değişti?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Soruyorum, bir vatandaş olarak, ne değişti? Veya ne değişecek?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bugün, paran yoksa sağlık hizmetinden yararlanamadığın kapital düzeni hastanelerde tam anlamıyla çöreklendirmiş bir iktidarın, özürlülere ve gazilere yardım yapabileceğine inanmıyorum!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kadınların 6 ay olan emzirme iznini 1 aya düşürmeyi planlayan sosyal reformu mecliste onaylatmak için bekleyen bir iktidarın pozitif olmayan ayrımcılıktan yana olacağını düşünüyorum.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Dahası, Türkiye'nin kanayan yarasını da kaşıdılar: Faili meçhuller bulunacak!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Anayasanın değişen yasalarını yazmıştım. Nelerin, neden değiştirileceğini analiz etmeye çalışmıştım birkaç ay önce bu satırlarda... O yasalarda, faili meçhullerle ilgili bir şey bulan varsa beri gelsin! Var mı? Dahası, önceki yasaların ne sorunu vardı da bulunamadı faili meçhuller? Bunu sorgulamak şart. Ve en en en önemli nokta da şu olmalı ki: Bahriye Üçok'un evine bombalı paketi götüren kurye, eski DTP'nin sekreterlerinden biriydi...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Hani her terör olayında çıkıp diyor ya bakanlar, ki gerçekten bakmaktan başka bir şey yapmazlar, "Sözün bittiği yer". Faili meçhullerde de sözün bittiği yer, o sekreterdir. Kimse çıkıp da onları sahiplenmesin. Kimsenin hakkı yok...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sahiplenmek, demişken eklemem lazım. 12 eylülü sahiplenerek "Asılanlar kardeşimizdir!" mesajını ağlayarak veren Recep Tayyip Erdoğan, vakt-i zamanında belediye başkanıyken bir davette rast geldiği Kenan Evren'e, "Paşam, siz başta olacaktınız; İstanbul'u uçururdum, uçururdum!" diyerek övgüler yağdırmıştır. Gerçi korkmasın, izinden Kadir Topbaş gidiyor; zamlarla İstanbul uçuyor, uçuyor!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ve bir de soru: 2002'de göreve gelen AKP iktidarı susuz köye çamaşır makinesi dağıtmaktan, yaz ayında kömür dağıtmaya; iftar yemeğini siyasete alet etmekten, seçimlere din sömürüsü karıştırmaya kadar her şeyi yaptı. Peki, 2002'den beri referandum da dahil olmak üzere tüm seçimlerde - seçimde seçime uğradığı - yolu olmayan köylere vaat ettiği yolları ne zaman yapacak?&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-8888326580073576503?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/8888326580073576503/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/yolsuz-yasalar-31-ekim-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8888326580073576503'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8888326580073576503'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/yolsuz-yasalar-31-ekim-2010.html' title='Yolsuz Yasalar | 31 Ekim 2010'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-1932920379996671830</id><published>2010-11-10T14:43:00.000-08:00</published><updated>2010-11-10T14:45:01.859-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='belirtiyorum.com'/><title type='text'>Bit Pazarı | 24 Ekim 2010</title><content type='html'>Türkiye siyasetinde çoğu insanın şikayetçi olduğu ortak noktalar var. Bunlardan birisi de, gençlerin siyasette aktif rol üstlenmemesi, üstlendirilmemesi değil mi? &lt;p&gt;Peki, nasıl üstlenecekler biraz düşünelim günümüz koşullarını? Öncelikle, hükümet partisi hariç hiçbir parti aktif olarak gençlik kollarını kullanmıyor. Kullanıyor da; daha çok broşür dağıtmak için, herhangi bir stand açıldığında sabah 9 akşam 5 standı kollaması ve kendini "parti uğruna"(!) heba etmesi için vesaire vesaire... Yani, kollardan çok gençleri kullanıyorlar... Özellikle taşralardaki gençlik kollarının halleri içler acısı. Ben İstanbul'da yaşıyorum, seçimden seçime rozet broşür dağıtmak haricinde gençlik kollarından "faydalanan" bir partiye henüz denk gelemedim! Üstelik parti liderlerinin söz geçirme mekanı haline geldi çıktı gençlik kolları!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bunların dışında, sadece gençler üzerinden değil genel bir siyasi hava yoklaması babında bakarsak ülke tam bir kaos altında. Ne meclistekiler ne de dışarıdakiler akil adamlar değil. Hep uçuk vaatler ve kadrocu anlayış etrafında dönen siyasetçiler ve bunlara prim veren bir ülke halindeyiz. Çok basit bir örnekle, siyaset dışından vereceğim örneği, deprem olduğunda depremden anlamamasının önemi olmayan insanları televizyonlara çıkarıp saatlerce, günlerce konuşturup halkı galeyana getirenler bilmiyor mu acaba prim yaptırdıkları adamların aslını? Bu zihniyeti sorguladığımızda, cukka hesaplarına darbe vurduğumuzda - hani bir baş yazar diyor ya - "o zaman adam oluruz".&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Örneği dışarıdan vermemin sebebi de bu ülkede tüm işlerin aynı çerçeve etrafında süregeldiğini göstermekti. Son günlerde gündemi takip edenler illa ki şaşırıyordur. Önce Tansu Çiller siyasete dönüş sinyali verdi, ardından Necmettin Erbakan - ki kendisi hasta olduğu gerekçesiyle milletin parasının dolandırıldığı davadan beraat ettirilmişti - Saadet Partisi'nin genel başkanı oldu. Mesut Yılmaz ise, bildiğiniz gibi zaten mecliste. Hüsamettin Cindoruk da Demokrat Parti'nin başında... Geriye bir tek Süleyman Demirel kaldı, o da bu keşmekeşte Yahya Demirel'in hapis cezası nedeniyle bir hayli darbe yedi.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Hatırlarsınız, kendisi hayali ihracatı ülkeye sokan adamdı. Zamanında 18'lik Deniz Gezmişlerin idamları için "evet" oyu manasında iki elini birden kaldıran Süleyman "Baba"; 'Küçücük çocukla niye uğraşıyorsunuz?' çıkışını yapmıştı. Ama o küçük çocuğu ve dolayısıyla amcasını üzdüler... Şimdi iki ihtimal var; ya Baba Demirel hırslanıp - zaten son dönemde AKP'nin tüm politikalarına karşıt demeç vermesinden belli olduğu üzre - siyasete yatay dönüş yapacak ya da bu durumun ne kadar utanç verici olduğunu anlayıp Bodrum'a gidecek. Neden Bodrum dedim, vallahi bilmiyorum. Bende çağrışımları var, Sayın Baba'da da vardır illa ki...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Tekrar başa dönelim...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Türkiye siyasetinde çoğu insanın şikayetçi olduğu ortak noktalar var. Bunlardan birisi de, gençlerin siyasette aktif rol üstlenmemesi, üstlendirilmemesi değil mi?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;İki paydada buluşalım; şikayetçi olunan noktalardan bir diğeri ise yukarıda saydığım bit pazarına nur yağdıran pek muhterem "dua"yen siyasetçilerimiz değil mi? Ve bittabi, cümlemizi tamamlayalım; gençlerin siyasette aktif rol üstlenememesinin sebeplerinden biri de bunlar değil midir?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Peki nasıl üstlenecekler? Şimdi, biraz üzücü olacak ama ille de helva yememize gerek yok. Eğer şikayetçiysek "gerçekten" hani şu televizyon anketlerinde en çok belgesel izleyen milletin biz olduğumuz gerçeği gibi değil, yürektense sorunlarımız... Hani milletçe birleşip attık ya zamanında hepsini sırtımızdan 2002 seçimlerinde - ki attık da ne oldu, o apayrı bir sorun - çözüm sandıkta!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Hani, rahmetli Ecevit'in bir anekdotu dillendirilir ya. Bir köye gider zamanında "Karaoğlan"... Köyün bıçkın delikanlısı öne atılır... "Tek yol devrim!" diye bağırır. Halkın adamı da cevap verir tabii; "Tek yol oy!"&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ve gel zaman git zaman, ezberci komünist tayfa bu cümlesi nedeniyle Ecevit'i kınar. Oy sistemine övgü, devrime sövgü, sol'a düşmanlık olarak yaklaşır bazı kıt kafalılar. Oysa Ecevit, sistemin mesajını aksettirir o sözde; "Devrim için tek yol oy"...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Hani diyorum ki, Süleyman Baba dönecek, Erbakan döndü, Çiller de kıpır kıpır... Bülent Ecevit'in de mezarını yoklayalım, dönmüştür bir ihtimal?&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-1932920379996671830?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/1932920379996671830/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/bit-pazar-24-ekim-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/1932920379996671830'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/1932920379996671830'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/bit-pazar-24-ekim-2010.html' title='Bit Pazarı | 24 Ekim 2010'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-7812553725330585352</id><published>2010-11-10T14:37:00.000-08:00</published><updated>2010-11-10T14:39:32.524-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='belirtiyorum.com'/><title type='text'>Tasfiye | 18 Ekim 2010</title><content type='html'>&lt;p&gt;Hani bazı basın organları sürekli, askerin hükümeti tasfiyesine dair yayın yapıyorlar ya... Türkiye çok daha büyük bir tasfiyeyle karşı karşıya ve tek bir kişinin gıkı çıkmıyor! Neden? Ben bilemem!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bakınız, AKP ilk duyulduğunda meydanda kaç tane siyasi parti vardı - isimli isimsiz -; şu an kaç tane var?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Eskiden, "şimdi seçim olsa" geyiklerinde kaç tane parti akla gelirdi; şimdi kaç tane geliyor?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu bir tesadüf değil; yapılan hamleler, geçilen yollar, siyasi kişiler hepsi bu planın bir parçasıydı... Öyle dönemleri yaşadık ki, şimdi bakıyorum ve diyorum ki; gene iyi atlatmışız!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Siyasi partiler bilinçli bir kuvvet tarafından sürekli, devri daim bir düzende tasfiye ediliyor. Saçma sapan işlere şahit oluyoruz, bilinçli olarak yapılmazsa bu kadarı da yapılmaz dedirten hatalar izliyoruz. Son olarak CHP'nin yaşadığı travmatik değişim ve yaşattığı sancılar partiyi içeriden biitirme sürecine soktu... Dilerim Türkiye'nin en köklü siyasi partisi, bu oyunlara rağbet etmesin ve bu süreçte en az hasarı yaşasın.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Şimdi, işlenen süreci izleyelim mi birlikte?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Öncelikle seçimlerde AKP, halkın o dönemki siyasi partilere olan tepkisinin rüzgarını ardına aldı... O dönemki vaatleri hatırlıyor musunuz? Kaçı gerçekleşti, kaçı gerçekleşmedi? Bir düşünün, eğer hoşunuza gitmiyorsa elde ettiğiniz tablo hesabı sandıkta sorun...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Neyse, bu yazının konusu vaatler değil; sonra onları da masaya yatırırız! Ama partileri bir düşünün... Şimdi DSP'nin, DYP'nin, Anap'ın esamesi bile okunmaz oldu!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Saadet deseniz, zaten ölü.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ve burada aklıma bir soru takılıyor: Hasta olduğu için hapis cezası affedilen birisi nasıl siyasi parti lideri olabilir? Bunun hesabını O'nu affedenler yüce mahkeme önünde vermeyecek mi?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Gerçi, ona gelene dek ne hesaplar var verilecek ya, neyse!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;MHP ise referandumda hükümetin oyununa düştü...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Referandumu anayasal düzenden çok müslümanlık savaşı olarak lanse ederek MHP'nin kavgalı tavan - taban sürtüşmesini kızdırdılar ve istediklerini aldılar. MHP'nin akademisyen tavanı, halk tabanıyla yüz seksen derece zıt ve aklı olan bir rakibi bu zıtlığı iyi kullanabilir. AKP gibi. Nitekim kullandılar. Şu an kaç kişi "MHP barajı kesin geçer" diyebiliyor?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Yok, halkı halkın içinden gelen partilere küstürdüler...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ve kendi yarattıkları halk imajını hakim irade kıldılar.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;İş aramayan... Üç ayda bir erzak yardımıyla geçinen... Yarabbi şükürcü... Oy deposu olarak görülen, yaratıcılıktan ve milletin efendisi imajından uzak bir halk!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ve CHP...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;En son, ki çoğu çalışmasını başarıyla gerçekleştiren ve tüm sözlerinin altı dolu dolu olan sayın Muharrem İnce'nin davetiye gafı bardağı taşıran son damla olmalıydı ki Kemal Kılıçdaroğlu çıkıp bir nevi İnce'yi tekzip eden açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu daha önce de sık sık ekip arkadaşlarıyla ve partisinin tabanıyla ters düşen açıklamalarda bulunmuştu.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu gidişat, Anap'ın çöküşünün başlangıç dönemlerini anımsatmıyor mu size de?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Başta dediğim, oyuna umarım düşmez sözü bunun içindi!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Türkiye giderek tek partili bir döneme giriyor... Oyladığınız - ve büyük çoğunluğunuzun şevkle evet'lediği - anayasada parti kapatma faktörünün ipleri büyük ölçüde anayasanın düzenleyicisi hükümete kalıyor... Yani... AKP mahkemeye "CHP'nin bilmem hangi tarihte yaptığı şu hareket laikliğe ve anayasal düzene kast eden bir harekettir" diye dava açarsa...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ve yargı da onarsa...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;CHP kapatılacak.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Hükümetin yargıdaki nüfusu da malumunuz, dillere destan!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Gelelim, gelecek seçime; malum önümüz genel seçim! Neler olabilir?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Öncelikle, oy oranları - iktidar da dahil - bir hayli düşer. Ana muhalefetten umudunu kesen halkın yeni kurulan partilerde kümelenebileceğini öngörmek zor değil. Muhtemelen daha önce barajı bile aşamamış partiler büyük atılım gösterecekler. Şimdi top hükümette; referandum meydanında demokrasi salvoları savurmak kolaydı...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;İndirin barajı, indirebiliyorsanız!&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-7812553725330585352?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/7812553725330585352/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/tasfiye-18-ekim-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/7812553725330585352'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/7812553725330585352'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/tasfiye-18-ekim-2010.html' title='Tasfiye | 18 Ekim 2010'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-2406823723087195855</id><published>2010-11-10T14:36:00.000-08:00</published><updated>2010-11-10T14:37:21.722-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='belirtiyorum.com'/><title type='text'>Gülen Takunyalar | 10 Ekim 2010</title><content type='html'>28 şubat sonrası, Türkiye bambaşka günlere uyanıyordu. Her türlü yapılanma, başkalaşım geçirip kendisini gelişmek zorunda kalmış yeni sisteme uyarlamaya girişiyordu. &lt;p&gt;Emniyetteki gümüş yüzüklü, ütülü pantolon giymeyen kısacası Fethullah Gülen'in talebeleri isimli bir güruh da uyarlama çabasındaydı... Tedbir ve parola sistemlerini geliştirmişler; amir ve polis memuru olarak iki grupta yayılan talebelerin başında "imam" olarak adlandırılan abileri oluyordu. Ve tüm işler imamdan soruluyordu. Sözleri, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin emri olarak kabul görüyordu. Amirler ve polis memurları birbirini tanımıyordu...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Alınan tedbirler ise daha çok Atatürkçü görünmeye dair, yapılabilecek araştırmalara karşı önlem olarak evlerde Nutuk bulundurulması risale-i nurların evden uzaklaştırılıp güvenilir birilerine emanet edilmesi, Kurban kesilmemesi ve kurban parasının imama verilmesi, çöp kutularından boş bira tenekeleri toplanıp evin çöplüğüne bırakılması, Zaman gibi Gülen Cemaatinin gazetelerine sahte isimlerle abone olunması ve iş yerlerine giderken cumhuriyetçi gazetelerin alınması gibi kavramları içeriyordu.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Emniyette personellerin atamasını belirleyen Personel Daire Başkanlığı'nın yüzde doksan beşinin Gülen'in cemaatinden olduğu vakidir. Ancak en büyük sorun; alt kademelerde binlerce elemanın olmasına karşın müdüriyette üç - dört civarında Gülen'ci olmasıydı. Bu sorun, 1998'de Zeki Urgancıoğlu'nun tüm atamaları tek başına yapmasıyla ayyuka çıktı ve neticesiyle dönemin siyasilerinden Murat Başesgioğlu'na cemaatin yaptığı baskıyla Urgancıoğlu'nun ayağı kaydırıldı.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Dahası; 26 Aralık 1996 tarihli, cumhurbaşkanlığı nezdinde yapılan toplantıya MİT tarafından sunulduğu söylenen "Susurluk Raporu"nda adı geçtiği iddia edilen Fethullah Gülen'den tüm hükümet özür diliyordu! Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'den, BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu'na kadar herkes o listeye adı yazılabilecek son ismin, kıymetli hocaefendi olduğunda söz birliği etmişçesine demeçler veriyordu...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;1996 - 97 yıllarında irticai faaliyeti belgelenen dokuz kişi Başkomiser eğitim daire başkanlığı, komiser TEM daire başkanlığı, komiser personel daire başkanlığı gibi kritik pozisyonlara atanıyordu...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sonrasında, 1996 yılında Elazığ Polis Okulu'na yapılan atamalar ile Personel Daire Başkanlığı görevini başarıyla tamamlıyordu.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Polis akademisi ve kolejlerine giriş sınavları da kontrol altında tutuluyordu. Tek sorun, kura sistemi el altında değildi. O sorun da 1997 yılında kura çekimlerine katılım sisteminin değiştirilip cemaat üyelerinin geçirilmesiyle halloluyordu... Ve sonrasında dejenerasyon için tuşa basılıyordu.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;1997 - 98'de genel müdürlük daire başkanlığı, polis akademisi ve polis kolejlerinde yürütülen örgütlenme nihayete eriyordu. Ellerinde olmayan mevkiler için, her türlü yola başvuran bu dini(?) örgütlenme; eğitimli fakat cemaat dışı olan insanlara mevki teklif ederek cemaate kazandırıyor, reddedenlere ise ellerindeki tüm medya güçleriyle iftiraî haberler yazılıyordu. Yıpratma taktiği, çoğunlukla başarılı oluyordu. 1989'da temeli atılan örgütlenmenin aslan payı ise şüphesiz, dönemin siyasilerinden Abdülkadir Aksu'nundu...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;İstihbarat kaynaklarının 1997 ve 1998 yıllarındaki saptamalarına göre örnek gösterilen ilginç olaylar şöyle:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ankara: Polis Akademisi’ne Abdülkadir Aksu’nun İçişleri Bakanı olduğu 1987-1988 yılları arasında yerleştirilen 42 öğretim üyesinin tamamının burslu olarak İngiltere’de master ve doktora programlarına gönderildiği, bunların yaklaşık 30’unun İngiltere’de kalış sürelerini 1-3 yıl uzatmayı başarmalarına rağmen eğitim programlarını tamamlayamadıkları, YÖK sisteminde süresi içinde programı tamamlayamayanların kurum ile ilişkisi kesilmesine rağmen bu şahısların ömür boyu aynı kadroda kalacak şekilde ataması yapıldığı öğrenilmiştir. Bu şahısların yasalara uygun olarak üç yıl süreli sözleşmeli  personel  statüsüne alınmasına karar verilmiş olmakla birlikte, bu husus kendilerine, anlaşılamayan nedenlerle hâlâ tebliğ edilmemiştir. Sözkonusu kişilerin arasında Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe’yi aklayan Prof.Dr. Ali Şafak, Yard.Doç.Dr. Vahit Bıçak ve öğretim üyesi Mesut Bedri Eryılmaz da vardır.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Manisa: Emniyet Müdürü K.İ., Fethullah Gülen taraftarlarınca düzenlenen toplantılara katılmaktadır. İl Emniyet Müdürlüğü’nde Şube Müdürü  A.T.’nin, bu görevinde Fethullah Gülen’in propagandasını yapmak maksadıyla bir kısım polisleri haftanın belirli günlerinde topladığı, İlim Yayma Vakfı’na destek sağladığı, adı geçen müdürün son atamalarda terfi ettirilerek emniyet müdür yardımcılığına getirildiği bilgisi alınmıştır...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sivil Çalışma Grubu'nun irticai faaliyet araştırmalarına kadın düşkünü, alkol zaafiyeti olan polisleri ihbar ederek araştırmayı yüzeyselleştirmeyi başaran cemaatin önünde engeller bitmiyordu...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;21 Nisan 1999 tarihinde Osman Ak, hazırladığı raporu iddianame halinde mahkemeye sunuyordu. Raporda Fethullah Gülen ve cemaatinin emniyette yapılandığını ve kurumu ele geçirdiğini isimlerle, mekanlarla ve olaylarla kanıtlıyordu. Ancak gerek Osman Ak, gerekse üstü Cevdet Saral ve Ali Kalkan çeşitli nedenlerle görevden alınırken, bu dava tam altı yıl sürecekti; diğer davalarla birlikte bu da "TAKİPSİZLİK"le sonuçlanacaktı... Dilerseniz o iddianamedeki insanların geleceklerini mercek altına alalım mı?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Prof.Dr. Ali Şafak’ın Refahyol Hükûmeti döneminde Kültür Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı görevine getirildiği bildirildi. Listede yer alan Salih Tuzcu’nun Şanlıurfa Emniyet Müdürü, Adem Türer’in Yozgat Emniyet Müdür Yardımcılığı, Mustafa Bağrıaçık’ın Fransa’da emniyet irtibat görevlisi olduğu, Maksut Kartal’ın Terör Şubesi’nde grup amiri, Mustafa Çil’in Asayiş Şubesi’nde, Yunus Çetinkaya’nın ise İstihbarat Dairesi’nde görev aldığı bir düzende, elbette ki bu araştırmaları yürütenler görevden alınacaktı... Dahası, iddianame esnasında Atatürk Anadolu Lisesi din dersi öğretmeni olan Kemmalettin Özdemir Sakarya Üniversitesi'nden "profesör" ünvanı alıyordu...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Aynı şeyler, soruşturmalardan sorumlu Adem Demir'in de başına geliyordu ve "Bu sümüklü hocanın peşinden ne koşarsınız anlamam ki!" sözünün çeşitli çevrelerce duyulmasından kelli, Türkbank satışıyla alakalı olarak Korkmaz Yiğit - Alaattin Çakıcı telefonlaşmasının kaydını Fikri Sağlar'a ilettiği gerekçesiyle dönemin başbakanı Mesut Yılmaz tarafından görevden alınıyordu... Ekibindeki Başkomiser Mehmet Çorum, Sinop'a; Aydın Ergül, Ardahan'a; Aydın Batu, Giresun'a ve Mehmet Aslan; Osmaniye'ye geçici göreve atanıyordu... Ve ekibi de dağıldığı için 20.000 kişilik personelin yürüttüğü çalışmalar yarım kalıyordu...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Dahası, 21 Nisan 1999'da yapılan suç duyurusuna mukabil olarak, 18 nisandan önceki suçları kapsayan af tasarısı 23 Nisan 1999'dan itibaren geçerli sayılıyor ve kıymetli hocaefendi, hiç istemediği bir şekilde "yırtıyor"du...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ayağı kaydırılanlardan bir diğeri de, İstanbul valisi Erol Çakır'dı. Cemaati incelettiği için hakkında tonlarca yalan haber yazılıp çizilen vali görevi bırakınca yerine Muammer Çelik getirilmişti... Erol Çakır'ın talebiyle yapılan incelemede Sami Uslu tarafından yönlendirilen 14 kişilik bir ekibin izinsiz, bizzat yaptığı telefon dinlemeleriyle emniyetin kritik mevkilerindeki isimleri dinlediği ve dökümanların tamamının bilgisayarlarda kayıtlı olduğu öğrenildi... Dahası, sadece emniyeti değil ünlü işadamlarını da dinleyen bu ekibe bir yaptırım uygulanmadı...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Örgütün 28 şubat öncesi yapılanması için çok basit bir de örnek var önümüzde: Polis Akademisi son sınıf öğrencisi Rafet Yılmaz'ın disiplin puanları silinir ve öğrenci mahkemeye gider... Disiplin puanlarının "kayıt dışı dini bir örgüte katılmadığı" için silindiğini iddia eder. Ve puanlarını geri alır... Rafet, ışık evlerinde master yapmış bir öğrenci ve eski imamlardandır... Verdiği 30 kişilik imam listesinin içinde Yunus Çetinkaya, Mustafa Çil, Ercan Taştekin, Osman Turfan, Hamza Altıntaş, Basri Ergül, İsmet Toprak, Mustafa Bağrıaçık, Osman Aral Hüseyin Çıtak gibi sonradan emniyette önemli yerlere gelecek olan isimler de vardır... Bu davanın en mühim noktası ise, ışık evi isimli oluşumun Fethullah Gülen'e ait olduğunun mahkeme uslüyle kabulüdür. İlk kabul bu davayla gerçekleşmiştir...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sonrasında ise Rafet Yılmaz, kendisine baskı yapılarak bu ifadeyi verdiğini belirtir. Saydığı isimleri hiç tanımıyordur... Fakat tesadüfe bakın ki, saydığı tüm isimler, cemaat dilinden konuşan ve irticai faaliyetleri birkaç kez ayyuka çıkan/çıkacak olan isimlerdir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;ABD yıllardır sporda ve sanatta siyahilere üstünlük verip, siyasi kararları beyazlara aldırarak eleştirileri üstünde topluyor... Fethullah Gülen de, siyahi çocuklara Türkçe şiir okutarak "üstünlük" verirken; arkada bir çark dönüyor... Ve emin olun ki o çark, Nijeryalı Ukanka'nın "Memleketim" şiirindeki aksanı kadar sevimli değil...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-2406823723087195855?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/2406823723087195855/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/gulen-takunyalar-10-ekim-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2406823723087195855'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2406823723087195855'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/gulen-takunyalar-10-ekim-2010.html' title='Gülen Takunyalar | 10 Ekim 2010'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-3592731667522750538</id><published>2010-11-10T14:30:00.000-08:00</published><updated>2010-11-10T14:31:02.333-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><title type='text'>Ankara'nın Laneti | 7 Kasım 2010 Anadolu'dan Futbol</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img src="http://costumzee.com/view/wp-content/uploads/2007/09/freddy.jpg" width="272" height="361" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Korku filmleri olur ya, bir ana korku karakteri vardır. Döner döner gelir bulur kahramanları ve öldürür. Çoğu filmde kimse sağ kalmaz. Ankaraspor'un kaleci laneti de böyle bir olay. İnceleyelim mi?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;-&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Dragoslav Jevriç&lt;/span&gt;: Çok yetenekli ve gözde bir kaleciyken önce formasını Hakan Arıkan'a kaptırdı, ardından ülkesi Sırbistan Karadağ bölündü ve Jevric milli takımda bir talihsizlik yaşayarak takımı bıraktı. Sonra? Düştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Faruk Gürsoy&lt;/span&gt;: Nam-ı diğer Richard Kingson, yıllardır Türkiye'de oynuyordu. Türk yapılmış ve Faruk Gürsoy adı verilmişti. Ankara'da oynarken Ganalı oyuncuyu askere çağırdılar. Apar topar kaçtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Hakan Arıkan&lt;/span&gt;: Formayı Jevric'ten devralan Hakan'ın kaderi çok da farklı değildi. Milli takıma seçildiği hafta parmağı kırıldı. Beşiktaş'a gitti, Liverpool'dan sekiz yedi. Hakkında kör olduğundan yeteneksizliğine kadar tonlarca iddia ortaya atıldı. Düşüşte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Erhan Kuşkapan&lt;/span&gt;: Yedek kalecilerdendi. Ankara'dan Bugsaş'a kiralandı. Şimdi Pursaklarspor'da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gökhan Tokgöz&lt;/span&gt;: Gençlerbirliği'nde yıllarca birinci kaleciyken, Ankaraspor'da iki yıl yedek kaldı. Psikolojik travma geçirmiş olabilir, yan toplarda iyiyken şu an çok da üstün bir performans sergilemiyor. Gözden düştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Evren Özyiğit&lt;/span&gt;: Muğlaspor'un başarılı kalecilerinden Evren, Ankaraspor'da yedek kala kala Denizlispor'a gitti. Şu an yedek kalecilik hayatına orada devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fabio Noronha&lt;/span&gt;: Ankaraspor'dan sonra Brezilya'nın yerel takımlarında top oynamaya çabalayan Fabio, fazla forma şansı bulamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sunay Zafer&lt;/span&gt;: Turgutlu'da futbol hayatına devam eden Sunay, bol gollü maçların öznesi konumunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Levent Yenigün&lt;/span&gt;: 30 Nisan 2005'teki Keçiörengücü - Arsin maçından beri kendisinden haber alınamıyor. Not: Kendisi, Keçiören kalecisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kubilay Aydın&lt;/span&gt;: Beş gol yediği Yenikırşehirspor maçıyla Küçükköy forması altında 2008 yılında futbola veda etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- O&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sman Çakır&lt;/span&gt;: Halen, Araklıspor formasıyla futbol oynamayı sürdürüyor. Spor Toto 3. Lig'de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Zaten Beşiktaş'ın Del Bosque zamanından beri düşüşte olan Ramazan Kurşunlu'yu listeye dahil etmedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not 2: Aynı zamanda Ankaraspor Dünya Kupası'na iki kaleci birden yollayarak ligimizde bir ilki başarmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, ben 2000 yılına kadar indiğimde "laneti gördüm". Bakalım bu lanet şu an Ankaragücü kalesini korumakta olan uzun sakatlık dönemi neticesiyle milli formayı da kaybetmiş Slovak oyuncu Senecky'i de vuracak mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekleyip görelim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-3592731667522750538?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/3592731667522750538/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/ankarann-laneti-7-kasm-2010-anadoludan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/3592731667522750538'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/3592731667522750538'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/ankarann-laneti-7-kasm-2010-anadoludan.html' title='Ankara&apos;nın Laneti | 7 Kasım 2010 Anadolu&apos;dan Futbol'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-6869330715673426421</id><published>2010-11-10T14:28:00.000-08:00</published><updated>2010-11-10T14:29:21.924-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><title type='text'>Taklacı Erhan | 3 Kasım 2010 Anadolu'dan Futbol</title><content type='html'>&lt;h3 class="post-title entry-title"&gt; &lt;/h3&gt; &lt;div class="post-header"&gt;  &lt;/div&gt; &lt;div class="post-body entry-content"&gt; &lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a&gt;&lt;img src="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash1/hs279.ash1/20673_463030125342_856100342_10938847_1885525_n.jpg" id="myphoto" width="249" height="254" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ankara'nın en gezgin kalecilerinden biri, soyadıyla müstesna, Erhan Kuşkapan. Ankaraspor, Bugsaş, Keçiören ve şimdi Pursaklarspor formasıyla başarılı performanslar gösteriyor... Ama onu farklı kılan sadece soyadı - mevki uyumu değil. Erhan taklacı bir kaleci.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takla atmaya üniversitede bir sınav için Ankaraspor idmanında başlar. Aykut Kocaman'ın eski bir jimnastikçi olmasından faydalanarak işin sırrını kapar. Sonra Bugsaşspor'a kiralanır ve yolları Aykut Hocayla ayrılır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir maçta auta giden topun ardından takla atar. Ankaralıların pek bir hoşuna gider, "Bir daha Erhan bir daha..." derken bu taklacılık alışkanlık olur Erhan'da ve maçlarda ne zaman kendisini rahatta hissetse takla atar. Erhan şimdi taklalarına Pursaklarspor'da devam ediyor, o ne zaman takla atsa takımı puan alıyor. Yani, takla puan getiriyor. Erhan sınavı geçti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bu esnada aklıma Souleymanou Hamidou geliyor, Erhan Kuşkapan'ın mevkidaşı Souleymanou da kale direklerine asılırdı evvel vakitler. Bir maçta auta gidiyormuş gibi olan bir topta da üst direğe asılıp sallanırken gol yemişti... Aman dikkat Kuşkapan, sen Souleymanou olma...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, Pursaklarspor'da başkan Erkan Özbey. Kendisini Gençlerbirliği'nden tanıyoruz. Üstelik, menajer - oyuncu kendisi. Futbolun başkan koltuklarında inşaatçılar değil futbolcular oturmalı. Bravo Erkan Özbey!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-6869330715673426421?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/6869330715673426421/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/taklac-erhan-3-kasm-2010-anadoludan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/6869330715673426421'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/6869330715673426421'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/taklac-erhan-3-kasm-2010-anadoludan.html' title='Taklacı Erhan | 3 Kasım 2010 Anadolu&apos;dan Futbol'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-7833209483270816568</id><published>2010-11-10T14:26:00.000-08:00</published><updated>2010-11-10T14:27:18.710-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><title type='text'>Muzun Hikmeti | 31 Ekim 2010 Anadolu'dan Futbol</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img src="http://cdn.sporx.com/img/3/2009/7308_9498_B_muz_9%5B1%5D.jpg" alt="Atamayan Djiehoua'ya okunmuş muz yedirdiler!" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf 3 Nisan 2009 tarihli. Gol atamayan Djiehoua'ya, Antalyaspor taraftarları "okunmuş muz" ikram ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat muzun pek bir hikmeti yokmuş, o sezon sadece iki gol daha atıyor Serge, birisi Kayserispor'a, diğeri Ankaragücü'ne... Bir sonraki sezon da sekiz gol atabiliyor sadece. Ki bunların beşi Türkiye Kupası'nda. Yani kelimenin tam anlamıyla "kupa beyi" oluyor Fildişi'li oyuncu... Bu sezon da şimdiye kadar sadece bir gol atabildi, o da Kayserispor'a...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hafta Galatasaray maçında sonradan oyuna girdi, çabaladı ancak gene gol bulamadı... Bir de, ilginç bir özelliği vardı bilhassa ilk zamanlarda (düzenli gol attığı dönemde) hangi maçta ne zaman gol atsa, maç o skorla bitiyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhtemelen yenildikleri maçlardan sonra çok kulağını çınlattı Antalyalılar ki, böyle bir cezayla karşı karşıyalar şu an...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-7833209483270816568?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/7833209483270816568/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/muzun-hikmeti-31-ekim-2010-anadoludan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/7833209483270816568'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/7833209483270816568'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/muzun-hikmeti-31-ekim-2010-anadoludan.html' title='Muzun Hikmeti | 31 Ekim 2010 Anadolu&apos;dan Futbol'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-2820681138731414941</id><published>2010-11-10T14:24:00.000-08:00</published><updated>2010-11-10T14:25:29.473-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><title type='text'>Türkiye Kupası 2010 - 2011 (Kim Kimdir?) | 29 Ekim 2010 Anadolu'dan Futbol</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="http://www.turkiyesporgazetesi.com/upload/resimler/FD8_ziraat-turkiye-kupasi-nda-3-hafta-maclari.jpg" src="http://www.turkiyesporgazetesi.com/upload/resimler/FD8_ziraat-turkiye-kupasi-nda-3-hafta-maclari.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;table style="text-align: left; margin-left: auto; margin-right: auto;" border="0" cellpadding="4" cellspacing="5"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr style="text-align: left;"&gt;&lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;(A) GRUBU&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/td&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;(B) GRUBU&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/td&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;(C) GRUBU&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/td&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;(D) GRUBU&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/td&gt; &lt;/tr&gt; &lt;tr style="text-align: left;"&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Galatasaray&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Trabzonspor&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Fenerbahçe&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Bursaspor&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;/tr&gt; &lt;tr style="text-align: left;"&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;G.Antepspor&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Konya Torku&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Bucaspor&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Kırıkhanspor&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;/tr&gt; &lt;tr style="text-align: left;"&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Antalyaspor&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Beşiktaş&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Ankaragücü&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;İstanbul BŞB&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;/tr&gt; &lt;tr style="text-align: left;"&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Denizlispor&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Manisaspor&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Gençlebirliği&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Kasımpaşa&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;/tr&gt; &lt;tr style="text-align: left;"&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Beypazarı&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;G.Antep BŞB&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Yeni Malatya&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Karşıyaka&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Süper Lig takımlarını pas geçiyorum, zaten onlar "Grup Başı" olarak ünlenip, sırf sıralamada üstte olamadıkları için sözde "eleme" maçı oynuyorlar. Tanışıyorsunuz onlarla... Diğerlerine gelelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;- A Grubu -&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Denizlispor&lt;/span&gt;: Geçen sene düştüğü Süper Lig'e geri yükselmek için hayli iddialı mücadeleler veren Denizlispor, elemelerde ilk maçta Anadolu Üsküdar 1908 Spor'u geri düştüğü maçta Murat Akyüz ve Ali Helvacı'nın golleriyle 2-1 yenerken; ikinci maçta Eskişehirspor'u Youla'nın ve Sezgin'in(KK) golleriyle gene aynı skorla geçti. Ligde ise sekiz maçta sadece iki beraberlik alan Denizli, fırtına gibi eserek liderliğini koruyor... 19 gol atmış olan takım, sadece 8 gol yedi. Yani, Denizlispor'a küme düşmek "yaradı" diyebiliriz... Tabii Süper Lig'e çıkınca tekrar o eski 'çantacı' Denizli olacaksa biz onları hep Bank Asya'da izleyelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5'er gollü Emin Aladağ ve Souleymane Youla, takımın en skorerleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Beypazarı Şekerspor&lt;/span&gt;: Spor Toto 2. Lig takımlarından Beypazarı, liginde namağlup. İkinci sırada ve dahası; +7 averajı var. Türkiye Kupası'nda da 3 kademe birden oynayan Beypazarı; ilk maçında 9 kişi kalan Balıkesirspor'u uzatmalarda attığı gollerle 2-0 yenerek 2. kademeyi turladı. İkinci maçında Çorumspor'u 15. dakikada Erhan Yıldırım'ın ayağından bulduğu golle 1-0 mağlup ederek adını play-off'a yazdıran Beypazarı, bu turda da Kardemir Karabük gibi formda bir ekip karşısında - ve kendisinden iki lig üstte - önce 90. dakikada skoru eşitleyip maçı uzatmalara götürdü, sonra da penaltılarla 5-4 yendi. Mete Işık'ın öğrencileri, şimdiden kendileri için çok kıymetli paraları kasaya doldurdular... Bakalım onlar için zor olabilecek bir grupta, zoru başarabilecekler mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;- B Grubu - &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Konya Torku&lt;/span&gt;: Türkiye Kupası'nın bir diğer lider takımlarından Konya Torku, veya Konya Şekerspor, buraya kadar iki İzmir ekibini mağlup ederek ve Erciyesspor'u yenerek geldi. İlk kademede karşılaştığı Altay'ı normal süresi 1-1 biten maçta uzatmalarda attığı 2 golle yenerken, 2-0 öne geçtiği Göztepe maçında kırmızı kart görerek on kişi kalmasının akabinde 2-2'ye getirilen maçta bir de uzatmalarda 4-3 geri düşmesine karşın 4-4'e getiren; üstelik penaltılarla da 4-2 galibiyeti kazanarak adını play-off'a yazdırdı. Play-Off'taysa Erciyesspor karşısında 1-0 geri düşmesine karşın normal sürede attığı 3 golle net bir galibiyet kazanan Konya Torku B grubunda bakalım ne yapacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gaziantep BŞB&lt;/span&gt;: İlk turunda 1-0 geri düştüğü Adanaspor maçında kırmızı kart da görmesine karşın önce skoru eşitleyen, uzatmalarda attığı golle play-off'a yükselen Gaziantep şehrinin ikinci takımı, baştan sona üstün götürdüğü Samsun mücadelesinde Abdullah Halman'ın attığı iki golle 2-0 gibi net bir galibiyet alarak gruplara kalmayı başardı. Bank Asya 1. Lig'in orta sıra takımlarından Gaziantep Belediye, bu sezona da farklı başlamamıştı. Şimdiye kadarki 9 maçta 4 galibiyet - 3 beraberlik alan belediye ekibinin dikkat çeken bir yönü; bol gollü biten maçları. Beşinci sırada olması da cabası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;- C Grubu - &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yeni Malatyaspor&lt;/span&gt;: Bu çok ilginç bir takım. Oynadığı ligde (TFF 2. Lig) çok da üst düzey bir görüntü içinde değil: 9 maçta 3 galibiyet ve 1 beraberlik... Buna karşın Türkiye Kupası'nda ilk turda Diyarbakırspor'un kendi kalesine attığı golle rakibini geçti. İkinci maçta Siirtspor'un kırmızı kart görmesiyle 2-0 galibiyet aldı. O maçta 2. golü atan Muzaffer, play-off'ta Hacettepe karşısında normal süresi 0-0 biten maçta uzatmalarda iki gol birden atıp galibiyetin mimarı oldu... Grubunun kapalı kutularından birisi, ne yapar ne eder hiç belli değil... Ve Türkiye Kupası'nın en şanslı takımlarından birisi söz konusuysa, tek söyleyebileceğim: "Neden gruptan çıkamasın?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;- D Grubu -&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kırıkhanspor&lt;/span&gt;: TFF 3. Lig takımı Kırıkhan da, üç eleme birden oynayan takımlardan. İlk turda kırmızı kart gören rakibi Kocaelispor'u 2-1, ikinci turda 1-1 biten Adana Demirspor maçında penaltılarla 5-4 yenen Kırıkhan play-off'ta da Bandırmaspor'u penaltılarla aynı skorla mağlup etti. Ligindeki durumu ise 8 maçta 3 galibiyet ve 2 beraberlikten ibaret... Attığı gol sayısıyla yediği gol sayısı birbirine eşit olan Kırıkhan'ın şansı alt liglerden Türkiye Kupası'na yükselen rakiplerinden birazcık daha fazla. Kasımpaşa maçından alabilecekleri üç puan, grupta dengeleri alt üst edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Karşıyaka&lt;/span&gt;: Bank Asya'nın play off mağduru takımlarından Karşıyaka liginde pek de istediği gibi başlayamamanın acısını Türkiye Kupası'ndan çıkarıyor gibi... İkinci turdan başlayan Karşıyaka, Kartalspor'u uzatmalarda 2-2 biten maçta penaltılarla 4-2 yendi. Ardından play-off'ta Süper Lig'in güçlü takımlarından Kayserispor'u oyuna sonradan giren oyuncularının attığı 3 golle 3-2 mağlup ederek gruplara kaldı. Karşıyaka, ligin başında Adanaspor'un hocası Kemal Kılıç'ı ayarttığı suçlamasıyla karşı karşıya kalmıştı. Ardından bu teknik direktörle çıktığı altı maçta 4 beraberlik ve 1 galibiyet aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;İlginç Şeyler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Türkiye Kupası elemelerinde elenen Süper Lig takımları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konyaspor, Kardemir Karabükspor, Kayserispor, Eskişehirspor, Sivasspor play-off turlarında elenen takımlar oldu. Bir bakıma iyi oldu, alt liglerden gelen takımlara yer açıldı, onların da bu parada hakkı olduğunu savunan birisi olarak hiç üzülmedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Talihsiz Şehirler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adana'nın, Kocaeli'nin ve Balıkesir'in iki takımı da elemelerde elendi. İzmir'in iki, Ankara'nın üç kulübu Türkiye Kupası'na veda etti. Türkiye Kupası'nın dikkat çeken takımlarından &lt;a href="http://anadoludanfutbol.blogspot.com/2010/01/tokatsporun-turkiye-kupas-maceras.html"&gt;Tokatspor&lt;/a&gt; bu sezon elemelerde elendi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Çekirge&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süper Lig'de destansı bir iyileşme gösteren Manisaspor; Türkiye Kupası'nda, ligde yendiği takımlarla eşleşti. 3-1 yendiği Trabzonspor ve 3-2'yle geçtiği Beşiktaş'la aynı gruba düşen Manisaspor'da Hikmet Karaman'ın oyunu bozulacak mı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-2820681138731414941?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/2820681138731414941/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/turkiye-kupas-2010-2011-kim-kimdir-29.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2820681138731414941'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2820681138731414941'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/turkiye-kupas-2010-2011-kim-kimdir-29.html' title='Türkiye Kupası 2010 - 2011 (Kim Kimdir?) | 29 Ekim 2010 Anadolu&apos;dan Futbol'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-4963359026147074261</id><published>2010-11-10T14:22:00.000-08:00</published><updated>2010-11-10T14:23:25.536-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><title type='text'>3G'de Boğulan Spor | 28 Ekim 2010 Anadolu'dan Futbol</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="http://www.turkspor.net/images/news/melih_ahmet_gokcek.jpg" src="http://www.turkspor.net/images/news/melih_ahmet_gokcek.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Gençlik güzel şey... Genç olmak. Sıfatının "genç" olarak bellenmesi çok müthiş bir his uyandırır. Ankaragücü, "genç" bir başkana sahip. Bu birinci G. Şahsın soyadı Gökçek, etti mi iki? Bu bileşime "gaflet" tamlamasını katarsak 3G teknolojisini başkente taşır mıyız? Taşırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Melih Gökçek'in sporla dansı, ilk değil. Yıllar evvelinde Hacettepe gibi güzide bir kulübü kapatıp belediyenin isimsiz izansız kulüplerinden birine devretmiş, kendisinin tanımıyla iki kulübü birleştirmişti. Sonrasında Ankaraspor adını alan bu kulüp, geçtiğimiz yıl baba - oğul Gökçeklerin yaptığı usülsüz başkanlık seçimi ve adaletsiz yarış nedeniyle küme düşürülmüş bu yıl da tüm lisansları iptal edilerek futbol sahnesinden silinmişti. Aynı oyunu bu yıl Bugsaş'ta başlatan Melih Gökçek, hedefinin Türkiye Futbol Federasyonu başkanlığı olduğunda diretiyor. Önceki hedefiyse, Ankaragücü başkanlığıydı... İronik bir şekilde, 100. yılda, kulübün başına oğlunu getiren belediye başkanı Melih Gökçek, emektarı Ankaraspor'dan 20'yi aşkın usülsüz transfer yapmıştı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elini verenin kolunu kurtaramadığı başkent kulüplerinden zar zor kaçabilen Ömer Barış Aysan da, Ankaragücü ile sözleşme imzalamaya zorlandığını ifade edip şehri terk etmişti. Ancak Ankaraspor öldü, Barış Aysan gollerine devam ediyor. Masallardaki gibi oldu: İyiler kazandı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkente dönelim, Ankaragücü'nün başına oğlunu getirtmişti Melih Gökçek... Bu aşamada devreye, Ahmet Gökçek'i sokalım. Kimdir Ahmet Gökçek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir trafik kavgasında bagajındaki samuray kılıcıyla hasmını deşen bir sürücü? Usülsüzlükleri ayyuka çıkan bir işveren? "Kardeş kulübü" Berlin Ankaraspor'u batıran bir başkan? Belki hepsi, belki hiçbiri. Nereden baktığınıza bağlı olarak değişir. Eğer Ahmet Bey'in penceresinden bakarsak o sadece "babasının oğlu", dışarıdan bakarsak bu fiyaskolarına istinaden, Ankaragücü'nü 100. yılda devralan "genç" başkan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkan olduktan sonraki icraatlarından sadece üçünü söylemek kafi sanırım: Nijeryalı başarılı orta saha oyuncusu Geremi'yi oyuncuyu kandırarak kulübü Newcastle'dan habersiz Ankara'ya getirtmek, basın karşısında fotoğraf çektirtmek ancak iki gün sonra Newcastle'dan "Böyle bir olay bilgimiz haricinde gerçekleşmiştir" deklaresini bir tokat misali yüzüne yemek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiliz forvet Darius Vassell'i, sırf eski başkan Cengiz Topel getirdi diye Ankara'dan soğutup şehirden kaçırtmak için ellerinden geleni ardına koymayan şark kurnazı bir yönetim imajı çizmek. Gecenin bir yarısı otelinden kovdurtulan Dairus Vassell'in elindeki Atatürk portresiyle birlikte kendi parasını vererek başka bir otele yerleşmesi, İngiliz gazetelerinin nezdinde Türkiye'yi bir hayli düşürmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski yönetimin anlaştığı Hikmet Karaman da az çekmedi Gökçek'ten. Futbolculara hocayı kırdıran bir yönetim, Hikmet Karaman'ın tüm emeklerine küfredercesine apar topar yollattı başkentten bu kıymetli çalıştırıcıya... Futbolcularla hocalarını yüz yüze getirtmek için idman saatlerini değiştirmekten, kadro dışı bırakmaya kadar her türlü yola başvuran Ahmet Gökçek, Hikmet Karaman'ın bir sene sonra Manisaspor'la anlaşması aşamasında da olumsuz girişimlerde bulunsa da başarılı olamadı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu keşmekeşte sporcu sıfatlı işçilerin bir köle gibi her şeyden habersizce çıkıp topunu oynadığını düşünmek zor. Bilhassa belediyelerin elindeki kulüplerin futbolcularına mesleki iş imkanı bile sağladığı düşünülürse, Hikmet Karaman'ın karşısında dikilen oyunculara iyimser yaklaşamıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve korkakların her gün ölmesi gibi, o dönemde Hikmet Karaman karşısında padişahlık taslayan oyuncuların bugün birer birer kadrodışı kaldığı Ankaragücü'nde Ahmet Gökçek'in seçildiği kongrenin usülsüzlük nedeniyle iptaline karar verilmesi geç gelen bir adalet olarak yorumlanmalı... Ve derhal "devrik başkan" Cengiz Topel Yıldırım'a onuru teslim edilmeli. Yani biricik sevgilisi Ankaragücü'sü...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-4963359026147074261?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/4963359026147074261/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/3gde-bogulan-spor-28-ekim-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/4963359026147074261'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/4963359026147074261'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/3gde-bogulan-spor-28-ekim-2010.html' title='3G&apos;de Boğulan Spor | 28 Ekim 2010 Anadolu&apos;dan Futbol'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-8450522039522703031</id><published>2010-11-10T14:18:00.000-08:00</published><updated>2010-11-10T14:19:28.738-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><title type='text'>Şer'as | 9 Kasım 2010 Spor Vitrini</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Sene 2008 - 2009... Yeni başlatılan Fair Play Ligi uygulamasına göre, birinci bitiren takım 500.000 dolar alıyordu. İkinci 300, üçüncü 400... Sezonun son haftası... Gençlerbirliği Fair Play Ligi'nde lider. Yüzler gülüyor. Son maç, Kayserispor karşısında Mehmet Polat rakibine dirsek atıp kırmızı kart görüyor ve Gençlerbirliği, 4. sıraya iniyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mehmet takımdan kovuluyor...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sene 2009 - 2010. Aynı portre... Son maçta Fair Play Ligi'nde lider Gençlerbirliği, dakikalar 90+2... Kerem Şeras, topsuz alanda rakibinin boğazına sarılıp kırmızı kart görüyor ve oyun dışı kalarak takımını Fair Play Ligi'nde ikinci sıraya itiyor... Bir rivayete göre, kendisiyle hala sözleşme imzalamadıkları gerekçesiyle Kerem'in İlhan Cavcav'a attığı bir kazıktır bu... Bilemem... Tek bildiğim, Mehmet Polat'la aynı akıbete uğradı, Antalya'ya "sürüldü".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kerem Şeras, Gençlerbirliği alt yapısı çıkışlı. Profesyonelliğe kardeş Hacettepe'de adım attığı sene 2002... Sonra Gençlerbirliği'ne dönüş, bir senelik Hacettepe sürgünü de dahil olmak üzere 6 sene oynayış... Üç aylığına giydiği "geçici" Ankaragücü forması akabinde yuvaya dönüş ve başta anlattığım olay netticesiyle de Antalyaspor'a transfer oluş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kısaca kariyeri böyle...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, soyadıyla müstesna futbolun şerri Keram Şeras'ın ilginç diğer yönleri neler? Son iki yılda hiç golü yok mesela. Ve ondan önce de sadece Beşiktaş ve Galatasaray'a attığı iki gol ve seri penaltı atışlarında Kayseri ağlarına yolladığı bir Türkiye Kupası finali golü var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondan da tam 3 yıl önce Hacettepe formasıyla Lig B'de attığı üç gol var... Ve bir önceki sezon da PAF'ta attığı sekiz gol...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu sezon?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Birisi eski takımına, birisi de zirve mücadelesinin dişli ekibi Bursaspor'a olmak üzre dört gol birden attı Kerem Şeras.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok da ilginçtir esasen, aşırı faullü ve "kasap" havasıyla oynamasına karşın şimdiye kadar gördüğü kırmızı kart sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Sarı kart da keza. İki maç cezalandığı vaki değildir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Kimi suçlayacağız peki?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlhan Cavcav'a alkış tutacak mıyız mesela, "Helal olsun" diyecek miyiz? O para gitmeseydi ve o kart gene görülseydi Kerem hala oynuyor olmaz mıydı Gençlerbirliği'nde? Üstelik bir Ankara takımında 6 numarayı giyiyordu Kerem. Bir nevi onore ediliyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya bu adama prim verenler? Rağbet edenler? Tamam, kimseyi kaybetmeyelim tabii ki ben şahsen en ağır hapis cezası çekmiş olan insanların bile topluma kazandırılmasından yanayım, ama forma giyiyor diye bu adamı suçlayamayız. Mehmet Özdilek mesela, yavaş yavaş işliyor bence Şeras'ı. Tabii ki bir teknik direktör olarak işine gelen şekilde işleyecek: Öncelik puan/puanlar. Kerem'in gol attığı maçlardan 3 galibiyet ve 1 beraberlik kopardı Antalyaspor... Yani, kralın istediği oldu; ki çoğu otoritenin tersine bendeniz kralların teknik direktör rütbesiyle futbola teşrif ettiğine inanırım, başkan olarak değil...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Şifo'dan bir dileğim var, bizi dinlemez muhtemelen, gol atan bu adam gerekirse gol atmasın. Ama lütfen, Kerem şerliğin as'ı olmasın. Hani diyorum ki, empati yapsak? İsviçre maçında rakib futbolcuya koridorda tekme attıktan sonra yaşadığınız ve yaşattığınız vicdan azaplarını bu adam her hafta yaşasa... Herkes kazanmaz mı o zaman, yoksa Antalya'nın kazanması vicdanların kazanmasından çok daha önemli midir acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Not:&lt;/strong&gt; Ali Tandoğan'ın yaşadığı sakatlık çok elim, onu da gönlümüzün vitrinine koyduk not düşelim dedik. Bursaspor'da yaşadığı istikrarlı güzel futboluna bir an evvel devam etmesi dileğimle geçmiş olsun diyorum...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-8450522039522703031?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/8450522039522703031/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/seras-9-kasm-2010-spor-vitrini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8450522039522703031'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8450522039522703031'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/seras-9-kasm-2010-spor-vitrini.html' title='Şer&apos;as | 9 Kasım 2010 Spor Vitrini'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-6464967622798795879</id><published>2010-11-10T14:17:00.000-08:00</published><updated>2010-11-10T14:18:13.805-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><title type='text'>Kaybolan Yıllar | 2 Kasım 2010 Spor Vitrini</title><content type='html'>&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;Bayer Leverkusen alt yapısından çıkan ‘genç’ bir oyuncudan bahsetmek farz oldu... O’nun hikayesi, yaşıtlarından 'biraz' farklı. Geç kalmış bir yanardağ o, geç kalması ülke futbolunun hayrına oldu gerçi...&lt;br /&gt;Bayer Leverkusen'de ikinci takımda as oynamaya başladığında yaşı 17'dir. 17 yaşında genç bir delikanlı... Ki bunun bir yıl evvelinde milli takıma seçilmiştir, hatta ve hatta ilk çıktığı maçta gollerini atmıştır. O sezon 8 maçta milli formayı giyer, iki gol ilk maçta iki gol de son maçta atar. Bunlar neticesiyle de Leverkusen'de ikinci takıma yükselmiştir belki, bilemeyiz.&lt;br /&gt;Almanya'daki futbol hayatını sürdüredursun, Türkiye de takiptedir. 2004-2005 sezonunda üç Milli maçta ısınır. Üç gol atar, üçü de Çek'leredir. Ancak bunlar sadece güzel günlerin - ve tüm güzelliklerin sonunda geldiği üzre kötü günlerin - habercisidir. Ve bu sezonun ertesinde Bayer Leverkusen as takımına seçilir. Ve doruk noktasına çıkar...&lt;br /&gt;18 milli maçta 15 gol atarak - benim bildiğim kadarıyla - ilk defa böyle bir başarıya sahip olan bir oyuncu olur. Ki bu gollerin dokuz tanesini Avrupa Şampiyonası'nda atar ve şampiyonlukta büyük pay sahibi olur dahası o turnuvanın ardından Dünya Kupası elemelerinde de dört gol atar... Ayrıca Tevfik, A milli takımda forma giymediği halde tüm kategorilerde (U-20 hariç) gol attı. Bu da enteresan bir durum...&lt;br /&gt;Suskunluğunun başladığı yıl hemen peşindedir; On milli maçta sadece üç gol! Neticesinde, Türkiye yolları görünür. Kiralık olarak Ankaraspor'a gelmiştir... ikisi Milli olmak üzere 21 maçta oynar. İnişli çıkışlı bir sezon geçirir. Ankaraspor'da tutunamaz oysa PAF liginde çıktığı 8 maçta, 8 gol atmıştır. Süper Lig'deki ilk golünüyse Kasımpaşa ağlarına göndermesine rağmen devamlılık arz etmez performansı. Beğenilmediği gerekçesiyle gönderilecekken ülkede kalır. Ancak adresi farklıdır.&lt;br /&gt;Kayserispor bir ışık görmüş olacak ki, alıverir ‘genç’ oyuncuyu. dört kez milli formayı giyer, 9 kez de Kayseri formasını... Milli takımda beş gol atmışken, Kayserispor'la sadece Türkiye Kupası'nda İskenderun Demir Çelik karşısında ağları havalandırır. Ankaraspor'daki kaderini gene yaşar, tam ülkeden gidecekken bu kez farklı bir coğrafyadan teklif alır: İstanbul'dan.&lt;br /&gt;Avrupa Şampiyonası'nda gol kralı olup kupa kaldırdığı sezonki hocası bu kez onu kurtarır. Abdullah Avcı'nın İBB'sinde milli takım da dahil olmak üzere 31 maça çıkar, sadece sekiz gol atar ama zincir kırılmıştır, bu kez kovulmaz. Ona güvenen hocasını mahçup edecek midir?&lt;br /&gt;Bu sezon ligde on maçta da forma giyen Tevfik Köse, son iki haftadır gol atıyor, takımını kurtarıyor. Yani bir yerde, vefa borcunu ödüyor. Bakalım artık beklenen patlamayı yapıp, kaybolan yıllarına gol atacak mı 1988 doğumlu ‘genç’ forvet?&lt;br /&gt;Baştaki ‘hayır’ mevzusunu da açalım. Eğer ki Tevfik hak ettiği çıkışı yapsaydı, şu an onu Olimpiyat Stadı'nda değil muhtemelen Real Madrid'de, Alman milli oyuncusu olarak izliyor olurduk...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-6464967622798795879?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/6464967622798795879/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/kaybolan-yllar-2-kasm-2010-spor-vitrini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/6464967622798795879'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/6464967622798795879'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/kaybolan-yllar-2-kasm-2010-spor-vitrini.html' title='Kaybolan Yıllar | 2 Kasım 2010 Spor Vitrini'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-2161182684651214691</id><published>2010-11-10T14:15:00.000-08:00</published><updated>2010-11-10T14:16:09.366-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><title type='text'>Talihsiz Savaşçı | 26 Ekim 2010</title><content type='html'>&lt;span style="font-size: small;"&gt;Kayseri doğumlu defans oyuncusu İbrahim Öztürk ilk olarak Lig B Klasman'da Erciyesspor formasıyla kadraja girer Edirne sınırlarında. Onun oynadığı 25 lig maçında sadece 3 mağlubiyet alır Erciyes... Sene 2002'dir, geç parlar biraz 1981 doğumlu oyuncu...&lt;/span&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt; Bir sonraki sezon 3. ligde Karamanspor formasıyla beliriverir... 16 maçta 2 mağlubiyet tadan İbrahim'i bir sonraki sezon bir süpriz bekler; dakikalar 68'i gösterirken, deplasman maçında bir kafa golüyle Osmaniye ağlarını havalandırır... Lig B Klasman'da bir ilki yaşar, kariyerinin de ilk golüdür... İstatistik olarak takımın kötü bir sezon geçirdiği aşikarken İbrahim üç gol atar 25 maçta... Ve sadece sekiz galibiyet görür İbrahim... Yanlış zamanda yanlış takımdadır. Karaman, üst klasmanları kaldıramayacağını göstermiştir... &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; color: red;"&gt;Savaşın ön saflarında&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana; color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;Takım gider, İbrahim kalır. Adresi Kırıkkale’dir, MKE Kırıkkalespor ile Türkiye Kupası, Lig B Klasman ve Lig B kategorilerinde tam 31 maça çıkar. 10 mağlubiyet tattığı sezonda beş gol atmıştır. Çok ilginç bir sezondur; deplasmanda Darıca Gençlerbirliği maçında kendi ağlarını havalandıran İbrahim, Kırıkkale'deki maçta da Darıca ağlarına bir gol bırakır... Keza Kırıkkale'de Kırşehir karşısında kendi ağlarına bir gol atan İbrahim, deplasmanda da bir kafa golü rakip takıma atarak adaleti sağlar. Kendi kalesine de gol atmadığı tek rakibi sonradan Süper Lig'e çıkacak olan Eskişehirspor'dur... Takımını 1-0 öne geçiren İbrahim, İshak Topçu'nun üç golünü engelleyemez ve netice ağır bir yenilgi olur...&lt;br /&gt;O sezonun tek ilginçliği de bu değil üstelik... Doğduğu yer ve doyduğu yerin savaşında ön safhadadır İbrahim Öztürk. Türkiye Kupası 2. kademe maçında o sezon gol kralı olacak olan Gökhan Ünal'dan 87. dakikada gol yiyen Kırıkkale kupaya veda ederken, İbrahim neler hissetmiştir acaba?&lt;br /&gt;İstikamet "Büyük Altay"dır, talihsizlikler peşini bırakmaz; gene adresi şaşırır. Üstelik İzmir Derbisi'nde, Karşıyaka karşısında. İki hafta sonra da Gaziantep Belediye maçında kendi kalesine nişanlar golünü... Sezonu 27 maçta 3 golle kapatır... Bir sonraki sezon gene Altay'ın değişmezidir. 23 maçta 2 gol atar İbrahim, ikisi de "normal" gollerdir. Dramatik bir senedir, ilk göz ağrısı Kayseri Erciyes'i iki maçta da mağlup eden Altay'ın defansında yer alır... Bir önceki sezon attığı penaltı golünü, gene tekrarlar. Bir de kafa golü atar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ve parlama zamanı;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;Bursaspor'a transfer olur. Vardır bir bildikleri, "bir bilenler"in... 33 maçta forma giyer İbrahim ve 7 mağlubiyet görür sadece. Takımının 3-1 yenildiği Türkiye Kupası maçında Fenerbahçe'ye, 2-1 yenildiği lig maçında ise Galatasaray'a gol atar... Şanssızlığı evrim geçirmiş, kendi kalesine gol atma huyu bu kez kazandıramayan savaşçılığa dönüşmüştür... Ancak bir yerde kırılır bu şanssızlık. Şampiyonluk gelir!&lt;br /&gt;2009 - 2010 şampiyonu Bursaspor'da 24 maçta forma giyer. 3 mağlubiyet tadar... Gol ise, İbrahim'e uzaktır. Sadece defansa odaklı oynar ve netice güzeldir. Şampiyonluğu tadar ve bir sonraki sezonda, yani bu sezonda, 7. maçında ilk golünü attı bu hafta... 5-1'le geçtikleri "kardeş" Ankaragücü'nde perdeyi açan performansı sergiledi... Altıncı dakikada altı plakalı ilin takımından yedikleri gole, şanına yakışır şekilde 16. dakikada gol atan İbrahim bununla yetinmeyip defansta da insan üstü bir çaba göstererek oyunun geriden hazırlanmasında büyük pay sahibi oldu ve sonuç inanılmaz bir skor... 5-1...&lt;br /&gt;Çoğu futbol otoriteleri kabul eder ki, takım halinde defans ve takım halinde hücum esasen en makbul olanıdır. İbrahim Öztürk gibi savaşçılarınız varsa, arkanıza yaslanıp galibiyet şarabını yudumlarsınız... Bazen şanssızlıkları tutsa da. (!)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-2161182684651214691?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/2161182684651214691/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/talihsiz-savasc-26-ekim-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2161182684651214691'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2161182684651214691'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/talihsiz-savasc-26-ekim-2010.html' title='Talihsiz Savaşçı | 26 Ekim 2010'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-3216953845864572984</id><published>2010-11-10T14:00:00.000-08:00</published><updated>2010-11-10T14:14:03.682-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><title type='text'>Batu-Gol | 18 Ekim 2010 Spor Vitrini</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Arjantinlilerin Batistuta'sı (Batigol) varsa, bizim de Batugol'ümüz var! Batuhan!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2005-2006 yılında Beşiktaş altyapısından çağrıldığı özel milli maç ile resmen Türkiye futbol dünyasına girer Batuhan. İrlanda maçlarının ikisinde de oynar... Sonraki sezon da dörder Romanya ve Ukrayna, ikişer Fransa; Belçika; Slovakya; Makedonya maçlarında oynar. 15 gol atar! 5'er gol Makedonya ve Slovakya'ya, 3 gol Ukrayna'ya, birer tane de Romanya ve Belçika'ya gol atar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2007-2008 sezonu ise ciddi patlama yapar Batuhan. Önce Avrupa Şampiyonası Grup Elemelerinde milli formayı giyer. 6 maçta iki gol atar. PAF liginde ilk çıktığı Konyaspor maçında dört gol atar ve A milli takıma seçilir. İlk maçında (Kasımpaşa) değil ama ikinci maçında Gaziantep'e gol atar ve maç 1-0 Beşiktaş'ın galibiyetiyle biter; Batugol tekrar PAF'a yollanır. Yanlış takıma gol atmıştır... Muhtemelen Batuhan'ın Antep'e attığı golden sonra PAF'a yollanması, bir sonraki sezonki Beşiktaş-Antep transfer hattının ilk adımıdır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizlispor'a gol attıktan sonra PAF derbisinde Galatasaray'ı 4-3 yenen kara kartalların bir golü Batuhan'ındır. Lüksemburg maçında milli takımın attığı üç golün ikisi Batuhan'ındır... Ve PAF liginde çıktığı iki maçta da gol attıktan sonra kaybedeni silen futbol camiamızın önüne Ertuğrul Sağlam'ın son kurbanı olaran Fenerbahçe - Beşiktaş derbisinde sahaya sürülür... Son sekiz dakika... Üçüncü dakikada öne geçmiş bir takım üstünlüğü koruyamadı diye, "alemci" sıfatıyla tekrar PAF'a yollanır Batuhan... Çıktığı ilk maçta da gene gol atar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-1 Fransa'ya yenilen milli takımın tek golü O'ndandır. Ve hatta rövanştaki 2 golden biri de Batuhan'ındır. Totalde 3-2 galiptir milli takım... Romanya'ya üç gol, İtalya'ya da bir gol atıp gol manasında sezonu tamamlar Batuhan... Ama Batuhan'ın üzerindeki oyunlar hiç bitmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce, 1-0 mağlup durumdayken Kayserispor maçında oyuna alınır; maç 2-0 biter. 1-0 mağlup durumdaki Türkiye Kupası maçında Rizespor karşısında son iki dakika sahaya sürülür... 1-1 giden İBB maçında oyuna girdiği dakika (84) rakip takım bir gol atar; maç sonucu 2-1'dir. Ve final: 1-1'e zar zor getirilmiş maçta, Fenerbahçe derbisinde, golü yedikten iki dakika sonra Batuhan oyuna sürülür... Ve 2-1 biter maç...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pardon, asıl final değil... Bir futbolcu nasıl tüketilir? "Kolay lokma" görülen rakibe karşı 1-0 gerideyken oyuna sokulup mağlubiyetin mimarı işaret edilirken. Turkcell Süper Lig'deki son maçında, Hacettepe'ye 1-0 yenilir Batuhan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertuğrul Sağlam'ın tiyatrosunun farkında mısınız? Gencecik bir çocuğu ikisi derbide olmak üzere defalarca mağlubiyette sahaya, ateşli taraftarın önüne yem olarak sunuyor... Ve sonra, kendisi aziz; özel hayatıyla, cemaat yaşantısıyla ender rastlanan bir müstesnai kişilik, Batuhansa alemci!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En iyi cevabı Batugol verir ve bir sonraki sezon çıktığı iki PAF maçında 4 gol atar ki bunların üçü bir önceki sezon rezil rüsva edildiği Fenerbahçe'yedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa şampiyonası elemesinde Ermenistan'a 2 gol atar, PAF ligindeki Fenerbahçe maçı son'dur. Eskişehirspor'a transfer olur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri Türkiye Kupası olmak üzere 15 maça çıkar, kaderin cilvesi; gene ilk golünü Gaziantep'e atar... Ancak bu kez PAF takıma yollanmaz, oynatılır; Sağlam'lı Beşiktaş'ın aksine! Ve İBB'ye ve Antalya'ya iki, Fenerbahçe; Hacettepe ve Konyaspor'a bir gol atıp sezonu noktalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dobradır Batuhan... Belki gençliğinin verdiği hareketlilikle, belki kişiliğinin bir eseriyle; hocalarına karşı da takım arkadaşlarına karşı da bir şovalyedir. Geri çağrılıp da Beşiktaş'ta A2 liginde oynatılmaya isyan etmesi basında "isyankar Batuhan" olarak yer bulurken o sadece herkesin bildiği bir şeyi söyler Mustafa Denizli'ye; "Ben bir gün döneceğim ama sen olmayacaksın hocam."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şekilde kendisinin son dakikada gol atmasına karşın 2-1 kaybedilmiş olan Fenerbahçe maçından sonra da Rıza Çalımbay hakkında "Hocada panik gördüm, rahat olmasını söyledim" diyerek dikkatleri üzerine çekmiştir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasılı kelam, Batugol pas tutar. İki grup elemesinde ay yıldızlı formayı geçirir sırtına, 7 A2 maçında bir de... Koca sezonda sadece 4 gol atar ve bu buhran ortamını terk eder. Eskişehirspor'a döner... Başka takıma gitmez üstelik, sırf EsEs'e gitmek için... Sonra?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrası gene kriz. 5 maçta bir gol atan vasat Eskişehirspor'da diken üstündeyken Bülent Uygun'un gelmesiyle bir kabuk değişimine uğrar. Daha önceden 1-1'lik Sivasspor maçında son dakikada golü atan Adem Sarı'ya asist yapmışken, galibiyetsiz Eskişehirspor'un ilacı olur, 26 numarayı sırtına geçirdiği sezonda ilk galibiyetin mimarı olması da güzel bir nokta olur. Dilerim, bu nokta cümlenin sonuna konmamıştır; yeni cümlenin büyük harfle başlaması için konulan bir işarettir ve Eskişehir gibi güzide bir kulüple, Batuhan gibi nev-i şahsına münhasır kabiliyetli bir oyuncunun buluşmasından güzel goller doğar... Eh, Batugol gol attıkça Emenike'yi milli yapıp milli forma vermeyi planlayanlar biraz olsun utanacak mı acaba? Hiç sanmam!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-3216953845864572984?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/3216953845864572984/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/batu-gol-18-ekim-2010-spor-vitrini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/3216953845864572984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/3216953845864572984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/batu-gol-18-ekim-2010-spor-vitrini.html' title='Batu-Gol | 18 Ekim 2010 Spor Vitrini'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-789859491024971033</id><published>2010-11-10T13:58:00.000-08:00</published><updated>2010-11-10T13:59:50.217-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><title type='text'>Ne Sağcı Ne Solcu, Oğlumuz Futbolcu | 10 Kasım 2010 BirGün Gazetesi</title><content type='html'>&lt;img id="myphoto" src="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash2/hs488.ash2/76163_460015433949_90523243949_5407831_834401_n.jpg" style="" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-789859491024971033?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/789859491024971033/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/ne-sagc-ne-solcu-oglumuz-futbolcu-10.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/789859491024971033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/789859491024971033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/ne-sagc-ne-solcu-oglumuz-futbolcu-10.html' title='Ne Sağcı Ne Solcu, Oğlumuz Futbolcu | 10 Kasım 2010 BirGün Gazetesi'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-8584363006281845805</id><published>2010-11-10T13:55:00.000-08:00</published><updated>2010-11-10T13:58:34.089-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><title type='text'>Sadece Bir Deli! | 27 Ekim 2010 BirGün Gazetesi</title><content type='html'>&lt;img src="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash2/hs449.ash2/72228_453544908949_90523243949_5295129_6132811_n.jpg" id="myphoto" width="720" height="399" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-8584363006281845805?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/8584363006281845805/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/sadece-bir-deli-27-ekim-2010-birgun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8584363006281845805'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8584363006281845805'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/sadece-bir-deli-27-ekim-2010-birgun.html' title='Sadece Bir Deli! | 27 Ekim 2010 BirGün Gazetesi'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-3252665000392580723</id><published>2010-11-10T13:54:00.000-08:00</published><updated>2010-11-10T13:55:05.943-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><title type='text'>Ahir Zaman Pusulası | Kasım 2010 Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi</title><content type='html'>&lt;p style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/kulun-gulleri-alpi/"&gt;&lt;strong&gt;1.Bölüm: Külün Gülleri / Aralık’09 Seçkisi&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/metalist-alpi/"&gt;&lt;strong&gt;2.Bölüm: Metalist/ Ekim’10 Seçkisi&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;hr size="1"&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Sessiz koridorlarda tıkırtı git gide daha yüksek çıkmaya başlamıştı. Önce ikili bir ses halindeydi -tık tıkkk- sonra üçlenmiş, dörtlenmiş ve iyice baskın hale gelmişti. İzbe, yıkık dökük duvarların çevrelediği koridorda bir adam yanıp sönen floransın altında belirdi. Bir elindeki bastonu gibi kullandığı kılıcı duvara sürtüyordu; bazen kaldırıp indiriyor, bazen de bu işlemi birkaç kez peş peşe yapıyordu ki tıkırtıların sebebi de o kılıcın duvarla sürtünmesiydi…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Diğer elinde sımsıkı bir kitap ve bir heybe tutuyordu. Terlemiş gibiydi, bir yandan dudaklarını usulca kıpırdatarak bir şeyler mırıldanıyordu ve sonra durup -tüm vücuduyla durup- dudaklarını yalıyor, soluklanıyor ve devam ediyordu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Tık tık tıkkkkkkkkkkkırt tık tıkkıııııırrrrrrrrrrrt&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Koridorun sonuna kadar ağır aksak gittikten sonra, diğer duvara döndü ve aynı şekilde mırıltıyla ve kılıcı sürterek yoluna devam etti.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Tık tık tık tık tıkkıııııırrt tık tıkkıııııııırtttt&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ümidini kaybetmek üzere olduğu besbelliydi, her kılıç temasının nihayete ermesiyle yüzünde bir üzüntü hali hasıl oluyordu. O kadar beklemiş olmalıydı ki bu an için, şimdi böylesine hayal kırıklığı yaşamak zor olmalıydı… Duraksayıp başını öne eğdi, nefes alıp verirken hırıltıyla omzu inip kalkmaya başlamıştı. Başını birden kaldırıp dalgınca sağa sola bakındı; duvarların birden parlayıp ona doğru yolu göstereceğini ümit etmişti ama…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Hala simsiyah duruyorlardı!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ah, bugüne kadar neleri atlatmıştı? Bu aciz vücuda girdi gireli neler görmüş, neler geçirmişti? Ve şimdi… Kudret ondayken bu kadar aciz bir halde olması ironi değil de neydi? Tıksırdı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;3. ömründe yaşadığı akciğer kanserinin şoku hala üstündeydi, ki daha şok edici olanı da küçük bir kızken arabanın altında kalıp yaşadığı ölümdü… Silkelendi, tüm bu ömürler geride kalmıştı. Artık güç de ondaydı, kudret de, emanet de… Emanet?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Güldü, emanet diye bir şey yoktu, artık O’nundu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Sahibindesin…” diye mırıldanıp elindeki heybeyi ve içindekini usulca okşadı. Gülümsedi tekrardan ve nefes düzeninin normale döndüğüne kanaat getirince elindeki kılıcı daha bir şevkle sürtmeye başladı duvara. Birden geldiği yerden bazı sesler duydu, duraksadı; O da duraksamıştı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Kim var orada?” diye bağırdı, sorudan çok emre benziyordu bu çığlık; sesinin son anda titremesine engel olamadığı için de içinden kendisine küfretti. Karşıdan bir cevap gelmedi, ama hissediyordu; orada biri veya bir şey vardı… Gözetleniyordu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Omuzlarını dikleştirip kılıcını daha sıkı tutarak dudaklarını kenetledi ve bağırdı: “Kim var orada, dedim!”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Karşıdan gene ses gelmemişti, bir yandan sinirleniyor bir yandan da korkuyu iliklerine kadar duyumsuyordu. Gözlerini kıstı, eski vücudunu özlemişti. Gerçek vücudunu. Burnu titredi, normal hayatını istiyordu; mutlu ve bu koordinatlardan trilyon yard uzak hayatını. Dişlerini gıcırdattı, olası bir tehlikeye karşı koyabilecek kadar kaldırdı kılıcını.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Kim… var… orada… DEDİM!” diye cümlenin sonunda bağırarak karanlığa koştu… Birden ayakları bir şeye takıldı, gürültüyle yuvarlandı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Miyavv” diye bir canhıraş çığlık duyunca gülümsedi, bu bir kediydi. Bu, sadece lanet olası bıyıklı bir kediydi.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“İşim biter bitmez o bıyıklarını keseceğim mırnav… Belki kafanı da keserim, bana belli olmaz!” diye homurdanıp belli belirsiz bir kahkaha attı; neşeli olmaktan çok uzak, huzursuz bir kahkahaydı. Ve tıksırarak son buldu. Karanlığın içinde parlayan yeşilimsi gözler çok cezbedici duruyordu… Kedinin yanından geçip kaldığı yeri düşünerek kılıcıyla usulca duvara dokunmaya devam etti.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bir yandan göz ucuyla kediyi süzüyor, bir yandan da doğru koordinatları bulmaya azmediyordu. Kedinin gerinerek köşede uzandığını gördü, sonra yanıp sönen floresansın altında kedinin boynunda bir şeyin parladığını fark etti… Kılıcı duvara yaslayıp kediye doğru gitti, iki eliyle kediyi sağından ve solundan kavrayıp gözlerinin hizasına kadar kaldırıp gözlerini kısıp baktığında bunun bir pusula olduğunu fark etti. Boynuna bir tasma vesilesiyle tutturulmuştu. Elini uzattığındaysa kedi, tıslayarak pençesini kaldırdı ve eline indirdi.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Gözleri yaşarmıştı adamın, bir anda tüm vücudu tırnağın geçtiği yerden başlayarak yanmaya başladı. Sanki alev almış ve kül olmuştu tüm bedeni… Bu his geçtiğinde tekrar karanlık ve kediyle baş başa kalmıştı… Şaşırarak bakıyordu şimdi kediye, kediyse sanki bilinçli bir şekilde bunu yapmış gibi sinsice bakıyordu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Gözlerini kıstı, birden kediyi sırtından duvara vurmak istedi; sonra bunun yaratabileceği kötü sonuçları düşünüp vazgeçtiyse de havaya daha sert ve seri hareketlerle kaldırdı. Kedi başını eğip bakarak sanki adamla dalga geçiyordu… Durdu, daha dikkatle bakmaya başladı kediye…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Nesin sen?” diye fısıldadı, kedi başını eğip gözlerini fal taşı gibi açarak bıyıklarını yalamaya başladı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Başını sallayarak kediyi yere bıraktı, bıraktığı yere kıvrılan kedi uyuklamaya başladı. Arada bir adama doğru başını kaldırmadan baksa da, genel olarak uyuyordu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Adam kediyi ürkütmeden duvara dayadığı kılıcı aldı ve kediye doğru yaklaştı. Usulca, parmak uçlarında… Ve kılıcı uzatırken gözlerini kısarak baktı; tasmaya denk getirmeye çalışıyordu. Floresansın altında göründüğü kadarıyla mavi olan tasmaya…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kılıcın ucu kedinin tüylerini sıyırarak başının arkasındaki tasmanın bağlama noktasına geçti, ufak tefek hışırtılar dinmişti o an ve adam hızlıca kılıcı kendisine doğru çektiğinde çat diye bir ses çıkmasının akabinde tasmanın yere düştüğünü anladı. Kediyi yere usulca bıraktı, kendisine doğru kötü kötü bakmasını umursamadan tasmaya uzandı. Tutarken bir an tüylerinin ürperdiğini hissetti, eti çekilmişti…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Birkaç saniye duraksayınca bunun “çekilmek”ten ziyade bir gaga tarafından didiklenme benzeri bir his olduğunu fark etti. Etini ısırıp koparan binlerce, onbinlerce yaratık vardı… Haykırarak tasmayı düşürdü…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Boş koridorda ses yankılandı, yankılanma duraksayınca adam tekrar vücuden bulunduğu yere; o loş koridora dönüverdi. Kedinin gözleri sanki park halindeki bir aracın bir anda çalışan farları gibi açılıverdi, adam birkaç saniye boşluğa düştüğü için bu açılma onu korkutmuştu… Geriledi… Ancak toparlanınca da daha kuvvetli bakmaya başladı kediye… Adeta bir denge savaşı yapılıyordu koridorda.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Gözlerini kıstı adam, kedinin yeşilimsi gözleriyle kendi kahverengi gözleri çarpışıyordu şimdi. Kedi gayet rahattı, gözlerini adamdan ayırmadan yalanmaya başlamıştı hatta… Adamsa elinde kabzasını tuttuğu kılıcı kıracak gibi kavramıştı, kolunu hafif sıyırdığı kazağının altından görünen derisinde damarları belirginleşmişti.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kılıcı usulca kaldırdı, kediye bir kez vursa sanki tüm dertleri çözülecekti… Bir kerecik… Kolunu hayal meyal kaldırdığını fark etti, sanki istemsizce; kendi gücünden üst bir güçce kaldırılıyordu kolu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Tam indirecekken kediyle göz göze geldi, bu kez eskisi kadar sinsi değildi kedi… Yalvaran gözlerle yalanmaya devam ediyordu, her şeyden habersiz yavru bir kedi gibi… Kılıcı indirdi geri, kediye bakmaya başladı ve o an yere düşen tasmayı anımsadı. Tasmayı aramaya başladı usulca…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ve kısa bir göz atıştan sonra, tasmayı gördü… Ucunda her ne varsa, dik düşmüştü ve kayışlar sağında ve solunda havada asılı kalmış gibi duruyordu. Gözlerini kıstı, tasmanın ucunda ne vardı? Yuvarlak bir şey, belki bir saat? İbre vardı yuvarlağın ortasında, hafif sağa gitmişti… Kendi saatini kaldırdı, gözünün hizasına getirdi fosforlu saat karanlıkta parlıkdayarak saatin 15:45 olduğunu söyledi…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Tekrar başını eğerek tasmaya baktı. Normal bir saat olamazdı, sonuçta birkaç dakikadır bakıyordu ancak hala bir değişme olmamıştı… Ya durmuş bir saatse?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bu ihtimal daha çok akıl kârıydı!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Dikkatle bakmaya çalışsa da, loş koridor buna izin vermiyordu… Birden gözü kayışa takıldı… Delikler vardı üzerinde, saat kordonu gibi, ve kılıının ucu bu deliklerden geçebilirdi! Bir ihtimal… Denemeye değer, diye homurdanarak içinden; kılıcını yavaşça uzattı tasmaya… Biraz zorlandı… Kılıcı ya üste gidiyordu ve tasmanın arkasına düşüyordu, ya da altına giriyordu ve tasmayı devirecek gibi sallıyordu… Devrilmemeliydi, duraksadı… Sallanan tasma birkaç sallantıdan sonra zınk etti durdu. Derin bir nefes koyverdi.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kedi ise biraz gerinmişti ve kuyruğundan kulağına kadar tüm vücuduyla gergin bir şekilde adama bakıyordu. Başını hafifçe sağa eğmişti, başka bir koşulda karşılaşsalar bu sempatik bir bakış olabilirdi ancak şu an… Adama gözetlenme hissinden başka bir şey hissettiremiyordu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bu bakışı bir yerden anımsadığını düşündü… Aynı gergin duruş ve aynı eğik kafa… Kılıcı hafif gevşek tutarak gözlerini usulca kapadı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Yıl 1964…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Küçük bir kızın bedeninde, acı çekmekte… Adet sancısı olabilecek bir sancı var günlerdir midesinde… Annesi hasta ve babası yobaz bir imam… Gün boyunca “annesinin” dayak yemesini izliyor… “Babasının” pek umursadığı yok, işin aslı kız doğmaması gerektiği kafasına kazınmış bir durumda… Ve kız olarak geçirdiği yaşantıda onuncu yaşına merdiven dayamış bir halde sokakta geziyor…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Gülümseyerek havada süzülen kelebeklere bakıyor… Bir yandan elini uzatıp tutmaya çalışırken, bir yandan mırıldanıyor istemsizce: “Erkan ne güzel yakalıyordu piknikte…” Sonra bu cümlesini kendi kulağından duyunca kızarıp bozarıyor, kimsenin duymadığını ümit ederek çevresine bakıyor; bingo! Koca caddede kimse yok!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kelebeğin peşinden koşmaya başlar… Koca caddede, önce kısık sesle sonra da hiç tepki gelmediği için mutlulukla bağırarak kahkaha atmaya başlar.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Birden bir inleme duyar, daha çok gümbürtü ve başını hafif sağa çevirince zaman zaman pencereden hayranlıkla baktığı, mahallesinin en lüks arabasının – hatta tek arabasının – sapağı dönerek sokağa girdiğini görür… Fakat bir ilginçlik vardır bu gelişte… Biraz… Kelime olarak karşılığını o yaşlarda tam bilmese de bariz kontrolsüz girmiştir o araç caddeye…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Birkaç saniye sonra, yerinden oynatamadığı vücudu tamponla bütünleşir birkaç saniyeliğine ruhu havaya fırlar ve geri düşer bedeniyle birlikte… Bu düşüşte minik elbisesinin eteğinin biraz havalandığını hisseder… Ve düşüş…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Daha önce birkaç kez dizi kanamıştır, o acıya hiç dayanamamıştır ancak bu düşüş… Muazzamdır! Sırtını hissetmemeye başlar, bir süre sonra kafasının arkasında bir sıcaklık duyumsar… Bacakları titremeye başlamıştır… Başı hafifçe yana düşer… Az önce kovaladığı kelebeği şimdi bir kedi kovalamaktadır… Ne kadar adice bir düzen… Ona baktığını hisseden kedi birden dönüp yerde yatan bedenine bakmaya başlar…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kuyruğundan kulağına kadar gerilmiş, tırnaklarını bile çıkarmış ve başını hafifçe sağa eğmiş; dikkatli gözlerini kızın vüudunda baştan aşağı gezdiriyordu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Titreyen bacaklarını daha kuvvetli hissetmeye başlamıştı ki, loş koridora döndüğünü fark etti… Bambaşka bir bedende, bambaşka bir yılda… O küçük, hastalıklı kızın vücudunda yaşadığı acıları tümüyle hissetmeye başlamıştı… Kusacak gibi olduysa da öğürmesini bastırmayı başardı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Gerinmiş haldeki kediyle tekrar göz göze gelmişti, bu kez bakışı biraz da hayret içeriyordu… “Sen…” diye fısıldadı. “… nesin sen?”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kedi bir cevap vemrektense başını biraz daha eğmeyi tercih etti ve konuşacakmış gibi hissettirdiği dakikaların neticesinde, ağzını açtı ve yalanmaya devam etti… Adam soluğunu koyverdi. Böyle bir şey olabilir miydi, gerçekten?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Birden başının döndüğünü fark etti… Bu nem, rutubet kokan duvarlar en sonunda çarpmıştı işte adamı! Elini yumruk yapıp duvara dayadı, dayadığı yerden parçalar koparak zemine düştü… O küçük tıkırtılar bile ne büyük gürültü yaratmıştı zihninin odalarında…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Gözleri kendiliğinden kapanıverdi, midesi bulanıyordu… Sanki zihninin odalarına havadan bırakılan bir satranç taşı gibi boşlukta süzülerek hayali bir zemine çakılıverdi… Ve o an ruhu bir anda vücut buldu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Duvar saatinin inleyen sesiyle dolup taşan odada, sallanan gözlüğünü eliyle düzeltti hayal meyal, bulanık gördüğü gazeteyi okuyormuş gibi yapmaya çalıştı; midesi bulanıyordu, gözleri yaşarıyordu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bir arabanın kenardan geldiğini işitti, seri bir virajın girişinde bulunan evi nedeniyle gecenin en kör saatlerinde dahi araba sesleriyle uyandığı vakiydi. Bazen, bu yalnızlıktan delirip – biraz da geçmiş hayatların yükleriyle yorulup – kendi kafasından sesler uydurduğunu düşünmüyor değildi…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ancak bu seferki gerçekti, gürültü ve kaza… Arabanın önce kesik frenlerini işitti, yola tutunmaya çalışırken beyhude gürültüler – ki bu gürültü fren izlerini kafasında canlandırmasına neden oldu; kavisli, yer yer silik yer yer yeşil tahta üzerine tebeşirle bırakılan izler kadar gerçekçi – ve büyük patlama! Çarpmıştı… Koşar adım kapıya koştu… Dubleks tarzdaki evlerden oluşan lüks bir sitede tek başına yaşadığı evinden verandaya fırlamıştı, altında dizi hafif iz olmuş cebi yamalı eşofman altıyla… Arabayı görmemek mümkün değildi; iki metre ilerideki direğe çarpmıştı. Gözlüğünü düzeltip – ve evin kapısının açık kalacağına emin olduktan sonra – arabaya doğru temkinli bir şekilde ilerledi: Ya patlarsa?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ölüm fikri, ölümden ziyada tekrar oluşma sancısı, hep acı vericiydi. Gene aynısı olmuştu. Koskoca caddede tek başına öylece dikilip önündeki mahşer yerine bakarken tüyleri tamamen ürpermişti. Dişlerini gıcırdatarak geriye giden ayaklarına hakim olma çabasıyla araca yaklaştı. Kurtarabileceği bir veya birkaç insan var mıydı acaba?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Arabanın camından başını uzattı, sıcaklık buram buram yüzüne çarpıyordu… Ve duman… Gözlükleri buğulanmıştı… O eski hastalığı bir anda hortlamıştı, bacağı kilitlendi. Sol bacağı hareketsizken sağ bacağı üzerinde yaylanarak arabanın içine uzandı. Arka koltukta bir bebek yırtınırcasına ağlıyordu, sesi ise çıkmıyordu. Sadece ağzını oynatıyor gibi geldi adama fakat birkaç saniye sonra aslında gürültünün başını ağrıtacak denli azıttığını hissetti.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ön koltukta dumanlar arasından hayal meyal takım elbiseli bir adamın olduğunu fark etti. Başı direksiyona gömülmüştü, görebildiği kadarıyla kulağından ince bir şerit halinde kan iniyordu çenesine… Bebek daha önemliydi; kapı kolunu tutup çekti. Normal olan, kapının ardına kadar rahatça açılıp adamı arabaya buyur etmesiydi ancak bu olmamıştı. Kapı kolu her şeyden önce; fazlasıyla sıcaktı ve elinin haşlandığını hissetti. Ancak güçlüce çekmeye devam etti. Arabanın sağa sola sallandığını görse de artık dönüş yoktu iyice asılmaya başladı kola…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;En sonunda bir çatırtı duydu. Kapı üst birleşme yerinden kırılmıştı. Bunu umursayamazdı, açıldığı kadarıyla içeri soktu kendisini. Kalçasından sonrası uzanmıyordu… Parmak uçlarıyla bebeğin sandalyesine dokunabiliyordu. Ve hissedebildiği diğer şey de tabii ki cehennem sıcağıydı… Arabanın patlamaması için dua ederek bebeği kendisine çekmeye çalıştı. Ve birkaç saniyelik insan üstü çabasının neticesiyle bebek onundu. Gülümseyerek bebeğe doğru baktı. Bebek ağlıyor, mırıldanıyor ve tıslıyordu. Küçük bir tükürük gölü vardı dudaklarında, eski püskü tişörtünün eteğiyle bebeğin ağzını sildi. Arabanın içinden bir çığlık duyduğunda hemen aralık olan kapıya koştu… Direksiyon başındaki adam, vücudu sabit kalacak şekilde başını döndürmüştü. Avaz avaz bağırırken, onu görünce sustu. Bir kucağındaki bebeğe baktı, bir adama.&lt;/p&gt; &lt;ul style="text-align: justify;"&gt;&lt;li&gt;Ne diyorsun, duyamıyorum! diye  bağırdı&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Direksiyondaki gözlerini hafifçe yumdu, dudağını zar zor dışarı çıkardığı diliyle ıslattıktan sonra tüm gücüyle bağırmaya başladı:&lt;/p&gt; &lt;ul style="text-align: justify;"&gt;&lt;li&gt;O lanet olası bebekten kurtul!  Uğursuzluktan başka bir şey getirmiyor!&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Anlamamıştı… Direksiyondaki, yüzüne ters ters bakıldığını anlayınca telaşa kapıldı.&lt;/p&gt; &lt;ul style="text-align: justify;"&gt;&lt;li&gt;Bak, inanmayacaksın belki ama  Kül’ü biliyor musun?&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Adamın nabzı fırlamıştı. Bunu duymayalı kaç yüzyıl olmuştu acaba? “Bi.. biliyorum…” diye mırıldandı.&lt;/p&gt; &lt;ul style="text-align: justify;"&gt;&lt;li&gt;O zaman beni anlarsın! Bu bebek “O”… Ahir zaman pusulasının sahibi… Bak… Fırsatın olursa bagajı kır ve aç. Bir dosya var… Ne demek istediğimi anlayacaks…&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Cümlesini tamamlayamadan gözleri sabitlenmiş ve dudakları kenetlenmişti. Dişlerini ne kadar sıktığı, dudaklarının kenarından süzülen kanlardan belli oluyordu. Artık bir önemi yoktu, iyisiyle kötüsüyle ölmüştü…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Adam tam bunları düşünürken yüzüne doğru vuran sıcak hava dalgasıyla kendisine geldi. Bagajı açmalıydı! Koşar adım bagaja koştu… Çarpmanın etkisiyle kilidi kırılmıştı, hafif tutunca açılıverdi…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bagajın içi hemen hemen boştu… Çarpmayla savrulmuş bir şeffaf dosya yığını, bir ilkyardım çantası ve bir battaniye vardı… Dosyaları aldı, aralarından tek tük fotoğraflar düşünce küçük masumane bir küfür savruldu dudaklarından. Eğilip bulabildiklerini aldı. Bir tanesi rüzgarda elinden uçuvermişti… Görebildiği kadarıyla…..&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Fotoğrafı boşverip dosyaları araladı. Caddenin arabadan uzak güvenli bir yeirne bıraktığı bebeğe de göz atarak dosyaları incelemeye başladı. Bu çocuk O muydu cidden? Ahir zaman pusulasını duymayalı kaç bin yıl olmuştu kimbilir!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bir takım röntgenler vardı, sokak lambasına tutup röntgenlere baktığında dilinin damağının kuruduğunu hissetti. Barizdi ki, bu çocuk Beklenen’di… Kemiklerine kazılı harfler bu dandik röntgende bile belliydi, ki harflerin ahengi devasa bir pusulaya dalaletti… Tüyleri ürperdi… Sıcağın gittikçe arttığını hissederken yakasını gevşetmeye çalıştı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Loş ortama dönmüştü tekrar. Nefes nefese, histerik bir astım krizi misali, daralmıştı. Karşısındaki kediye şimdi nefretle şaşkınlık karışığı bir şekilde bakıyordu… Arabanın bagajındaki dosyanın arasından uçup giden fotoğraftaki kedi… Bu muydu?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Mümkün müydü?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;İçinden üçe kadar sayıp zaman zaman kilitlenen sol bacağını yokladı, şimdilik bir şey yoktu. Tüm vücudu parmak uçlarından saçının tellerine kadar gerilmiş bir şekilde kediye odaklandı. Bir daha üçe kadar sayıp üç demeden kediye doğru hücum etti. Tıslayarak kuyruğunu bacaklarının arasına kıstıran kedi, attığı tekmeyi bir şekilde savuşturdu. Anlamadığı bir şekilde, kedi göğüs kafesindeydi bir anda ve tırnaklarını çenesinde hissediyordu. Her vücuduna çarpışında etini binlerce kuş didikliyor gibi geliyordu ve her seferinde ruhunun bir parçası, vücut bulup kopup ayırılıyordu bedeninden…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Haykırmaya başladı, istemsizce elinin tersiyle kendisine seri tokatlar atmaya başladı. Kediye denk gelmesi ümidiyle olanca gücüyle elini indiriyordu ancak kendisine zarar vermekten başka bir şeye yaramadı bu çabası…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Nefessiz kalmıştı, sol dizinin kilitlendiğini fark etti. Yere yığılmıştı. Artık kedinin pençelerinden korunmaya bile çalışamıyordu… Tüm cümbüşün sona erdiğini hayal meyal fark etti. Kedinin tıslaması da durmuştu. Sanki ruhunun büyük bir kısmı, binlerce kuşun pençesiyle havalanmış ve çok uzak diyarlara bir satranç piyonu gibi…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Duraksadı, tüm vücudu durmuştu. Ayak sesleri duyuyordu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Koridorun ucundan, eski zaman asilzadelerine benzer bir yürüyüşle bir adam geliyordu. “Tary! Pusula nerede?” diye seslendi, fısıltı gibiydi ama aynı zamanda adamın beyninin tüm hücrelerinde duyulmuştu bu üç kelime. Kedinin tıslamasını duydu, bir şeye pençe atıp metalik bir ses çıkmasına neden olmuştu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Sağol kızım…” diye fısıldadı adam gene aynı gürültü etkisiyle…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ayakları adamın göz hizasına kadar gelmişti… Yüzü tanıdıktı… Haykırabilse, tüm hücreleriyle haykırırdı; yapamadı. Bu adam O muydu? Nereden tanıyordu? Deja vunun ötesinde bir histi bu… Koku…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Tozu sattığı yaşlı adamla karşı karşıyaydı… Hep bir terslik olduğunu hissetmişti zaten! Eski bagajı açtığında ağzından çıkan masumane küfre pek benzemeyen bir küfür savurdu. Adam eğildi, ceplerini karıştırmaya başladı ve İsveç çakısını bulup çıkardı. Avucunun içinde büyük sayılabilecek bir yarığı kesip kanını adamın üstüne serptirdikten sonra cebinden, adamdan aldığı tozu çıkardı. Dudakları belli belirsiz kıpırdıyordu; lanet okuyor olmalıydı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Oh…” diye homurdandı içinden. Bu lanet olası yolculuk nihayete mi erecekti? Ruhu küllere mi karışacaktı? Dahası, bu rezil son bu halde mi gelmeliydi… Küller üstündeki kanlara değer değmez harlanıp parlarken kendi kontrolünü kaybetmişti… Yandığını hissetmedi bile…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Yaşlı adam kediye döndü, çenesi kalkık bir şekilde gözlerini devirip gülümsedi. “Tarry… Sonunda buluştuk. Evimize gidelim mi kızım?” diye mırıldandı. Kedi gözlerini kocaman açarak başını yana eğdi. Patisinin altında tuttuğu metal pusulayı adama doğru uzattı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Yaşlı adam yerde yatan adamın yanındaki heybeyi aldı, kontrol etti. Ve bir kenara dayanmış kılıcı da kabzasından kavrayarak eğildi, ahir zaman pusulasına uzandı. Mırıldanarak tüm ahir duaları, pusulayı avuçladı. Biraz yanıyordu avuçları ama bu az bile sayılırdı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Pusulayı gözlerinin hizasına getirip duvara bakmaya başladı. Bildiği tüm ahir duaları, anlamlarını ve efsaneleri düşünerek fısıldadı. Beş – on dakika geçmişti ki tüm kelimeleri durdu. Üflemeye başladı. Pusuladan birden tozlar süzüldü. Duvara yapışan tozlar, önce koyulaştılar sonra rengarenk oldular ve en sonunda beklenen efsane gerçekleşti: “Kapı” belirdi.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kapı koluna uzandı. Tuttu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Nefesi tutuldu. Bastırıp kendisine doğru çekti… Bir müzik sesi duyuldu, loş koridor evrenin tüm renkleriyle dolup taştı. Kediye gözlerini hafifçe çevirip baktığında hayvancağızın başını hafifçe yukarı kaldırıp müziği dinlerken gözlerini zevkten kıstığını fark etti. Doğru kapıyı açmıştı. Yeşil çimenleri görünce, adım attı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Tarry… Peşimden gel kızım…”&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-3252665000392580723?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/3252665000392580723/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/ahir-zaman-pusulas-kasm-2010-kayp-rhtm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/3252665000392580723'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/3252665000392580723'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/11/ahir-zaman-pusulas-kasm-2010-kayp-rhtm.html' title='Ahir Zaman Pusulası | Kasım 2010 Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-6231058597675672181</id><published>2010-10-24T16:58:00.000-07:00</published><updated>2010-10-24T16:59:05.545-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnternet Sitelerinden'/><title type='text'>Karaman'ın Oyunu | 19 Ekim 2010</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="http://www.futbolistan.net/images/haber/hikkkmet_karaman.jpg" src="http://www.futbolistan.net/images/haber/hikkkmet_karaman.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Hikmet Karaman, galibiyetsiz devraldığı Manisaspor ile 4 haftada 3 galibiyet ve 1 mağlubiyet alırken 3'er golle Trabzonspor, Sivasspor ve Beşiktaş'ı devirirken Kayserispor'a 2-0 mağlup olmayı engelleyemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki neydi bunun sırrı? İşin aslı olayı sadece teknik direktör değişimi olarak değerlendiremeyiz. İsterseniz öncelikle kadroları kıyaslayalım, mesela Hakan Kutlu'nun son çıktığı maçtaki kadro ile, Hikmet Karaman'ın ilk kadrosunu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk 11&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. İLKER AVCIBAY&lt;br /&gt;3. İHSAN BURAK ÖZSARAÇ&lt;br /&gt;5. NİZAMETTİN ÇALIŞKAN&lt;br /&gt;6. GABRIEL DE PAULO LIMEIRA&lt;br /&gt;7. GÖKHAN EMRECİKSİN&lt;br /&gt;10. PROMİSE İSAAC&lt;br /&gt;33. MURAT ERDOĞAN&lt;br /&gt;34. EREN AYDIN&lt;br /&gt;85. FERHAT ÇÖKMÜŞ&lt;br /&gt;88. BEKİR YILMAZ&lt;br /&gt;99. AZIZA MAKUKULA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedekler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23. BULUT BASMAZ&lt;br /&gt;4. YİĞİT İNCEDEMİR&lt;br /&gt;8. MEHMET GÜVEN&lt;br /&gt;9. JOSHUA CHRISTOPHER SIMPSON&lt;br /&gt;11. CARLOS EDUARDO DE SOUZA FLORESTA&lt;br /&gt;15. OUMAR KALABANE&lt;br /&gt;45. YİĞİT İSMAİL GÖKOĞLAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyden evvel, Hakan Kutlu'da istikrar yok. Bir önceki maçta 4-2 yenilen takımda gol atan adam bu son kadroda, ilk 11'de yok! Joshua Simpson'dan bahsediyorum, geçen sezonun yıldızı. Kanada'nın gözbebeği...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O'nun haricinde, baktığımızda eldeki kadronun en vasatıyla sahaya çıktığını görüyoruz Hakan Kutlu'nun. Kadronun oturmuş isimlerindense tutup intihar taktikleri deneyerek fantezi futbol sergiliyor... Ve nihayetinde gönderiliyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O'nun yerine gelen Hikmet Karaman'ın kadrosuna bakalım bir de!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk 11&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. İLKER AVCIBAY&lt;br /&gt;4. YİĞİT İNCEDEMİR&lt;br /&gt;8. MEHMET GÜVEN&lt;br /&gt;9. JOSHUA CHRISTOPHER SIMPSON&lt;br /&gt;10. PROMİSE İSAAC&lt;br /&gt;15. OUMAR KALABANE&lt;br /&gt;33. MURAT ERDOĞAN&lt;br /&gt;34. EREN AYDIN&lt;br /&gt;41. ÖMER AYSAN BARIŞ&lt;br /&gt;55. JIMMY DIXON&lt;br /&gt;99. AZIZA MAKUKULA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedekler&lt;br /&gt;23. BULUT BASMAZ&lt;br /&gt;3. İHSAN BURAK ÖZSARAÇ&lt;br /&gt;7. GÖKHAN EMRECİKSİN&lt;br /&gt;11. CARLOS EDUARDO DE SOUZA FLORESTA&lt;br /&gt;29. JACQUES MOMHA&lt;br /&gt;45. YİĞİT İSMAİL GÖKOĞLAN&lt;br /&gt;85. FERHAT ÇÖKMÜŞ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baktığımızda, bir önceki sezonu iyi analiz etmiş bir teknik taktikle karşı karşıyayız, ve rakibi tabii ki. Rakip Trabzonspor ligin en atik takımlarından birisi ve defansı sağlam tutup oyunu Gökhan Emreciksin gibilerle kanada yaymaktansa orta alanda baskı kurmayı yeğleyen bir anlayışla 3-0 gibi net bir galibiyetin mimarı olunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve aynı kadroyla çıktığı ikinci maçta (Sivasspor) Joshua Simpson'ın attığı 3 golle maçı gene net bir şekilde kazanan taraf, Karaman'ın oyunu oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlginç bir şekilde, üçüncü haftasında kadroya Yiğit İsmail Gökoğlan'ı monte etmeye çalışırken 2-0'la yeniliyor ancak Karaman gelecek puanlar için üç puanı feda ettiğini bir sonraki hafta kanıtlıyor; sonradan girdiği Beşiktaş deplasmanında 6 dakikada golünü atıyor Yiğit... Ve, Beşiktaş maçında da aynı kadroyla çıktığını söylesek şaşırır mısınız acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek farkla; yedeklere Recep'i monte etmişti Karaman. Gelecek haftalarda ufak değişiklikler Manisa'yı bekleyebilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani ne çıkıyor buradan; kumara gerek yok. Kurt hocanın mesajı bu... Elinde sadece un varsa, helva yapamazsın; diğer malzemeleri kendin üreteceksin ki sezon sonunda senin helvanı yemesinler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir ilginç nokta, Murat Erdoğan totemi. Ne yaparsa yapsın Murat oyundan 80. dakikadan sonra alınıyor. Şimdiye kadar Hikmet Karaman bu şekilde üç galibiyet aldı. Tek mağlubiyette de, o hafta ilk kez kadroya aldığı Semavi'yle değiştirip başka bir yol denediği için "totem" bozulmuş olabilir...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-6231058597675672181?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/6231058597675672181/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/10/karamann-oyunu-19-ekim-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/6231058597675672181'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/6231058597675672181'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/10/karamann-oyunu-19-ekim-2010.html' title='Karaman&apos;ın Oyunu | 19 Ekim 2010'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-2542559032265282572</id><published>2010-10-24T16:56:00.001-07:00</published><updated>2010-10-24T16:56:47.357-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnternet Sitelerinden'/><title type='text'>Sayıların Başkenti | 24 Ekim 2010</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="http://www.itusozluk.com/img.php/ce402de56dde98ecb9a99f20f882e1ad12546/ankara+19+may%C4%B1s+stad%C4%B1" src="http://www.itusozluk.com/img.php/ce402de56dde98ecb9a99f20f882e1ad12546/ankara+19+may%C4%B1s+stad%C4%B1" height="105" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta Ankara'da 19 Mayıs Stadı'nda Gençlerbirliği, - ısrarla TFF'nin Billy Osman diye kayıtlara geçirdiği - Billy Mehmet'in 6. dakikada attığı golle öne geçtiği Medical Park Antalyaspor maçında 4-2 gibi bir skorla rakibe boyun eğmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hafta da benzer bir görüntü vardı 19 Mayıs Stadı'nda. Ankara - Bursa maçında ev sahibi takım altıncı dakikada Sestak'la öne geçmesine karşın 5-1 gibi ezici bir skorla lidere boyun eğdi. Üstelik tek ilginç rakam bu değildi; altıncı dakikada golü atan Sestak'ın Ankaragücü formasıyla çıktığı altıncı maçtı ve 16 plaka numaralı rakip Bursaspor'un oyuna ortak olduğu dakika 16'ydı. Kardeşliğin maçında böyle güzel (!) tablolar izledik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtmekte fayda var; Gençlerbirliği bu hafta da penaltı golüyle öne geçtiği maçta 3-1'lik skorla Trabzonspor'a boyun eğdi. Hani şu direkleri mi okutacaksınız, penaltı golü mü atmayacaksınız, altıncı dakikada gol mü atmayacaksınız ne yaparsanız yapın ama Ankara'nın iki takımını da bu kadar iç acıtan durumlara sokmayın...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-2542559032265282572?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/2542559032265282572/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/10/saylarn-baskenti-24-ekim-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2542559032265282572'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2542559032265282572'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/10/saylarn-baskenti-24-ekim-2010.html' title='Sayıların Başkenti | 24 Ekim 2010'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-7141912393239028572</id><published>2010-10-11T12:38:00.000-07:00</published><updated>2010-10-11T12:39:42.291-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kayıp Rıhtım'/><title type='text'>Metalist | Kayıp Rıhtım Ekim Ayı Öykü Seçkisi</title><content type='html'>&lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;img class="aligncenter" style="margin-top: 10px;" src="http://i363.photobucket.com/albums/oo79/kayiprihtim/kilic-top.jpg" alt="" width="490" border="0" height="185" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;~&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;Not: Bu öykü 2009 Aralık Kayıp Rıhtım seçkisinde yazmış olduğum “&lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/kulun-gulleri-alpi/"&gt;&lt;strong&gt;Külün Gülleri&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;“nin devamı niteliğindedir.&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;~&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Spider Man, Hulk’u yenemez! diye gözünü devirdi Tacettin.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Yener… Bir kere zaten Hulk sinirlenmediği sürece aşırı tehlikeli olmuyor… Spider Man’inse örümcek hisleri var… dedi arkadaşının kolunu hafif tutup Erkan&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Şşşt, diye işaret etti Tacettin kolunu usulca çekip. Gözleri beş – altı kilometre ötede tüten dumanlara takılmıştı. İki çocuk gözleri parlayarak dumanlara baktılar, bir süre oldukları yerde kalakalmışlarsa da gözlerinde heyecan ve evet, biraz da korku olduğu halde dumanlara doğru koşmaya başladılar. Bir süre koştuktan sonra yorulup yavaşladılar, nefes nefese kalmışlardı. Gün boyunca okulda tenefüslerde bir topun peşinden gittikleri için, gün sonunda yorgun argın kalakalıyorlardı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: center;"&gt;*&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Evleri karşılıklı iki çocuktu Tacettin ile Erkan.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Orta ikiye gidiyorlardı, bebeklikten beri birlikte büyümüşlerdi. Hemen hemen tüm zevkleri ortaktı iki kafadarın… Sık sık çizgi film karakterlerinden, tuttukları futbol takımlarına kadar çoğu konuda tartışır hatta zaman zaman atışır ancak daima kardeş olarak bilirlerdi birbirlerini… Tabii, çocukluk işte…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Şimdi sarı saçları hafif dalgalanan Tacettin’in yanında nereye koştuğunu bilmeden bir numaraya vurulmuş dazlak kafası ışığını yavaşça dünyadan çeken güneşin altında son kavruluşlarını yaşarken koşuyordu Erkan. Ailesi ikizi Erkin’le ayırt etmek için bazen ikisinden birinin saçlarını tamamen kestirirdi. Sırayla; bir Erkin’in, bir Erkan’ın. Erkin daha ketumdu, nasıl derler; içine kapanık. Aynı okulda, farklı sınıflarda, okuyan kardeşler genelde pek konuşmazlardı. Yin-Yang gibilerdi ancak Erkin, biraz fazla ‘siyah’tı. Neyse, derdimiz Erkin değil… Daha siyah bir şeyler var ufukta…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: center;"&gt;*&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Siyah dumanlar öksürtmeye başlamıştı iki çocuğu. Erkan, önlüğünün koluyla ağzını kapatmış ve Tacettin’e bakmaya başlamıştı. Tacettin ise dumanlardan ziyade geldikleri yolun ilerisine bakıyordu. Bakışlarını takip eden Erkan bir taksinin ilerlediğini gördü.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Dumanları eliyle hafifçe dağıtıp küllenmiş ev(?)in üstünde gezinmeye başladı Tacettin. Erkan da sessizce arkadaşını izlemeye koyuldu; bir yandan da bu yangın yerine, bu çöküntüye bakıyordu hayretle. “Burada…” diye fısıldadı, sesinin duyulmasından korkarak, “… ne olmuş?”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Tacettin bir an boşluğa baktı, hatta öyleydi ki Erkan korkmaya başlamıştı. Neyse ki konuşmaya başlamıştı tez zamanda: “Bir yangın…”&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Sözlerine devam edecekken kaşlarını çattı, birkaç adım ileri gidip eğildi ve toprağı hafifçe eşelemeye başladı. Tüm bu kara dumanlara, grimsi küllere nazire yaparcasına bembeyaz top gibi bir şey çekti topraktan. Erkan dumanları unutmuş, koşar adım yanına seyirmişti Tacettin’in ve büyülenmiş gibi elinde tuttuğu ‘şey’e bakıyordu. Tacettin’in de pek bir farkı yoktu gerçi…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Sol elinin işaretparmağıyla baş parmağı arasına aldığı ‘şey’i havaya kaldırıp güneşe tuttu Tacettin. Gülümsedi. Bu gülümseyiş Erkan’ı korkutmuştu, yıllardır tanıdığı dostu kardeşi bir anlığına yok olmuştu adeta. Dudakları kenardan kıvrılmıştı, gözlerinde farklı bir renk belirmiş gibiydi; aşırı parlak bir kahve… Neyse ki yok olmuştu bir anda bu ifade… Erkan tekrardan Tacettin’in elindeki ‘şey’e baktı. Bu bir… Gözlerini kıstı, gerçek olabilir miydi?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Bu cidden de… diye konuşmaya girişti, Tacettin boştaki elini kaldırıp susturdu Erkan’ı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Hayran olmuş gibi bakakalmıştı elindekine… Bu bir yumurtaydı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Gözünü kapatıp avucunun içinde yuvarladı küçük parlak beyaz yuvarlağı; sonra aniden hareketliliği durdu vücudunun. Ayaklarından başlayan belli belirsiz bir titreme oluşuyordu… Erkan korkmaya başlamıştı ki, derin bir nefes koyverip gözlerini açtı Tacettin. Korku, mutluluk, haz gibi tonlarca duygu barınıyordu gözlerinde. Karşıt, eş duygular iç içe yüzüyordu adeta küçük çilli suratında…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Erkan dostunun omuzlarından tutup hafifçe sarstı, birkaç saniye sonra kendine gelmişti Tacettin. Hala ellerinde sımsıkı tutuyordu yumurtayı. Şok olmuş gibi bakıyordu… Ağzı bir karış açılmıştı, bir müddet hareketsiz kaldıysa da yüzünü buruşturup iki büklüm oldu. Acı çekiyor gibiydi, soluk soluğa kalmıştı. Açık ağzından sık nefesler alıp veriyordu. Titreyerek ellerini karnına bastırıp usulca doğruldu, nefesi sıkışmış gibiydi.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Elini hafifçe araladı, ufak bir duman süzülüyordu avuçlarından… Belli belirsiz bir inilti süzüldü dudaklarından. Ürkek bakışlarını Erkan’a doğrulttu, “Gördün mü?” diye fısıldadı… Hem korku, hem de heyecan vardı gözlerinde. “Neyi?” diye fısıltıyla cevap verdi Erkan, korkmuştu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Gök… karardı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Erkan kaşlarını çattı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Bir an her şey masmavi oldu sonra sonra… derken belli belirsiz adımlarla caddeye yürüyordu Tacettin&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Yanık ev tüm büyüsünü kaybetmiş gibiydi…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;İki çocuk, artık aralarına giren eski saf dostluklarının ortasında koca bir yumru şeklindeki yeni nesneyle beraber evlerine gittiler.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: center;"&gt;* * *&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Annesine her zamanki sarılmasının aksine ayak üstü “merhaba” deyip odasına gitti Tacettin. Düzenli kitaplığı duvara yapışıktı, onun hemen yanındaysa en çok oynadığı oyuncaklarının içinde bulunduğu ufak bir sepet vardı ve tam karşılarındaysa çalışma masası… Öbür taraftaysa üzeri F1 arabası desenli bir yatak örtüsü olan yatağı vardı. Çantasını odanın ortasına bırakıp yatağa zıpladı. Sırt üstü yatıp cebindeki eliyle sımsıkı kavradığı yumurtayı çıkardı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Gözlerinin önüne getirip uzaklaştırdı. Aynısını birkaç kez daha yaptı… Bu mükemmel şeyin gerçek olup olmadığını anlamaya çalışıyordu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Gülümseyip usulca dudaklarına yaklaştırdı ve öptü.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Dudaklarını kesen bir metalik tat duyumsadı, canı yanmıştı! Yüzünü buruşturup yumurtayı kendisinden uzaklaştırdı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Sanki dudaklarının ortasından yarılıp kan sızdırdığını hissediyordu. Eliyle yoklayana kadar avuçlarının kanla dolacağından emindi… Ancak böyle bir şey olmadı. Dudakları normaldi.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Derin bir nefes koyverdi, rahatlamış hissediyordu kendisini…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Huzursuzlanmıştı bir hayli ancak yumurtaya tekrar bakınca rahatladı. “O” hala onunlaydı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Düşünmeye başladı; bu neyin yumurtasıydı? O kadar yangının içinden zerre yıpranmamış olarak nasıl çıkabilmişti?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Yüzükoyun yatmaya başladı. Önüne koyup parmağının ucuyla hafifçe dokunup yuvarlamaya başladı yumurtayı… Bir sağa, bir sola, bir sağa, bir sola…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Öyle ki, kapının çalındığını bile duymamıştı; annesinin sesiyle irkildi:&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Taci! İki saattir sesleniyorum  oğluşum niye cevap vermiyorsun bana?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Duymadım.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Tamam, oğlum yemek hazır hadi  elini yıka da gel sofraya…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kafası karışmıştı çocuğun, “Ne yemeği?” diye sordu.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Akşam yemeğ… Hiii! Vallahi delirteceksin beni çocuk! Okuldan geldiğin kıyafetlerle mi duruyorsun! Çabuk çıkar onları! dedikten sonra dönüp arkasını gitti kadın&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Işıklı saatine bakıp kontrol etti; okuldan geleli üç saat olmuştu! Kafası iyice karışmıştı… Yumurta yuvarlanırken eline çarpıp durdu, ona dokununca gülümsedi; avcuyla kavrayıp hafifçe sıktı. Birden avcunun defalarca bıçaklarla kesildiğini hissetti, yanıyordu eli! İstemsizce bıraktı yumurtayı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Nefesi sıkışıyordu, geri giderken yataktan düşüp başını zemindeki ahşap tahtalara çarptı. Gözlerini acıyla kıstı, tam eliyle yüzünü kavrayacakken az önceki kesikleri hatırlayıp irkildiyse de ellerinde yara izlerinden zerre eser olmadığını fark edince rahatlamıştı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Alelacele üstünü değiştirip mutfağa giderken yatağın üstündeki yumurtaya bakmamaya çalıştı… Yemek yerken aklı sürekli yeni dostundaydı… Acaba o neydi?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Tacettin! diye bağırdı babası&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Başını tabaktan kaldırıp babasına baktığında adamın elinde çatalıyla dirseklerini masaya dayamış bir halde kendisine baktığını fark etti.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;- Sabahtan beri sana sesleniyorum  oğlum! Ne alemlerdesin?&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Hı, diye mırıldandı Tacettin. Çok yorgun olduğunu, tüm tenefüslerde top oynadıklarını söyledi; yalan da sayılmazdı… Bir farkla.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kendisini hiç yorgun hissetmiyordu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Yemeğini hızlı hızlı yedikten sonra annesi ve babasına “Afiyet olsun…” diyerek odasına döndü. Kapıyı kapatıp yaslandı… Bir yanı kapı kolunu bırakmak istemezken diğer yanı yatağa atlayıp yumurtayı avuçları içinde eritircesine ovuşturmak istiyordu. Dudaklarını yaladı ve hafifçe ısırdı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Aklını dağıtmak istiyordu, bir ödev vardı! Koşarak odanın ortasındaki çantasına uzandı, defteri ve kitabını çıkarıp bir – bir buçuk saate yakın süre ödevle uğraşmak istiyordu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ancak birkaç kez denemesine karşın, çantayı açamadı. Fermuar sıkışmıştı… Hiddetle tutup çekti, acıyla sarsıldı; parmağı yarılmıştı! Ağzına sokup kanı emmeye başladı… Bir gariplik vardı… Emdiği kanda bambaşka bir tat saklıydı. Tükürdü, kan değil su gibiydi… Sonra gözleri titredi, görüntü berraklaştı. Kandı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ancak ağzında metalik bir tat bırakıyordu… Sanki…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bir bıçakla veya daha keskin bir şeyle kesilmiş gibi…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Başını salladı, inanılmaz bir histi bu. İğrenç… Tiksindirici. Korkuyla ayağa kalktı, yataktan alabildiğince uzaklaşmaya başladı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Aklına arkadaşı geldi. Hemen üstüne ince bir ceket aldıktan sonra annesiyle babasına Erkanlara gideceğini söyleyip evden çıktı… Bir an önce o “şey”den uzaklaşmalıydı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kapıyı Erkin açtı, her zamanki gibi delici soğuk bakışlarıyla Tacettin’i baştan aşağı süzüp çocuğun sorduğu Erkan’ın evde olup olmadığına dair soruya karşılık vermeden içeri döndü. Kapıyı kapatıp eve girdi Tacettin, sesleniyordu ki, Erkan koridorun sonundaki odadan başını uzattı. “Çabuk gel, ölüyorum yoksa…” diye bağırıp odaya geri girdi.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Yüreği ağzında, odaya doğru koştu Tacettin, ancak kapıyı açtığında Erkan’ın bahsettiği ölümün sadece bilgisayar oyunu olan Frapping Junior’u kastettiğini anlayınca rahat bir soluk aldı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Erkan için bu oyun bir hastalıktı, Tacettin’e hala bilgisayar alınmadığı için sadece iki – üç günde bir Erkan’ın yanına gidince oynuyordu… Zaman zaman kendisinde de bu oyun olsa bütün gece oynayıp oynamayacağını düşünmüyor değildi…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Oyun Humpty Dumpty isimli bir yumurtanın duvarlar üstünde yürüme çabasından ibaretti… Ancak tüm basit oyunlar gibi çok ilgi çekici ve kendine bağlayıcıydı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Hep sempatik gelen Humpty’i görünce bu kez midesi bulandı, hatta bulantı durmadığı için lavaboya gidip istifra etme ihtiyacı duydu; koşarak tuvalete gidip öğürmeye başladı… Her öğrüşünde boğazından midesine kadar bir kılıç saplanıyormuş ve anîden geri çekiliyormuş gibi hissediyordu. Bu daha da kusmasına neden oluyordu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Arkadaşının arkasına geldiğini sonradan fark etti, biraz mahçup olmuştu. Özür dilemek için arkasını döndüğünde bunun Erkan değil, Erkin olduğunu fark etti. Kazağının koluyla ağzını hafif kapatarak lavaboya gidip yüzüne su serpti. Erkin’in olduğu yerde hareketsizce onu izlemesi huzursuzluk hissi veriyordu…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;En sonunda ensesinde bir soğukluk hissetti; bu O’nun eliydi. Çırpınmaya başladıysa da, başını suyun altına sokmasına engel olamadı… Tam nefessiz kalmıştı ki, soğuk su dolu lavaboda ensesinden çekip kaldırdı kafasını Erkin ve kulağına eğildi. “O nerede?” diye tısladı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Neden bahsediyorsun?” diye sormasına sormuştu ancak ne olduğunu biliyordu, üstelik bu soru yüzünden tekrar suyun dibine gömülmek zorunda kalmıştı… Bir müddet sonra tekrar çıkarıldı… “Benimle oyun oynama çocuk, pişman olursun…” diye tısladı… Sesinden saf kötülük akıyordu… Tacettin inlemeye başladı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Odamda, yatağın üstünde…” diye mırıldandı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Ensesindeki el biraz çekilir gibi oldu, hafif rahatlamıştı… Nefesini koyverdi ancak bir anda daha sert bir şekilde sıkıştırarak ensesi kavrandı, ne olduğunu anlamadan başı mermer lavaboya çarptı, burnundan oluk oluk kan aktığını ve o iğrenç kesilme hissini duyumsadı… Kendini kaybetti…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: center;"&gt;*&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Havuçları önce dilim dilim kesip sonra rendeleyip oğlu için o çok sevdiği havuç salatasından yapmak istedi kadın, ellerini yıkayıp buzdolabından havuçları çıkardı. Mutfak çekmecesini çekip açtı, bıçaklar boy boy diziliydi. En büyüğe dokundu… Metal soğukluğu tüm iliklerine kadar hissetti, gözlerini kapadı… Garip bir histi sanki…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Zil çaldı, bir yandan da kibarca ‘yumruklanıyordu’. Hiç kapıyı açacak hali yoktu kadının, bir diğer boy bıçağa geçti parmağını bile kaldırmadan. Soğukluk hiç bu kadar çekici olmamıştı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kapıdakinin karşı komşunun oğlu olduğunu hayal meyal duydu, kocası açmıştı kapıyı… Şu an insanların ondan uzak durmasını çok isterdi. Parmak uçlarında yürüyüp mutfağın kapısını kapattı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Bir diğer bıçağı alıp avuçlarının içinde gezdirdi, metalin verdiği güçlülük hissini iliklerine kadar hissediyordu… Derin bir nefes aldı, bıçağın sapından tutup havaya kaldırdı. Işıkta parlamasını ve bıçağın üstünde kendi yansımasını izledi.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Gözlerini kıstı. Bıçağı eşofmanından içeri soktu, vücudunda gezdirirken tüm tüylerinin diken diken olduğunu hissetti. Göğsünün ucuna geldiğinde vücudunun tamamen kasıldığını duyumsadı. Nefesi kesilmişti, inlemeye başladı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Eşofman altının paçalarına basıp eşofmanını çıkardı. Bacaklarının üzerinde bıçağın ucunu gezdirmeye başladı… Bileklerinden yukarı kadar çekti, iç çamaşırının kenarına gelince hızlıca çekti, teni hafifçe kesilmişti ancak iç çamaşırının ipi de kopmuştu. Heyecanla inledi.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Havaya kaldırdı, bacakları titremeye başlamıştı… “Son bir dokunuş, lütfen…” diye mırıldandı… Bıçak bacaklarının arasına inerken kime yalvardığını bilmediğini fark etti…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;İnlemesi, çığlığa dönüştüğünde bastırmak için gücü kalmamıştı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: center;"&gt;*&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Yatağın üstündeki yumurtayı görünce heyecanla titredi elini uzattı, çekti. Dokunup dokunmama konusunda kararsız kalmıştı. Yüzyıllardır girdiği çaba, yaşanılan hadiseler, tükettiği ömürler… Hep bu “şey” yüzündendi… Kaç ömür yaşamıştı, kaç bahar görmüş ve kaç yaz tatmıştı… Ve kaderinin cilvesi, bu boktan çocuk vücuduyla zafere ulaşmıştı. Dudaklarını yaladı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Elini uzatıyordu ki, bir gürültü koptu. Alelacele yumurtaya uzandı ve cebine attı. Koşar adımlarla evden çıktı. Ana kapıyı açmış ve adımını dışarı atmıştı ki, kasıklarından başlayan bir ağrı tüm vücudunu kapladı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“Oyun mu sandın?” diye bir tıslama duydu, arkasını döndü. Birkaç dakika önce evin babası olarak kapıyı açan Namık Suyrat’ı gördü… Ancak yüzü biraz değişmişti…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Kaşları çatılmış, yüzü kırışmıştı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“O’nu alıp öylece gidebileceğini mi sandın? Büyüyü bozmadan… Hah!” dedikten sonra bir kahkaha koyverdi.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Hareket edemediğini hissediyordu. Gözlerinin kenarından istemsizce yaşların süzüldüğünü fark etti. Kasıklarının ortasından başlayan bir kesik boğazına kadar çıkmış gibiydi, kandan boğulduğunu düşünmeye başladı; nefes alamıyordu!&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Adam yaklaştı, elini cebine atıp beyaz bir bez çıkardı. Avcunun içine bezi koyup elini çocuğun cebine soktu. Yumurtayı sımsıkı tutup çekti. Bezin üstünde bir sağa, bir sola sallanıyordu yumurta. Çılgınca bir gülümsemeyle bakıyordu adam yumurtaya… Gözü çocuğa kaydı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Gülümsemesi yüzünde donmuştu. Çocuğun alnına sağ elinin işaret parmağını koyup geri doğru ittirdi, çocuk taş kesilmiş şekilde geri düştü.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Havaya doğru baktı, bir yıldızın parlamasının hafifçe söndüğünü fark etti. Dudağının kenarı kıvrıldı. Caddeye inip yürümeye başladı. Geniş pardösüsünün altına gizlediği çantasında lanetli kılıcını ve kutsal emaneti kontrol edip beze sardığı yumurtayı koydu… Bir yandan eski efsaneyi mırıldanmaya başladı…&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;“&lt;em&gt;Kılıçlarla kutsanan bu şan yumurtası, her kim ki onu kötü niyetleri için saf vücutla tutsun; ölsün, ölsün ve dirilsin ki sonra tekrar ölsün… Her hissedişinde kılıç darbeleri sarsın vücudunu, parçalansın parçalansın ve düzelsin ki sonra tekrar parçalansın… Ateşle doğan ateşle ölür, küller küle katılır…&lt;/em&gt;“&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: center;"&gt;*&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 0.4cm; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;Adam yeterince uzaklaştığında, evin birkaç metre ilerisinde karanlıklar içine park etmiş sapsarı bir taksi farlarını yakmadan hareket etti ve uygun bir mesafe kollayıp adamı takip etmeye başladı…&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-7141912393239028572?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/7141912393239028572/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/10/metalist-kayp-rhtm-ekim-ay-oyku-seckisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/7141912393239028572'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/7141912393239028572'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/10/metalist-kayp-rhtm-ekim-ay-oyku-seckisi.html' title='Metalist | Kayıp Rıhtım Ekim Ayı Öykü Seçkisi'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-5732245745123309003</id><published>2010-10-09T05:50:00.000-07:00</published><updated>2010-10-09T05:51:56.711-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dergilerde çıkan yazılarım'/><title type='text'>Neden Twit'leyelim | Ekim 2010 - bilişim dergi</title><content type='html'>&lt;span class="articles_font"&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;#1 - Twitter'ın gittikçe büyüyen kullanıcı sayısıyla Facebook'u zorlayarak dünyanın bir numaralı sosyal platformu olma durumuna yakından şahit olmak için. ( Artıyor takipçiler, durduramıyoruz efendim! )&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;#2 - O adres senin, bu adres benim gezmektense, haber sitelerinin resmî Twitter hesaplarını takibe alarak tek bir sayfa yenilemeyle hepsine ulaşmak için. ( Bir F5 her derde deva! )&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;#3 - Yapılan bilgi paylaşımının bir parçası olmak için. ( Ne, eski arkadaşınızın evlilik dışı çocuğu mu olmuş? Siz zaten lisede tahmin ederdiniz böyle bir şeyi. )&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;#4 - Twitter ulusal basından daha dürüst bir haber kaynağı olduğu için. ( Öyle ki, basının sık sık Twitter'dan rol çaldığı vakidir. )&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;#5 - Sadece o an ne yaptığını amaçsızca duyurmak için. ( Evet, bazen çok mutlu edici bir hadise oluyor bu amaçsızlık. )&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;#6 - Hiç duymadığınız bir şarkıyı duyabilmek veya hiç izlemediğiniz bir filme rastlamak için. ( Fizy'den linkler akar akar; bakarım... )&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;#7 - Basit altyapısıyla en eski model telefonun WAP bağlantısıyla bile girilebildiği için. ( Netekim, her zaman Twit'lemek şart azizim. )&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;#8 - Sadeliği için. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;#9 - Retweet* yapılmak için. ( Belki 3000'li yılların Sokrates'i siz olacaksınız, kim bilir? )&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;#10 - Sevdiğiniz ünlülerin pek çoğunu "elinizin altı"nda tutmak için. ( Emin olun, o kadar da sevmediğinizi fark edeceksiniz. )&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;#11 - Canlı bir ikinci el pazarı olduğu için. ( Usta, şuradan bi konser bileti uzatsana! )&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;#12 - Hapisten kurtulmak için. ( Ayrıntılar birazdan** )&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;#13 - NASA'nın komik astronotları için. ( Adamlar uyduyu sömürüyor Twit girebilmek için. )&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;- - -&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;* &lt;strong&gt;Kim Kimdir?&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Retweet: Birisinin Twit'ini aynen kendi hesabınızda yayınlarsınız. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Reply: Bir kişiye bir konuda 'cevap' yazarsınız, genelde 'reply'ler sizi takibe alanların anasayfalarında görüntülenmez.&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Direct Message: Hem takip ettiğiniz, hem de sizi takip eden insanlarla mesajlaşabiliyorsunuz.&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Favorite: Kendi "favori" listenize başka Twit'leri koyup unutmamanız gereken konuları elinizin altında tutabilirsiniz.&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Who to Follow: Facebook'taki “bunları tanıyabilirsiniz” listesinin lüzumsuzca Twitter'a uyarlanmış hali.&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Trending Worldwide: En çok yazılan Twit ögelerini listeleyen aparat. Ezel ve bilimum Türk dizilerini, yayınlandığı günlerde orada görmek mümkün.&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;** &lt;strong&gt;Zafere Kaçış&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Efenim develer tellal, pireler berber iken bir işadamı Mısır'a gider. Amaç ticarettir, lakin bir anlaşmazlık nedeniyle gümrükten geçemez ve tutuklanır, kodese konulur.&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Eh, adam işadamı; çıkarır Blackberry'sini ve sadece "@ jail" (Hapisteyim) yazar Twitter hesabına...&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Sonrasında bir gürültü kopar ve beş dakika içinde adam hapisten çıkar... Twitter hesabında takipleştiği "büyük" dostları ellerini uzatmış ve adamı çekip çıkarmıştır. Eee, ne derler; "Bana dostunu söyle, Retweet yapayım." Yok yok, böyle değildi sanırım...&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;- - - &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Sözün özü; Twit'lememek için bir sebebiniz yok. Ne duruyorsunuz, haydi!&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-5732245745123309003?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/5732245745123309003/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/10/neden-twitleyelim-ekim-2010-bilisim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/5732245745123309003'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/5732245745123309003'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/10/neden-twitleyelim-ekim-2010-bilisim.html' title='Neden Twit&apos;leyelim | Ekim 2010 - bilişim dergi'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-9071100177974034375</id><published>2010-10-09T05:47:00.000-07:00</published><updated>2010-10-09T05:48:31.946-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnternet Sitelerinden'/><title type='text'>Millilerin Gücü | 9 Ekim 2010</title><content type='html'>&lt;h3 class="post-title entry-title"&gt; &lt;/h3&gt; &lt;div class="post-header"&gt;  &lt;/div&gt; &lt;div class="post-body entry-content"&gt; &lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/TLAmg31FxeI/AAAAAAAAAkU/hk4opSYZ1MQ/s1600/ankaragucu+milli.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 224px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/TLAmg31FxeI/AAAAAAAAAkU/hk4opSYZ1MQ/s320/ankaragucu+milli.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5525959088967894498" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ankaragücü Kadrosu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Robert Vittek -Stanislav Sestak - Stefan Senecky - Marek Sapara: Slovak &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: center;"&gt;Jan Rajnoch: Çek&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: center;"&gt;Michael Klukowski: Kanada&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: center;"&gt;Michael Zewlakow: Polonya&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: center;"&gt;Roguy Meye: Gabon&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: center;"&gt;Drago Gabriç: Hırvat&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: center;"&gt;Theo Weeks: Liberya&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-9071100177974034375?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/9071100177974034375/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/10/millilerin-gucu-9-ekim-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/9071100177974034375'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/9071100177974034375'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/10/millilerin-gucu-9-ekim-2010.html' title='Millilerin Gücü | 9 Ekim 2010'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/TLAmg31FxeI/AAAAAAAAAkU/hk4opSYZ1MQ/s72-c/ankaragucu+milli.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-3823873705251709813</id><published>2010-10-03T15:44:00.000-07:00</published><updated>2010-10-03T15:45:33.654-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnternet Sitelerinden'/><title type='text'>Mert'çe Bir Seçim | 4 Ekim 2010</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Milli maçlar sayesinde Türkiye'ye transfer olan oyuncuların ne ilki oldu, ne de sonuncusu. Binlerce oyuncudan biriydi Nantes doğumlu Hakan Özmert... Orta saha oyuncusu, inişli çıkışlı bir grafiği yok esasen. Ortalama bir maç sayısına, sabit gol adeti sığdırır... Ancak bu sezon farklı. Artık Hakan Özmert'in yılı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göze çarptığı ilk sene; 2001 - 2002 sezonu, İsviçre maçları... İki maçta da yeniliyor milli takım lakin Hakan göze giriyor, sonraki sene beş maça çağrılıyor, Rusya'ya gol atıyor... Ve Sakaryaspor O'nu alıyor. Sadece bir maçta oynasa da, 7 milli maça çıkıyor Hakan... Gol atamadan kapattığı ilk sezon...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4'ü Sakaryaspor, 8'i milli forma altında 12 maça çıktığı sezonda Bulgaristan filelerini havalandırıyor, milli kariyeri nedense böyle son buluyor... Bir sonraki sene muhtemelen yönetim, "Bu adamı nereden aldık!" diye feryat ederek Karşıyaka'ya kiralıyor... Dardanel filelerini havalandırarak Edirne sınırları içindeki ilk golünü atıyor Hakan ve Sakaryaspor'a dönüşünde bir önceki sezon oynadığı 16 maçın üstüne 7 maç daha koyuyor, gol olarak bir fark yok; tek golü var o da sonranın şampiyonu Bursaspor'a...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonraki sene ise kariyerinin zirvesinde, ancak maç sayısı konusunda. 24 maça çıkıyor Hakan ve hiç gol atamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gole odaklı bir düzende, gol atamadığı müddetçe huzurunun kaçacağını anlıyor Hakan. İkinci kez yolcu. Bu kez temelli... Ve bir önceki yolundan biraz saparak... Karşıyaka'ya değil de, Antalyaspor'a gidiyor. Bank Asya 1. Lig'de çırpınan Yılmaz Vural'la küme düşen Antalyaspor'da Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Malatyaspor ve Diyarbakırspor maçlarında gol atıyor, 30 maçta oynadığı sezonun sonunda Süper Lig'e çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci Süper Lig tecrübesinde temkinli. 22 maçta üç gol atıyor, Fenerbahçe, Kayserispor ve Trabzonspor ağlarını havalandırıyor. Olayı çözmüş, "büyük" maçların büyük topçusu olup yerini sağlama alıyor. Bu maçlarda Antalya 2 galibiyet, 1 beraberlik alıyor. Hakan takımda kalıyor, istikrarı yakaladığı sezonda düşüşe geçiyor... 20 maça çıktığı Süper Lig'de, daha önce Bank Asya'da gol attığı Diyarbakırspor'a gol atıyor; bir önceki maçın aksine, bu kez üç puanı Antalyaspor alıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Hakan, Süper Lig'in yeni takımıyla anlaşıyor. Kardemir Karabük'lü artık... Huzur, Karabük'te yakalıyor Hakan'ı... Onu seçen hocasını mahçup etmiyor, öyle ya huzur gelince başarı da eşlik ediyor... 7. haftasını tamamladığımız Süper Lig'de 5 maça çıkan Hakan önce 3-0'lık maçta Gençlerbirliği filelerini havalandırıyor, ardından düello şeklindeki maçta Konyaspor'a bir gol atıyor skor 2-2 ve en sonunda asıl sükseyi evlerinde ağırladıkları Galatasaray'a gol atarak galibiyette pay sahibi olarak yapıyor, 2-1 biten maçta oyunuyla da göz dolduruyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başta da dedik ya, "bu sene o sene", Hakan Özmert'le tanışın; orta saha denince yıllar sonra adını anacağımız isimlerden sadece birisi... Ve emin olun, Anadolu içinde daha nice mert topçuları barındırıyor...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-3823873705251709813?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/3823873705251709813/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/10/mertce-bir-secim-4-ekim-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/3823873705251709813'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/3823873705251709813'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/10/mertce-bir-secim-4-ekim-2010.html' title='Mert&apos;çe Bir Seçim | 4 Ekim 2010'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-3022169499969818953</id><published>2010-10-03T15:33:00.001-07:00</published><updated>2010-10-03T15:33:59.121-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnternet Sitelerinden'/><title type='text'>Taraftarlık? | 3 Ekim 2010</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www18.gazetevatan.com/fotogaleri/resim.asp?kat=16317&amp;amp;page_number=14"&gt;&lt;img src="http://fotograf.gazetevatan.com/fotogaleri/act/16317_5390_03102010_3.jpg" style="border-color: rgb(226, 226, 226);" border="1" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://www18.gazetevatan.com/fotogaleri/resim.asp?kat=16317&amp;amp;page_number=14"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www18.gazetevatan.com/fotogaleri/resim.asp?kat=16317&amp;amp;page_number=14"&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;* Ali Sami Yen Stadyumu'nda güneşli bir pazar günü İBB - Bursa maçını izlemeye çalıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Öncelikle, stadın kuyruğundan bahsedeyim: Bilenler bilir, yeni açık kapısında bir zerzevat vardır, polis kontrolünün kontrollü bir şekilde gerçekleşmesi yani tek sıra geçişin sağlanması için kapıcık. İşte, anlamadığım olay şu ki; eşeği soksan tek tek girmesi gerektiğini anlayabilir, sen tutup on kişi birden giriyorsun, sonra polisle kavga ediyorsun, sonra bir de "Bize her deplasmanda aynı muameleyi gösteriyorlar" diye yakınıyorsun. Pes.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bitmedi. Maçın başlamasına beş dakika ya var ya yokken yeni açıktaki taraftar müsveddeleri önce aralarından geçip yukarı gitmeye çalışan emniyet mensuplarını tartaklamaya başladı. Sonra itiş kakış - ciddi bir kavga - ve tüm tribün "Emniyet dışarı" tezahüratı... Ne güzel...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Maç boyunca zaman zaman onar dakikaya yayılan piç'li, edep organlı tezahüratlar nedeniyle merak ediyorum TFF bir yaptırımda bulunacak mı? Hani her maç öncesi mikrofonlar bağırtılıyor ya: "Süreklilik arz etmesi halinde..." Eee, etti. Ne yapacaksınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Maça gelecek olursak; Bursaspor'da Volkan Şen etkisizdi, bol bol da küfür yedi. İki net gol pozisyonuna girdi, birini kaleci kurtardı, diğeri yan ağda kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İBB'nin kalecisi Hasagiç, adı sık sık şike söylentilerine karışsa da kalesinde güven veren bir oyun stili olduğu için vazgeçilmezler arasında. Bugün de birkaç kritik pozisyonda zemine sağlam basarak zaman zaman oyundan düşen defansını toparladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Herve Tum İBB'nin her şeyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bir de, belirtmek lazım ki; ilk defa taraftarın bu kadar rahat yönettiği bir hakem gördüm sahada. Bursalı oyuncuların narin vücutcukları yere değmeden faul düdüğü çalan hakem, yumruk yiyen İBB'liler için pek kılını kıpırdatmadı... Ofsayt/ faul kararları tutarsızdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İki takımın da defansı çok iyi oynadı. Özellikle Belediye defansının düşe kalka yer tutuşu ve top geçirmemesi mükemmeldi. Bursaspor ise kanatlardan hücum denediği ve bu taktikte inat ettiği için puan kaybetti. İBB ise ileride oyun kuramadığı için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Maça dair söylenecek ekstrem bir şeyler yok; gittik, uyukladık, geldik. Zaman zaman oyunda tansiyon arttı, ne zaman oyun hızlanacak olsa Bursaspor birkaç İBB'li oyuncuyu biçip oyunu başarıyla yavaşlattı. Sanırım amaçları bir puandı, başardılar ve evlerine döndüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Güle güle Bursaspor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-3022169499969818953?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/3022169499969818953/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/10/taraftarlk-3-ekim-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/3022169499969818953'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/3022169499969818953'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/10/taraftarlk-3-ekim-2010.html' title='Taraftarlık? | 3 Ekim 2010'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-8497856042172020767</id><published>2010-10-02T14:04:00.000-07:00</published><updated>2010-10-02T14:05:08.910-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='belirtiyorum.com'/><title type='text'>Bin Dokuz Yüz Doksan Üç | 3 Ekim 2010</title><content type='html'>George Orwell bir roman yazdı, hayatı değişti. &lt;p&gt;Adı "Bin Dokuz Yüz Seksen Dört"tü, romanda distopik bir düzeni ele alıyordu. Romanın distopik dünyasında, totaliter bir merkezi tek Parti'nin yönetiminde korku, propaganda ve beyin yıkama ile halk ve hayatı manipüle ediliyordu. Roman daha sonra ünlenecek Büyük Birader ve Düşünce Polisi gibi kavramları içermesiyle birlikte 20. yüzyılın en etkili romanlarından biri olarak satış anlamında da başarıya kavuşmuştur.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Türkiye'nin distopik seneleri ise, 1993 yılında başladı. Az çok düzgün ve "büyük birader"den bağımsızlaşma yolunda giden siyasi hayat belli güçlerce alt-üst edildi. 1993 yılı, Türkiye için çok şeylerin değiştiği ve birçok şeyin de ayyuka çıktığı yıl oldu...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Öncelikle, sene hızlı başladı. 20 ocakta Anap'ın iki bakanının dokunulmazlığı kaldırıldı ve yüce divana sevk edildi...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Dört gün sonra bu olayla ilgili yazı yazan Uğur Mumcu katledildi. Yakın çevresi, Uğur Mumcu'nun Kürt sorunuyla ilgili araştırmalar yaptığını aktardı sonrasında...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;12 Eylül Cuntası'na maddi destek sağlayan Jak Kamhi ise, Uğur Mumcu'dan daha şanslıydı. Uğur Mumcu'nun öldürülüşünden dört gün sonra düzenlenen suikastten kurtulan Jak Kamhi, bundan tam 14 yıl sonra DEVLET ÜSTÜN HİZMET madalyası alacak olan iş adamı bir rivayete göre Davos çıkışından sonra Tayyip Erdoğan'ın mesajlarını Peres'e taşıyarak AKP - İsrail barış elçiliğini yapacaktı.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;5 Şubat 1993'te ise Turgut Özal'la çekişme yaşayan ve ANAP'tan kopma noktasına gelen/ getirilen Adnan Kahveci çalışma olan otoyola ters yönden girerek hayatını kaybetti. Matematik branşında uluslararası dereceleri olan Kahveci'nin ters yöne neden girdiği asla anlaşılamadı.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bunun sadece 12 gün sonrasında ABD muhalifliğiyle ün kazanan Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis'in helikopteri düştü ve Bitlis öldü. ODTÜ heyetinin incelemeleri sonrasında olayın suikast olduğu kesinlik kazandı, ancak tek sorun; suikast kimin işiydi? Hala da çözülemedi...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Yerine atanan Aydın İlter'in iptal edilen PKK operasyonları döneminin Genel Komutanı olduğunu belirtmek abes kaçmaz sanırım...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ve Bedri Yağan öldürüldü.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu olayların tam iki ay sonraısnda cumhurbaşkanı Turgut Özal öldü. Bu konuda ayrıntı vermeye hacet yok, altı gün sonra cumhurbaşkanlığına adaylığını koyan ve bir ay sonrasında seçilen Süleyman Demirel'in ülkeyi soktuğu hal ortadayken, tutup "şu yüzden öldürüldüğünü düşünüyorum" yazmanın söylemenin çok da önemi yok. Kaldı ki, Süleyman Demirel aday olacağını açıklayınca Yıldırım Akbulut'un ANAP'a dönmesini de iyi irdelemek lazım.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Anap'ı paylaşan zihniyetin DYP'ye çöreklenmemesini beklemek, George Orwell'in yaptığından daha distopik olurdu. Tonlarca hadisenin arasında Tansu Çiller 8 haziranda DYP'ye talip oluyor, 13 haziranda ikinci turda seçiliyor ve iki gün sonra da başbakan oluyordu. Kurduğu kabine yüzünden üç milletvekili DYP'den istifa ediyordu.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Peki arka planda neler dönüyordu?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;PKK iyice azıtmıştı, 25 mayısta tam 33 askerimiz şehit edili. 30 hazirandaysa 13 askerle birlikte Van'da otele saldıran teröristler 11 kişiyi öldürecekti. 11 temmuzdaysa Mardin'de 7 kişiyi, Erzurum'da bir otobüs şoförü ve muavinini öldüren teröristlerin nereden güç aldıkları daima merak konusu oladursun, Türk siyaseti kaynıyordu.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Mehmet Ali Ağca'nın arkadaşı olan TKEP lideri Teslim Töre 7 mayısta yakalanıyordu...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;SHP'nin genel başkanı Erdal İnönü'yse 6 haziranda partisinden çekildiğini açıklıyordu. Keza, aynı İnönü 12 eylül tarihinde kabinedeki bakanlığından da istifa edecekti. Ve SHP tam üç ay boyunca genel başkansız kalıyordu...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;PKK terörünün yanı sıra yobaz şahlanışı acı meyveyi yediriyordu: Sivas'ta yakılan aydınların sırrı hala çözülemezken, Madimak ayıbı giderilmiş değil henüz. Takvimler 2 Temmuz 1993'ü gösteriyordu.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;On gün sonrasında Mehmet Ağar emniyet genel müdürlüğüne getiriliyordu... Daha sonra Çiller'in "Devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir" fermanının 'atan' öznesi olacaktı...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;14 temmuzda PKK 'durmak yok yola devam' diyerek 6 er, 1 astsubay ve 1 bekçiyi öldürüyordu. Aynı gün HEP kapatılıyordu. Üç gün sonra Antalya'da üç otel bombalanıyordu. Bu olayların örgütün elebaşısı Öcalan'ın Ruslar gibi "sıcak denizlere inme" hayalinin bir ürünü olduğu ise demeçlerindeki "tatil yerlerine saldırılacak" ifadelerinden anlaşılıyordu...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;19 temmuzda Atalay Coşkunoğlu yüce divana götürülüyordu... Köyündeki insanları mevki makam sahibi yaptığı kanıtlanan Coşkunoğlu için savunulacak pek durum yoktu ancak tek suçlu Atalay Coşkunoğlu muydu? Girdiği tüm ihaleler Özal onaylı olan Coşkunoğlu'nun haksız kazancının tek bir cebe girdiği de bir ütopya olmalıydı...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Artan terör olaylarına rest olarak önce tarihte ilk kez doğuda, Diyarbakır'da, bakanlar kurulu toplandı; 22 temmuz... Ve bunun beş gün ertesinde Doğan Güreş'in genelkurmay başkanlığı süresi bir yıl arttırıldı. Ki bu paşa daha çok "Etekli Doğan Paşa" olarak bilinirdi ve Çiller için "Şak diye emrediyor tak diye yapıyorum" veczini yumurtlamıştı...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;2 gün sonra Muhittin Fisunoğlu Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan alınıp yerine İsmail Hakkı Karadayı getirildi... Ki 28 şubat kararlarını alan TSK'nın genelkurmay başkanı da bizzat kendileri olur.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Anap'tan İstanbul Belediye Başkanı olmak için 3 ağustosta DPT'den ayrılan İlhan Kesici geçtiğimiz günlerde de CHP'den ayrıldı. Sanırım Kesici cephesinde pek değişen bir şey yok...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;4 ağustosta Cumhuriyet yazarı Cüneyt Arcayürek cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e danışman oldu. Bir ay sonra Batman'da çıkan olaylarda DEP milletvekili ve DEP Batman İl Yönetim kurulu üyesi öldürüldü...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;10 eylülde ise Turgut Özal'ın, sırf O terfi etmesin diye terfi sistemini değiştirdiği Hüseyin Doğan Özgöçmen'e suikast düzenlendi...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;SHP'nin 6 haziranda boşalan başkanlık koltuğuna 11 eylülde düzenlenen 4. kurultayda Murat Karayalçın oturdu. 14 eylülde ise Çiller'in başkan olmasıyla DYP'den ayrılıp yeni bir parti oluşumuna başkanlık eden Hüsamettin Cindoruk tekrar meclis başkanlığına getirildi.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;29 eylülde gene Antalya'da askerî uçak bir eve düştü, pilot ve ev halkı da dahil 8 kişi hayatını kaybetti.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;PKK git gide güçlenerek bölgede söz sahibi olurken önce 16 ekimde Diyarbakır'daki gazeteleri kapattırdı, ardından 21 ekimde siyasi partilerin aktif işlerini yasakladığını açıkladı.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;22 ekimde Siirt'te köy basıldı 22 kişi öldürüldü, aynı gün Diyarbakır Lice'de Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın katledildi. Geçtiğimiz günlerde bir PKK itirafçısının ifadeleri sayesinde davası tekrar gündeme gelen Aydın'ı bir Jitemcinin öldürdüğü iddiaları üzerinde yoğunlaşıldı... Bahtiyar Aydın'ın terörle mücadelede şiddetten çok diyalog yanlısı olduğu biliniyordu.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Tabii Jitem'in devlet tarafından daima inkar edilen bir kuruluş olduğunu da belirtirsek, Aydın'ın neden öldürüldüğü anlaşılacaktır sanırım...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bütün bu gerilimlere karşılık hükümetin aldığı tek önlemse 4 kasımda SHP Diyarbakır milletvekili Fehmi Işıklar'ın görevine son vermekti.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Buna mukabil, ileride Kürtçe yemin ettiği için milletvekilliği iptal olacak olan Hatip Dicle, DEP isimli partinin 1. kurultayında başkan seçilirken tarihler 12 aralığı gösteriyordu. Fehmi Işıklar'ın rovanşı alınmıştı...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;29 aralıkta Kılavuzköy'de 12 er, Mardin'de ise 2 polis şehit edilerek bu yıl bitirilmişti...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;* * *&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Şimdi, düşünün; referandum sonrası hükümetin değişeceği iddia ediliyor... "Hayır" çıkan illerdeki bakanların kabineden uzaklaştırılacağı vs... Cumhurbaşkanlığına da başbakan Tayyip Erdoğan'ın geçeceği muhtelif iddialar arasında...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bir hayal kuralım mı?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı oluyor. Numan Kurtulmuş ise yepyeni bir hareketle meclise gelip başbakan yaptırılıyor... Ve kabineyi kuruyor...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Üstelik bu kez, süprize de gerek yok. Yahya Demirel vakasından AKP tayfasında çok var!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Mesela, öldürülen tiyatrocu Sevim Tanürek'in hesabı ödetilerek işe başlanabilir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;PKK desek hala güçlü... Üstelik en dişli rakipleri Osman Pamukoğlu, yüzde hesaplarıyla siyasette raksediyor. Önlerinde engel yok...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Faili meçhuller deseniz, tam gaz efendim. Bizde ömür biter cinayet bitmez, malumunuz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;O değil de, olaylar gene Karabükspor'u vuruyor iyi mi!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu saydığım olayların oynandığı futbol sezonunda küme düşen, sonra tekrar çıktığı ligde 1999 depremiyle küme düşen Karabük bu sene tekrar yükseldiği birinci ligde bir ülke faciasına daha şahit olur mu dersiniz? Yok yok, onlar sadece gol atsınlar...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-8497856042172020767?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/8497856042172020767/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/10/bin-dokuz-yuz-doksan-uc-3-ekim-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8497856042172020767'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8497856042172020767'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/10/bin-dokuz-yuz-doksan-uc-3-ekim-2010.html' title='Bin Dokuz Yüz Doksan Üç | 3 Ekim 2010'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-1715456754005367553</id><published>2010-10-02T08:40:00.000-07:00</published><updated>2010-10-02T08:43:52.250-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Birgün Gazetesi'/><title type='text'>Hep Şampiyon Olanlar | 2 Ekim 2010</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/TKdS-yGepfI/AAAAAAAAAj8/uVsyLn9INXI/s1600/fragman.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 110px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/TKdS-yGepfI/AAAAAAAAAj8/uVsyLn9INXI/s320/fragman.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5523474706547516914" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/TKdSzX8CpOI/AAAAAAAAAj0/51M6pu7OhEI/s1600/Birg%C3%BCn+2+Ekim+2010.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 315px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/TKdSzX8CpOI/AAAAAAAAAj0/51M6pu7OhEI/s400/Birg%C3%BCn+2+Ekim+2010.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5523474510545855714" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-1715456754005367553?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/1715456754005367553/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/10/hep-sampiyon-olanlar-2-ekim-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/1715456754005367553'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/1715456754005367553'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/10/hep-sampiyon-olanlar-2-ekim-2010.html' title='Hep Şampiyon Olanlar | 2 Ekim 2010'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/TKdS-yGepfI/AAAAAAAAAj8/uVsyLn9INXI/s72-c/fragman.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-4646232397140451785</id><published>2010-09-29T15:49:00.000-07:00</published><updated>2010-09-29T15:50:28.977-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='belirtiyorum.com'/><title type='text'>Suskunların Semeri | 27 Eylül 2010</title><content type='html'>Türkiye'nin dinmeyen acısı, eğitim sistemidir bence. &lt;p&gt;Okul öncesi eğitimi de dahil edersek toplam on beş yıldır Türkiye'de "eğitiliyorum"... Lakin öğrencilerden çok, sistemcilerin eğitilmeye ihtiyacı var gibi geliyor daima...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bakınız, yurt dışındaki sistemlere de az çok aşinayız. Kimse bizi gözleri kapalı, dış dünya karşısında bir kozaya girmiş bekliyor sanmasın...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Çok basit bir örnekle, o hep ahlaksızlığını aldığımız batıya bir uzanalım mı isterseniz?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Almanya'da mesela...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Okul öncesinden çocukların ilgi alanlarına yönelik eğitim verilir. Adı da MESLEKÎ EĞİTİMdir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bizde ise, hani başbakan diyor ya, iki koyun gütmeyen diye; eğitime uyarlarsak iki damla mürekkep yalamayanı yetkili mercii yaptıkları için çıkıp diyebiliyor ki: Üç yıl meslek eğitimi yeterlidir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;"Yeter de artar bile..." diyecek de, ar damarı çınlamaya başlıyor... Biyolojisi hala insan en azından...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sınav sistemine değinmek bile istemiyorum, amacım klişizm değil. Sistem kötü veya değil konu bu olmamalı... Misal zamanında sınava hazırlanırken Türkiye'deki öğrencilerin yüzde doksanı gibi bir dersaneye gitmiştim... Seviye olarak alt sınıflardaki öğrencilerin çoğu sınav sisteminin ne kadar lüzumsuz, boş, aptalca olduğundan dem vurup yeni - ütopik - sistemler üretiyordu... Üst sınıflardaki öğrenciler ise tamamen sisteme odaklı, başarıya endeksli bir şekilde çalışmakla meşguldü...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ülke olarak sistemlerin değil, eğitimlerin kötülüğüne dikkat çektiğimizde sistem de değişecek oysa biz, yani ileride bu sistemin başına geçecek olan nesil farkında mısınız acaba sadece yakınmakla meşgulüz?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Eğitimin nesi kötü, diyenler vardır. İyi kötü bir şekilde gidiyor, diyenler de çoktur eminim.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Hepiniz haklısınız.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kamuya personel, okula öğretmen seçen bir sınavda EĞİTİM BİLİMLERİ bölümünde kopya dağıtıldı.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Basit olacak ama; tehlikenin farkında mısınız?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu oyunu anlayabiliyor, niteliğince etüt edebiliyor musunuz?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kendi zihniyetlerince öğrenci yetiştirebilmek için kendi zihniyetinin öğretmenini atamaya çalıştılar...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ve bu haksızlık karşısında ne yazık ki milletçe bu şeref yoksunu hak yiyicilerin yüzüne bir şamar olup inmedik, inemedik... Yakalarına yapışamadık... Hakkı yenen milyonların hesabını soramadık...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Neden biliyor musunuz?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Böyle eğitildik...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Pısırık...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sessiz...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bana dokunmayan yılan bin yaşasıncı...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sistem bir hiç; eğitim baki kalır, bunu anlayana kadar da bütün kulvarlarda hakkınız yenir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Eğitimin sadece bir kartvizit öznesi olduğu bir ülkede sistemin de hükümetsel rövanş niteliği taşımasından daha doğal bir şey olamayacağı kanaatindeyim...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ve gördük işte; eğitim cehaleti alır derlerdi inanmazdım. Altın semerler bile eşeklikleri gizleyemiyor; Türk eğitim sistemi semerci anlayışla yeni sezonda Türk okullarında... İlgiyle izleyin efendim, en "benim" diyen diziden âlâ!&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-4646232397140451785?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/4646232397140451785/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/09/suskunlarn-semeri-27-eylul-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/4646232397140451785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/4646232397140451785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/09/suskunlarn-semeri-27-eylul-2010.html' title='Suskunların Semeri | 27 Eylül 2010'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-4782798904232286121</id><published>2010-09-29T15:47:00.000-07:00</published><updated>2010-09-29T15:48:11.222-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='belirtiyorum.com'/><title type='text'>Elli Sekiz | 19 Eylül 2010</title><content type='html'>&lt;p&gt;Yüzde elli sekiz evet dedi. Bardağın boş tarafı, doluya bakarsak; kırk iki hayır var.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;En aklı kıtın da tahmin edebileceği üzre, çoğunluk kıyı şeridinde. Yani, "kanıksanmış oylar".&lt;/p&gt; &lt;p&gt;İç anadoluya geç, masmavi. Karadeniz hak getire.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Yine de yüzde altmış bile değil. Türkiye'nin yarıya yakını hayır dedi, ama o yasalarla yargılanmaya resmen "mahkum edildi".&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Uzlaşma, palavra.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kucaklama; külliyen yalan.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kucaklamayı ilk dile getirdiğinden bugüne kendi görüşüne ters kuvvetli kalemleri Silivri'ye tıkmadı mı? Eh, bu referandum da sanat camiasını böldüğüne göre sırada hayır'sever sanatçılar var diyebiliriz... Silivri dolsa da sorun değil, yeni anayasada yurt dışına çıkış kısıtlandığı için kafese tıkılmış kuş gibi dolanır dururlar 81 ilde.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;81 il kalır mı bir yıla, orası muamma...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Başkanlık sistemi Özal'dan beri fısıldanan bir gelenekken ilk defa somut adımlara rastlıyoruz. İlk defa bu kadar "gümbür gümbür" geliyorlar. Başkanlık için geliyorlar. Referandum evvelinde Apo'yla neyin pazarlığını yapmışlarsa, iyi tuttu. Katılım oranının yüzde on - on beş olduğu Doğu'yu "sildi süpürdü" AKP. Tebrik ediyorum, küçük zaferlerin büyük gölgeleri olur; gölgeye sığınanları da tebrik ediyorum.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bir gölgeden diğerine sıçrayanları da...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Hani, bağırıyorlar ya...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Hani, bu ülkede hükümeti eleştiren herkes - haşa - DARBECİ ya...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Darbe fısıltıları çığlık oluyor ya...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Diyorum ki ben de...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu millete darbe yapacak adam, henüz doğmadı.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ama darbe yavşakları oldukça, siz onu da doğurursunuz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Darbe olursa - umarım böyle bir anti demokratik rejimle karşılaşmayacağız - ilk şakşaklayanlar da bu çığırtkanlar olmayacak mı?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;60'da nasıl olduysa...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;71'de ve kezâ 81'de...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Referandumdan sonra Kenan Evren için mahkemeye koşan Ufuk Uras, darbe rejiminde bakanlık alsa koşa koşa el öpmeye gitmez mi sizce?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Tekrar başkanlığa dönelim.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;"Olur mu", "olmaz mı"yı bir kenara bırakalım.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Neden olmasın?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu ülkeyi gördük, bir hafta önce. Herkes düzenden rahatsız. Herkes anayasanın değiştirilmesini istiyor. Bardağın boş tarafını hatırlayın, elli sekizi...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Televizyonlarda, gazetelerde bağıran darbe çığırtkanlarını anımsayın...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Onlara sesleniyorum, elinizi vicdanınıza koyun; kaldıysa hâlâ...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Şunu söylüyorum, çok kötü günler bizi bekliyor. Ülkecek. Kırk'ı elli'yi boşverin. Yüz'e odaklanın.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Hükümeti, ki numaradan yazdırdığı iddianameleri bile eline yüzüne bulaştıran bir hükümet...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Balyoz dediler, 2008'de adı değişen hastaneyi 2004 imzalı belgeye soktular. Adı değişen subayı, sonraki adıyla yazdılar. Hukukçuya yargıya böyle balyoz indirdiler. Parmak kuklası mübarek!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Delil karartmaya çalışıp, ayyuka çıkan bir hükümet...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;KPSS kitapçıkları kimler tarafından "çizik"tirildi, incelensin; bulunsun. Buldurmamak için KPSS'yi iptal ettiler, yok böyle bir olay! Türkiye'de ilk!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Okyanus ötesinin kulu olan bir iktidar...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bir Hrant Dink, bir Santoro olayını çözemeyen; aciz bir iktidar...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Anayasa yazacak.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Yersen.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-4782798904232286121?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/4782798904232286121/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/09/elli-sekiz-19-eylul-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/4782798904232286121'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/4782798904232286121'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/09/elli-sekiz-19-eylul-2010.html' title='Elli Sekiz | 19 Eylül 2010'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-2524564143109413042</id><published>2010-09-29T15:43:00.000-07:00</published><updated>2010-09-29T15:44:29.827-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnternet Sitelerinden'/><title type='text'>Anadolu'nun Arda Turan'ı | 29 Eylül 2010</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Daha çok milli maçlarda form tutan bir oyuncudan bahsetmek istiyorum bu hafta, Fenerbahçe PAF takımından çıkıp hukuki sorunlarla transfer olan bir oyuncudan... Özgür Çek'ten...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbol ortamına Türkiye - Ukrayna maçıyla merhaba diyen Özgür o sezon dört milli maçta oynar, PAF ligindeyse Fenerbahçe - Ankaragücü maçında. Takvimler 2006 - 2007 sezonuna işarettir... Sonraki sezon tam 35 maçta oynar ki bunlara milli takımın Avrupa Şampiyonası finalleri de dahildir, orta bir performans gösterir; üçü penaltıdan olmak üzere on gol atar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonraki sezon ise Avrupa Şampiyonası elemelerinde namağlup milli takımın değişmez ismidir artık. 42 resmi maçta 11 gol atar, bir orta saha oyuncusu için hele hele O'nun yaşındaki bir oyuncu için iyi bir performans! Ki bu performansla ilk transferini gerçekleştirir; Ankarasporludur artık Özgür. 18 yaşında, bambaşka bir kente gider...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak şanssızlık, Ankaraspor küme düşürülür; sadece bir maça çıkabilmiştir. Federasyonun özel izniyle transfer olur: Kentin diğer takımına, Ankaragücü'ne... O sezon az maçta oynar lakin bir ayrıntıya değinmek istiyorum: Alt takımlarda da olsa İngiltere'ye gol atan tek Türk milli takımı oyuncusu olur, 1-1 biten maçta şanımızı kurtarır; o gole ek olarak İsviçre maçında da gol atar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oynadığı iki resmi maç arasında tam dört ay fark olur, transfer pek yaramaz... Ancak yeni sezona bomba gibi girer Özgür Çek; yani içinde bulunduğumuz sezona...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her maç forma şansı buluyor, ligin ikinci haftasında Ankaragücü formasıyla Süper Lig'deki ilk golünü de attı; artık özgüveni de var!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takımının yenildiği Gençlerbirliği derbisinde topu her ayağına aldığında rakipten rahat dört adamı çalımlamasıyla, dik duruşuyla, paslarıyla Arda Turan'ın şımarmamış halini anımsatıyor... Ancak bir futbol takipçisi olarak Özgür'ün bireysel yeteneklerini daha çok açığa çıkarabileceği bir takımda oynaması gerektiği kanaatindeyim. Ankaragücü gibi herkesin bireysel bazda oynadığı takımlar Özgür için harakiri niteliğinde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de, Özgür'ü çok büyütmeyelim gözümüzde; bekleyip görelim. Kalıbının adamı olacak mı yoksa "sevgilisine sinema kapattıran şımarık çocuğa" evrilecek mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-2524564143109413042?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/2524564143109413042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/09/anadolunun-arda-turan-29-eylul-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2524564143109413042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2524564143109413042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/09/anadolunun-arda-turan-29-eylul-2010.html' title='Anadolu&apos;nun Arda Turan&apos;ı | 29 Eylül 2010'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-2558664863484452806</id><published>2010-09-27T15:38:00.000-07:00</published><updated>2010-09-27T15:41:03.773-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnternet Sitelerinden'/><title type='text'>2010 Model Derbi | 27 Eylül 2010</title><content type='html'>&lt;h3 class="post-title entry-title"&gt; &lt;/h3&gt; &lt;div class="post-header"&gt;  &lt;/div&gt; &lt;div class="post-body entry-content"&gt; &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/TJ8s2IJWmjI/AAAAAAAAAjY/6PAdC_Hw5rc/s1600/VSCN7052.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/TJ8s2IJWmjI/AAAAAAAAAjY/6PAdC_Hw5rc/s320/VSCN7052.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521180976590789170" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt; Ankara derbisi sıkıcı değildi.   &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;İlk on – on beş dakika Ankaragücü sadece pas yapınca maçın beş golle biteceğini düşündürten bir görüntüye sahip olduysa da, bilhassa yirmi beşinci dakikadan sonra Gençlerbirliği defanstan oyun kurmaya başladı. Başlayış o başlayış.&lt;/p&gt; &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Ankaragücü yıldızlar karması. Çabuk yoruluyorlar. Ki öyle de oldu. Gençlerbirliği'yse takım halinde savunma – takım halinde hücum anlayışını oturtmaya çalıştığı için zorlandı bir hayli. Ama pozitif bir nokta olarak yorulmadı. Bal yapamayan arı görüntüsü ise ne yazık ki Ankara'nın iki takımında da ayyuka çıktı.&lt;/p&gt; &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Özgür Çek, Anadolu'nun Arda  Turan'ı olmuş.&lt;/p&gt; &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Bilal Kısa'nın acilen Aykut-silin'e ihtiyacı var. Özgüveninin çok düşmüş olması muhtemel. Kanat bindirmelerde vücudunun cılızlığı çok negatif etki yaratıyor, futbol zekasıysa ben O'nu tanıdım tanıyalı sabit. Aykut Kocaman'ın Bilal Kısa sihri, Ümit Özat'ın takımında işlemiyor sanırım...&lt;/p&gt; &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Theo Weeks bir türlü inmeyen bir balon gibi; Ankaragücü'nün wonderkid'i olması an meselesi keza Souleymanou gibi Türkiye turu yapması da...&lt;/p&gt; &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Ümit Özat'ın Meye'yi hızlı  olması nedeniyle kanata koyması tam bir taktik intihar oldu.   &lt;/p&gt; &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Gençlerbirliği'nin takım oyunu muazzam. Defansın yer tutuşu ve orta sahanın mücadeleci tavrı ileri hatla buluşabilse Gençlerbirliği ilk beşe girer. &lt;/p&gt; &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Orhan Şam her sezon kendisini geliştiriyor. Bu sezon da kanat bindirmesi yapmayı öğrenmiş. 35 yaşında ikinci İbrahim Üzülmez olursa şaşmamak lazım.&lt;/p&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;İbrahim Üzülmez demişken, geçen haftaki Hakan Arıkan pozisyonunun Serdar'ın başına gelmesi Serdar için çok kötü oldu evet ama Serdar kalede olsa Ankaragücü rahat üç gol bulurdu. Özkan ise gerçekten iyi bir kaleciymiş...&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Özden 41 numarasıyla, Kocaeli'den yolu geçen rakip kaleci Serdar'la iyi bir eşleşme oldu lakin yenildi...&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Gençlerbirliği'nde kafası yarılan bir defans oyuncusu vardı, doksan dakika boyunca kafa toplarına çıktı ve hatta son dakikalarda kafa golü bile buluyordu az kalsın. Thomas Doll'un maç sonrası "inancın zaferi" açıklamasının öznesi de bu oyuncuydu muhtemelen.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Patiyo iyi niyetli bir topçu.&lt;/p&gt; &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Billy Mehmet gelecekte elimizden  kaçan Türk asıllı yabancı oyuncu olabilir. Dikkat etmek lazım.&lt;/p&gt; &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Ümit Özatl'ar, Thomas Doll'lar  karşısında daima kaybetsin.&lt;/p&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="300" height="190"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/MhLxVIbiYvQ&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;feature=player_embedded&amp;amp;version=3"&gt;&lt;/object&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-2558664863484452806?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/2558664863484452806/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/09/2010-model-derbi-27-eylul-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2558664863484452806'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2558664863484452806'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/09/2010-model-derbi-27-eylul-2010.html' title='2010 Model Derbi | 27 Eylül 2010'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/TJ8s2IJWmjI/AAAAAAAAAjY/6PAdC_Hw5rc/s72-c/VSCN7052.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-645385402160292103</id><published>2010-09-22T15:19:00.000-07:00</published><updated>2010-09-22T15:20:51.579-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnternet Sitelerinden'/><title type='text'>Sabrın Ateş'i | 13 Eylül 2010</title><content type='html'>&lt;div id="ShortDescription" class="FloatLeft"&gt;Futbol sahnemize 97 - 98 sezonunda paf liginde  Fenerbahçe'ye attığı golle giriş yapan bir İzmirli Necati.&lt;/div&gt;                                 &lt;p&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Futbol sahnemize 97 - 98 sezonunda paf liginde  Fenerbahçe'ye attığı golle giriş yapan bir İzmirli Necati. Altay alt yapısından yetişip paf liginde 3 senede 20 gol atıp Aydın'a gider. Bir gol atar, Altay'a döner. Bu kez PAF değildir, önce takımı 2. lig kademe maçlarında sırtlar; sonra 2. ligde. Bir sezonda tam 19 gol atmıştır, Türk Telekom Lig A'da da Altay formasıyla bir gol atar lakin kuş yuvadan uçar; Adanasporludur artık. 17 gol atar Adana formasıyla Türk Telekom'da... Sonraki sezon Adana Süper Lig'e çıkmıştır; 18 gol atıp milli takıma seçilir, üç gol atar. Adana formasıyla beş gole imza atar sonra da PAF liginde her sene en az iki gol attığı takıma transfer olur. Galatasaraylıdır artık... Dokuz gol atar. O sezon Galatasaray formasıyla; birisi de Adanaspor'adır gollerinin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-2'lik Trabzon derbisinde iki gol atar galibiyeti getirir, o sezondan kalan en önemli hatırası budur...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Bir sonraki sezon, Türkiye Kupası yarı final maçında biri penaltıdan olmak üzere iki gol atacaktır ve 5-3'ün mimarı olacaktır gene Trabzonspor karşısında... Hatta 5-1'lik Türkiye Kupası finalinde de bir gol, bir asistle Fenerbahçe'yi yıkanlardan birisi olur... O üç golün dışında da ligde 15, kupada bir gol daha atmıştır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Trabzonspor'u boş geçtiği sezonda, Fenerbahçe'ye gene acımaz. 3-2'lik çeyrek finalde galibiyeti getiren gollerden birini atar. Ayrıca ligde ve kupada o sezon 22 gol atmıştır, kariyerinin zirvesindedir Necati. Özel maçlarda da milli takım adına iki gol atar...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt; &lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Ancak bir şeyler ters gidiyordur... Dünya Kupası elemelerinde iki ve özel maçta bir gol atarak milli takımla parlayıp girdiği sezonda Galatasaray formasıyla sadece yedi gol atabilmiştir... Bu dönemde daha çok özel hayatıyla gündeme gelir Necati...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt; &lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Takım arkadaşlarıyla ve teknik heyetle yaşadığı sürtüşmeler çoğu kişiyi rahatsız edince Ankaraspor'a kiralanır, vasat bir dönem geçirir. Yarım sezonda sadece dört gol atar. Galatasaray O'nu istemiyordur artık, sırf tesislere yakın olmak için İstanbul Büyükşehir Belediye'yle anlaşır. İbrahim Akın'la iyi bir ikili olurlar. Vasat sezonun kârı, sekiz gol daha atar İBB formasıyla...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt; &lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'a dönemiyordur, Real Sociedad'a gider. Tartışmalı bir sezonun ardından Antalyaspor'la lige döner. 17 gol atıp eski günleri hatırlatır... Attığı goller kadar asistleri ve kaptanlığın yükünü de üstlenmesiyle göz doldurur...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;   &lt;p&gt; &lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Bu sezona da iyi başladı Necati; bu hafta iki gol birden atıp takımının 1-0 geri düştüğü maçı 2-1 kazanmasını sağladı...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Necati, futbolcuların korktuğu konularda dahi yürekli açıklamalar yaparak - kimi zaman sivri dilli - göze battı daima. Galatasaray'da son sezonunun açılış maçında Ankaraspor karşısında kaçırdığı penaltı nedeniyle sahada takım arkadaşı Hasan Şaş'la yaşadığı atışma her şeyin ayyuka çıkmasına neden oldu: Bizim yöneticilerimiz, çok konuşan sporcuyu sevmiyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Özel hayatını bir kenara koyun, Necati'ye katılırsınız veya katılmazsınız orası ayrı. Ama görüşlerini dürüstçe, dobra dobra dile getirmesi daima takdir edilecek bir şey olmuştur. Real Sociedad'da oynadığı dönemde dahi, Türkiye'deki televizyon programlarına telefon bağlantısıyla katılıp kendisi hakkında ileri geri konuşan futbol otoritelerine (!) ders vermiştir. Cesurdur Necati, İzmir çocuğudur. Asi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;   &lt;p&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Ferrarisiyle İzmir - Çeşme yolunu 11 dakikada geçtiği rivayet edilen, telefonla fuhuş pazarlığı dinlemesine takılan, a milli basketbolcuların Florya'da yaptığı futbol maçında hakemlik yapan nev-i şahsına münhasır yetenekli bir forvet o...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Özdilek'le eski fırtınalı Adana günlerine dönmesi dileğiyle...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-645385402160292103?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/645385402160292103/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/09/sabrn-atesi-13-eylul-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/645385402160292103'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/645385402160292103'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/09/sabrn-atesi-13-eylul-2010.html' title='Sabrın Ateş&apos;i | 13 Eylül 2010'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-2185932254478045412</id><published>2010-09-22T15:16:00.000-07:00</published><updated>2010-09-22T15:17:31.270-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnternet Sitelerinden'/><title type='text'>Kader Ortakları | 21 Eylül 2010</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Bir tanesi kariyerli, bilindik, duyulduk bir isim... Çok takım gezmiş, ancak Türkiye'deki kadar görkemli bir istatistik kazanmamış asla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğeri ise daha futbolunun baharında, ikinci takımında; bambaşka bir ülkede.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Ve ikisi de ilk geldiği sene sükse yaptı, tek bir farkla: Farklı liglerde...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Emmanuel Emenike Bank Asya 1. Lig'de 16 gol ile bir önceki sezon Ordusporlu Bruno'nun açtığı yoldan ilerleyip "geldiği sezon yıldızlaşanlar" listesine adını altın harflerle, Karabükspor formasıyla, yazdırdı. Bruno gitmeseydi, 2009 - 2010 sezonunda bu ikilinin gol düellolarını izleyebilirdik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karabükspor o sezon 74 gol attı, 16'sı Emenike imzalıydı... Tabii rüzgar Süper Lig'de de dinmedi... İlk maçında 1-0'lık Manisaspor galibiyeti, gol gene Emenike... Beşiktaş'a da gol atmasına karşın; 4-1'lik mağlubiyet üzmüştür genç futbolcuyu ki tek golle bu işin yürümeyeceğini düşünüp bir sonraki maçta 2 gol birden attı Gençlerbirliği'ne. Hatta yetmedi, bir de asist yaptı...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Gelelim, diğer portreye...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Kayserispor yaptığı transferlerle çok konuşulan bir takım halindeyse bunu Fenerbahçe'ye dört gol atan Aghahowa'ya ve diğer üst niteliklerdeki Premier Lig apoletli futbolcularına ve son olarak da gol kralına borçlu. Ariza Makukula'ya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makukula da Emenike gibi 2009 - 2010 sezonunda Türkiye sınırlarına girdi, rüzgar gibi esti. Üstelik sadece rakip kaleye değil, kendi kalesine de çok gol attı... Toplam 21 golle gol kralı oldu ve gitti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Kayserispor bu futbolcuyu birkaç bin dolar fazla vermemek adına kaybetti. Sonra? Spekülasyonlar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Trabzon'a ha geldi ha gelecek derken Insua'nın Galatasaray macerası gibi oldu. Transferin son gününde, Manisaspor'la anlaşıp herkesi şaşırttı. İlk çıktığı hazırlık maçında gol attı. Sonra Trabzon karşısında ilk 11'deydi. 1-0 geri düşen takımını sırtladı, iki gol attı 3-1'lik galibiyetin mimarı oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Ayrıntıları bilmiyorum, Trabzonspor ne kadar para farkla kaçırdı Makukula'yı; cidden bir fikrim yok... Ama şunu biliyorum ki, sezon sonunda bir puanla dahi Avrupa kupaları kaçarsa bunun sorumlusu Makukula değil...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Benzerlikler, demiştim ya!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Makukula'yla aynı hafta bu sezonki ilk "double double"ını yapan Emenike'nin kaderi aynı... Türkiye'ye İlhan Cavcav sayesinde gelen Emenike, Gençlerbirliği'nde yabancı kontenjanının doluluğu bahanesiyle Hacettepe'ye kiralanmak istemez ve Karabükspor'un devreye girmesiyle "kurt" Cavcav Emenike'yi elinden kaçırır. Ve nihayetinde, 3-0...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;İki farklı oyuncu, dört farklı takımın kaderini böyle değiştirebiliyor; siz hala futbola sadece 20 kişinin top peşinden koşması olarak bakmakta inat mı edeceksiniz?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-2185932254478045412?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/2185932254478045412/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/09/kader-ortaklar-21-eylul-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2185932254478045412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2185932254478045412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/09/kader-ortaklar-21-eylul-2010.html' title='Kader Ortakları | 21 Eylül 2010'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-4558484534539837531</id><published>2010-09-19T07:38:00.000-07:00</published><updated>2010-09-19T07:42:40.932-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnternet Sitelerinden'/><title type='text'>Togo'nun Türkiye Şubesi | 19 Eylül 2010</title><content type='html'>&lt;h3 class="post-title entry-title"&gt; &lt;/h3&gt; &lt;div class="post-header"&gt;  &lt;/div&gt; &lt;div class="post-body entry-content"&gt; &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_mgTbCHZpULs/TJYez3SW85I/AAAAAAAADAA/DkCNHqKsuZ0/s1600/kocaelispor_kadro.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 301px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_mgTbCHZpULs/TJYez3SW85I/AAAAAAAADAA/DkCNHqKsuZ0/s400/kocaelispor_kadro.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5518632269752234898" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Togo &lt;/span&gt;milli takımının &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bahreyn &lt;/span&gt;ile yaptığı maçta sahte oyuncuların oynaması sonrasında koparılan yangını herkes görüyordur, ilk duyduğumda herkesin aksine garipsemedim. Aynı filmi geçen yıl izlemiştim. Hem de Edirne sınırlarının içinde, ikamet adresimde; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kocaeli&lt;/span&gt;'nde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii olaylar biraz farklı olsa da, benzer yönleri çoktu. Misal şimdi Togo olayının sorumlusu olarak mafya ihtimalinin üzerinde duruluyor. Kocaelispor'u da o hale düşüren, mafya bozuntusu külhanbeyleriydi. Neyse, bayramlık ağzımızı açmanın lüzumu yok; sadede gelelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kocaelispor &lt;/span&gt;Bank Asya Ligi'ne görkemli bir şekilde düşünce kollar sıvanmış ve kalburüstü bile diyemeyeceğimiz, ortalama üstü bir kadro kurulmuştu. Kimler kimler yoktu ki o kadroda?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ahmet Dursun, Ahmet Şahin, Ali Bayraktar, Ali Çamdalı, Anıl Taşdemir, Aydın Yıldırım, Bülent Uzun, Emrehan Ceylan, Emrah Kol, Ercan Ağaçe, Ersin Veli, Evren Turan, İsmail Konuk, Muhammed Ali Kurtuluş, Murat Akyüz, Maxwell Oriyami, Sertan Eser, Tevfik Altındağ, Uğur Yasan, Cem Sinan Vergül, Serdar Topraktepe...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu saydıklarım Kocaelispor'un as takımıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak maçlara gidenler as takımı bırakın sahada, kulübede; tribünde bile göremedi. Sadece Serdar ve Cem Sinan ilk 11'deydi... Geri kalanları oynatılamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lisans ödenemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kentin as takımını çekip çeviriyorsunuz, adınızın başına &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"ilk sezonunda şampiyon olan" &lt;/span&gt;sıfatını koyup başkanlık koltuğuna kuruluyorsunuz. Lisans alamıyorsunuz lisans!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne oldu peki? Bu oyuncuların bir kısmı sezon sonuna kadar tek başına antreman yaptı, bir kısmı bırakıp gitti. Gidenlere bir şey diyemeyiz, haklarıdır. Onları kandırıp şehre getirip geleceklerine darbe vurma niyetli kötü adamdan kaçtılar, şehirden değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi diyeceksiniz,&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; "Kimler oynadı o zaman arkadaşım?"&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İzmitli çocuklar oynadı. Çocuklar. 17 - 18 yaşlarında çocuklar. Ligin yaş ortalamasının kat kat altında olan çocuklar. Onur var 19 yaşında, alınan son galibiyette maçın tek golünü attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13 Aralık 2009.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O tarihten beri galibiyet göremedi yeşil siyah. Siyah hüzün kısacası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi başka birileri de, sevinsin övünsün. Amaçlarına ulaştılar. Sırf siyasi oyunlarla, şehirle özdeşleşen belediye başkanının anılarını silme adına büyük bir adım attılar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KS plakalı makam araçlarını da lütfen, lütfen değiştirsinler. Her gördüğümde bu halkla nasıl alay edildiğini bir kez daha anlıyorum; bana bunu yaşatmaya hakları yok. Araçtan insinler demiyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmi kirletmesinler.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-4558484534539837531?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/4558484534539837531/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/09/togonun-turkiye-subesi-19-agustos-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/4558484534539837531'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/4558484534539837531'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/09/togonun-turkiye-subesi-19-agustos-2010.html' title='Togo&apos;nun Türkiye Şubesi | 19 Eylül 2010'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_mgTbCHZpULs/TJYez3SW85I/AAAAAAAADAA/DkCNHqKsuZ0/s72-c/kocaelispor_kadro.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-2494649400638633310</id><published>2010-09-13T04:31:00.000-07:00</published><updated>2010-09-13T04:32:16.675-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='belirtiyorum.com'/><title type='text'>Kardeşlik Masalı | 13 Eylül 2010</title><content type='html'>&lt;p&gt;Diyelim ki, bir öğrencisiniz. Okulun kendi çapında takılan derslerde zaman zaman tökezlese de hep bir şekilde başaran bir öğrencisisiniz. Milyonlarca öğrenciden sadece birisiniz. Ailenin tek çocuğusunuz. Seviliyorsunuz, kendinizce şımartılıyorsunuz. Git gide olgunlaşırken bir gün babanızla anneniz sizi karşısına alıyorlar ve sizinle yaşıt bir kardeşiniz olduğunu söylüyorlar. Eh, bu yaşa kadar yalnızmışsınız. Biraz olsun seviniyorsunuz ve kardeşinizin geleceği günü bekliyorsunuz. Bu bekleme aşamasında kardeşiniz ile iletişim kuruyorsunuz...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Eviniz iki oda bir salonken, kardeşiniz sizinle aynı odada kalmayacağını ve salonda tek başına kalmak istediğini söylüyor. Sırf huzursuzluk olmasın diye ikna oluyorsunuz. Soyadınız da biraz uzun olsun, mesela Eyikrüt. Onun şu anki soyadı da sizden daha kısa olsun... Ve "Tamam siz beni himayenize alacaksınız da, ben soyadımı muhafaza etmek istiyorum" desin. Eh, ne yapacaksınız; kabul edeceksiniz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sizinle aynı okula gitmeyi ise kabul edecek ancak bir şartla; aynı yaşta olmanıza ve sizden daha başarısız olmasına karşın bir üst sınıfınızdan başlama şartıyla...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bir noktadan sonra sabır taşı çatlayacak değil mi?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Siz onun mutlu olması için, kendisini yabancı hissetmemesi için her şeyi yaparken onun bitmek tükenmek bilmeyen kaprisleri sizi bile çatlatacaktır değil mi?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;"Olmaz olsun böyle kardeş" diyeceksiniz belki de?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Türkiye'nin yirmi küsür yıldır yaşadığı süreç de bunun tıpatıp aynısıdır.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sürekli, dayatılan bir kardeşlik şartnamesi var.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ben bu zamana kadar bu olayın bu kadar azıttığına ise hiç şahit olmamıştım... Gece yarısı mitingleri düzenlemek, ayetlerle tehdit etmek, özerk olmanın çantada keklik olduğunu ifade etmek, sürekli birilerince finanse edilmek...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Orada bir şeyler oluyor evet, bunu tutup da "Türkler barbar", "Biz haklarımızı alamıyoruz" gibi bahanelere sığdırmanın anlamı yok. Bu millet en alt sınıflardan belediye başkanı çıkarmış bir millettir. Bu millet işçisine köylüsüne daima saygı duymuş bir millettir. Bu millet ki, askerini hep baş tacı yapmış bir millettir; vatan görevi nihayetinde.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sen tutup, vatan görevini yapan askerime kurşun sıkacaksan; roket atacaksan haktan hukuktan söz etmeyeceksin bu birincisi.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Şakşakçılarını susturacaksın, bu ikincisi. Tutup da "Arefe günü dokuz terörist öldürüldü, şık oldu mu?" diyen köşe yazarına hatırlatmalı; dört gün önce Hakkari'ye roket atarla saldıranlar öldürüldü. Ayrıca, adı üstünde TERÖRİST öldürüldü. Bunun arefesi bayramı seyranı olmaz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Her fırsatta özerkliği anmayacaksın, özerk olunca eline geçecek tek şey tüm parlamentosu senin "kandaşın" olan bir meclis olacaksa biraz mantıklı düşün; aklı olan çorak topraklarda cumhuriyet kurar mı?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ağaları beslemekten, teröristleri korumaktan yıllardır gelişmiyorsunuz. Bunlarla savaşmaktansa "Biji Serok" diye sokağa çıkıyorsunuz. Açılan fabrikaları sırf sizin "kandaşlarınız" açmıyor diye kapattırıp, iş yok diye ağlıyorsunuz. Para dağıtılıyor, kendi paramı basacağım diye o parayı yırtıyorsunuz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Size üzüm veriyoruz, elimize pisliyorsunuz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Gelip İzmir'de, İstanbul'da en güzel mekanları açarken özgürlüğünüzün kısıtlanmasından şikayet etmiyorsunuz da; sırf istediğiniz bölücü unsurlar gerçekleşmeyince esaret içindeymiş gibi lanse ediliyorsunuz. Kim size iş bulamazsınız diyor? Kim size iş yeri açamazsınız diyor? Seyahat hakkınızı elinizden alan mı var? Kimse sizi evinize zincirliyor mu?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;"Kendi dilimde eğitim" diye ağlarken, düşünüyor musun normal eğitimde hiçbir ilerleme gösterememenin nedenini?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;"Kürtçe TV" diyorsun, lehçe farklı diye izlemiyorsun. Olabilir, sonra olayı "Devlet bizi sevmiyor"a getiriyorsun; kendini sevdirmeyen sensin kardeşim, sen!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Futbol takımını sırf senden insanlar yok diye desteklemeyip, bölücü örgütün finanse ettiği belediye takımını destekliyorsun. Sonra öbür takımı baltalamak için sahaya girip adam dövüyorsun.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Senin amacın kardeş olmak değil güzel kardeşim, önce çizgilerimizi netleştirelim; sonra pazarlığa oturalım. Olur mu?&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-2494649400638633310?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/2494649400638633310/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/09/kardeslik-masal-13-eylul-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2494649400638633310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/2494649400638633310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/09/kardeslik-masal-13-eylul-2010.html' title='Kardeşlik Masalı | 13 Eylül 2010'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-8726087960645029566</id><published>2010-09-12T14:54:00.000-07:00</published><updated>2010-09-12T14:55:48.911-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnternet Sitelerinden'/><title type='text'>Ederinden Fazla Değer | 13 Eylül 2010</title><content type='html'>&lt;h3 class="post-title entry-title"&gt; &lt;/h3&gt; &lt;div class="post-header"&gt;  &lt;/div&gt; &lt;div class="post-body entry-content"&gt; &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_mgTbCHZpULs/TI1AS9WNxgI/AAAAAAAAC_Q/7WlkIXR8ikc/s1600/hak.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 202px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_mgTbCHZpULs/TI1AS9WNxgI/AAAAAAAAC_Q/7WlkIXR8ikc/s400/hak.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516135813048288770" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;15 yıl gibi bir süre Ankaragücü'nde oynayıp, uzun yıllar da kaptanlık yaparak sembol bir isim haline gelen Hakan Kutlu'nun düştüğü hal cidden kötü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun yerinde olmayı istemezdim, uzunca bir süre bir taraftar gurubunun elinin üstünde yükseliyorsunuz. Bulutlardan yere düşünce tabii ki canınız acır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hakan Kutlu&lt;/span&gt; teknik direktörlüğe Ankaragücü'nde başladı. 11 galibiyet, 10 beraberlik ve 16 mağlubiyet alırken 40 gol atıp 49 gol yedi Kutlu'nun takımı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstifa etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Denizlispor&lt;/span&gt;'la anlaştı. Ligin 10. haftası göreve geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk maçında, bismillah, İBB'ye 1-0 yenildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8 maç peş peşe galibiyet göremedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kayseri&lt;/span&gt;, Diyarbakır ve Ankara'yı yendi (sonuncusu hükmen) ve sonrasında 5 maç galip gelemedi. Eskişehir'i 1-0 mağlup etti, üç hafta sonra küme düşmesinin kesinleşmesi neticesiyle Gençlerbirliği'ni yendi, iki hafta daha galibiyet göremeyerek ligi bitirdi. Türkiye Kupası'nda gruplarda iki galibiyet iki beraberlik aldı, çeyrek finalde Manisaspor dört salladı evine yolladı Denizlisporlu Hakan Kutlu'yu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Manisa&lt;/span&gt;'yla anlaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk hafta ligin yeni takımı Karabük'e 2-1 yenildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci hafta kaderin cilvesi, maçı emektar Ankaragücü'yleydi. 3 yedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü hafta eşitliği yakaladığı maçta Fenerbahçe'ye 4-2 yenildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dördüncü hafta öne geçti, yılların kurdu Necati iki attı iki büklüm eve döndü. Pardon, dönmedi. Kendi sahasındaydı zaten maç...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstifa sinyali verdi... Bence değil istifa, direk emekli olmalı. Ederinden fazla değer gören insanların bu kadar yüksek paralar kazanmasına oynattığı takımlarla alakası olmayan ben bile sinirleniyorum, bu adamın maaş bordrosunu belirleyenler nasıl hazmedebiliyor? Bir sürü kaliteli teknik direktör olanaksızlıklarla boğuşurken bu vasıfsız adamların kurmaya çalıştığı takımlara nasıl milyon dolarlar yatırılabiliyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra da, ligin marka değeri... Hadi oradan sen de!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/186654053227627946-8726087960645029566?l=suucaryazikalir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/feeds/8726087960645029566/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/09/ederinden-fazla-deger-13-eylul-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8726087960645029566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/186654053227627946/posts/default/8726087960645029566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://suucaryazikalir.blogspot.com/2010/09/ederinden-fazla-deger-13-eylul-2010.html' title='Ederinden Fazla Değer | 13 Eylül 2010'/><author><name>Alper KAYA</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_hqLT3cZKseQ/S1DxsiozbFI/AAAAAAAAAUM/5yedT2jVB1o/s1600-R/ben.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_mgTbCHZpULs/TI1AS9WNxgI/AAAAAAAAC_Q/7WlkIXR8ikc/s72-c/hak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-186654053227627946.post-2905063996504056115</id><published>2010-09-12T14:52:00.000-07:00</published><updated>2010-09-12T14:54:30.112-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Yılı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnternet Sitelerinden'/><title type='text'>Makus Tesadüfler! | 13 Eylül 2010</title><content type='html'>&lt;h3 class="post-title entry-title"&gt; &lt;/h3&gt; &lt;div class="post-header"&gt;  &lt;/div&gt; &lt;div class="post-body entry-content"&gt; &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_mgTbCHZpULs/TI1BBoBB9MI/AAAAAAAAC_Y/3O8yL_kv-Q4/s1600/gn.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 263px; height: 192px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_mgTbCHZpULs/TI1BBoBB9MI/AAAAAAAAC_Y/3O8yL_kv-Q4/s400/gn.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516136614776140994" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Türkiye Kupası elemelerine katılıyorsunuz. İlk maçta Kasımpaşa'yla normal sürede 2-2 berabere ka
